―Annem sana yapmamanı söyledi!‖
Petunia terliklerinin topuklarını yerde sürükleyerek salıncağı çatırdama ve gıcırdama sesleri içinde
durdurdu ve atlayıp ellerini kalçalarına koydu.
―Annem sana izin vermediğini söyledi Lily!‖
―Ama iyiyim,‖dedi Lily hala kıkırdarken. ―Tuney, Ģuna bak. Ne yaptığıma bir bak.‖
Petunia etrafa bir göz attı. Oyun alanı onlar ve iki kız bilmese de Snape dıĢında ıssız görünüyordu.
Lily, Snape‘in gizlendiği çalıdan solmuĢ bir çiçek kopardı. Petunia ilerledi, belli ki hem merak hem de
onaylamamazlık içinde bölünüp kalmıĢtı. Lily, Petunia onu tam olarak görebilecek kadar yakına gelene
kadar bekledi ve avucunu uzattı. Çiçek, taç yapraklarını açıp kapayarak, sanki garip, çok kabuklu bir
istiridye gibi orada duruyordu.
―Kes Ģunu!‖ diye haykırdı Petunia.
―Sana bir zararı yok ki,‖dedi Lily, ama yine de elini çiçeğin üzerine kapattı ve onu tekrar yere fırlattı.
―Bu doğru değil,‖dedi gözleriyle çiçeğin yere doğru süzülüĢünü ve toprağa düĢmesini seyrederken.
―Bunu nasıl yapıyorsun?‖diye ekledi, sesinde bariz bir istek vardı.
―Bu gayet açık, değil mi?‖ Snape kendisini daha fazla tutamayarak çalının arkasından fırladı. Petunia
çığlık attı ve salıncaklara doğru koĢtu, ancak Lily, gerçekten ĢaĢırmıĢ olmasına rağmen olduğu yerde
kaldı.
Snape görünümünden piĢmanlık duyuyor gibiydi. Lily‘e bakarken soluk kırmızı bir renk yanaklarını
çerçeveledi.
―Açık olan ne?‖diye sordu Lily.
Snape gergin bir heyecan havasındaydı. Artık salıncakların arkasında durmakta olan uzaktaki
Petunia‘ya bir göz attıktan sonra sesini alçalttı ve dedi ki, ―Senin ne olduğunu biliyorum.‖
―Ne demek istiyorsun?‖
―Sen…sen bir cadısın,‖diye fısıldadı Snape.
Kız kendisine hakaret edilmiĢ gibi görünüyordu.
―Bu birine söylemek için hoĢ bir Ģey değil!‖
Döndü ve burnu havada kardeĢine doğru yöneldi.
―Hayır!‖dedi Snape. ġimdi daha da koyu bir renk görünüyordu ve Harry neden o gülünç derecede
büyük ceketi çıkarmadığını merak etti, bu yalnızca içindeki gömleği belli etmemek için olabilirdi.
Kızların ardından aceleyle giderken tıpkı yetiĢkin halindeki kadar komik derecede bir yarasaya
benziyordu. Sanki takılmak için en güvenli yermiĢ gibi duran salıncağın iki yanındaki demirlerinden
birine biri, diğerine diğeri tutunmuĢ bir Ģekilde, iki kız bariz bir onaylamamazlıkla ona bakıyorlardı.
―Sen,‖dedi Snape Lily‘e. ―Sen bir cadısın. Seni bir süredir izliyorum. Ama bunda yanlıĢ bir Ģey yok.
Benim annem de öyle ve ben de bir büyücüyüm.‖ Petunia‘nın kahkahası soğuk su gibiydi.
―Büyücü!‖ diye haykırdı, onun ani ortaya çıkıĢının getirdiği Ģokun ardından cesareti geri gelmiĢ gibiydi.
―Senin kim olduğunu biliyorum. Sen Ģu Snape denilen çocuksun! Nehrin oradaki Spinner‘s End denilen
yerde yaĢıyorsunuz,‖ dedi Lily, ancak sesinin tonundan anlaĢıldığına göre bu adres onun için zavallı
bir referanstı.
―Neden bizi gözetliyordun?‖
―Sizi gözetlemiyordum,‖dedi Snape, gün ıĢığında terlemiĢ, rahatsız ve kirli saçlı haliyle. ―Seni
gözetlemezdim,‖diye ekledi kindar bir Ģekilde, ―sen bir Muggle‘sın.‖
Petunia kelimeyi anlamamıĢ olsa da bu tonu yanlıĢ anlamaması imkansız gibiydi.
―Lily, hadi, gidiyoruz!‖ dedi cırtlak bir sesle. Lily hemen ablasının dediğini dinledi ve Snape‘e ters ters
bakarak oradan ayrıldı. Orada durup onların, oyun alanının çitlerine doğru gitmelerini seyrederken onu
inceleyebilecek tek kiĢi olan Harry, Snape‘deki acı hayalkırıklığını gördü ve Snape‘in bu anı bir süredir
planladığını ancak herĢeyin tamamıyla ters gittiğini anladı…
Sahne eridi ve daha Harry farkına varmadan etrafında yeniden belirdi. ġimdi küçük bir ağaçlığın
ordaydı. Ağaçların gövdeleri arasından gün ıĢığındaki nehrin parlamasını görebiliyordu. Ağaçların
oluĢturduğu gölgeler açık yeĢil gölgeler bırakıyordu. Ġki çocuk yüzleri birbirine dönük olarak bağdaĢ
kurup oturmuĢlardı. Snape sonunda ceketini çıkarmıĢtı; garip gömleği yarı güneĢte daha az tuhaf
görünüyordu.
―…ve Bakanlık okul dıĢında sihir yaparsan seni cezalandırabilir, mektup alırsın.‖
―Ama ben daha önce okul dıĢında sihir yaptım!‖
―Bizim için sorun yok. Henüz asalarımızı almadık. Çocukken ve buna karĢı koyamazken izin veriyorlar.
Ancak onbir yaĢına geldiğinde,‖ önemle baĢını salladı, ―seni eğitmeye baĢlıyorlar, sonra çok dikkatli
olmalısın.‖
Kısa bir sessizlik oldu. Lily yere düĢmüĢ ince bir dalı aldı ve onu havada çevirdi, Harry onun ucundan
kıvılcımlar saçtığını hayal ettiğini biliyordu. Sonra dalı fırlattı, oğlana doğru eğildi ve dedi ki, ―Bu doğru,
değil mi? Bu bir Ģaka değil? Petunia senin bana yalan söylediği söyledi. Petunia Hogwarts diye bir yer
olmadığını da söyledi. Bunlar gerçek, değil mi?‖
―Bunlar bizim için gerçek,‖dedi Snape. ―Onun için değil. Ama biz mektuplarımızı alacağız, sen ve ben.‖
―Gerçekten mi?‖ diye fısıldadı Lily.
―Kesinlikle,‖dedi Snape, berbat kesimli saçına ve garip kıyafetlerine rağmen, kızın önünde kaderine
duyduğu aĢırı güvenle dolup taĢan, yayılarak oturan figüründe garip bir etkileyicilik vardı.
―Peki, gerçekten baykuĢlarla mı gelecekler?‖diye fısıldadı Lily.
―Normalde evet,‖dedi Snape. ―Ancak sen bir Muggle-doğumlusun, bu nedenle okuldan birileri gelip
ailene durumu açıklamak zorunda kalabilir.‖
―Bunun bir farkı var mıdır, yani Muggle-doğumlu olmanın?‖
Snape tereddüt etti. Siyah gözleri hevesle, hüzünle bakan yeĢil gözlerden soluk yüze dolaĢtı, ordan da
koyu kırmızı saçlara kaydı.
―Hayır,‖dedi. ―Hiçbir farkı yok.‖
―Ġyi,‖dedi Lily rahatlayarak. Belli ki endiĢeleniyordu.
―Bir sürü sihir yapabiliyorsun,‖dedi Snape. ―Bunu gördüm. Seni izlediğim zamanlarda…‖
Sesi zayıfladı, kız dinlemiyordu ancak yere uzanmıĢ bir Ģekilde ona bakmadan yukarıdaki yaprakların
oluĢturduğu gölgeyi seyrediyordu. Snape, onu tıpkı daha önce oyun alanında olduğu gibi aç gözlü bir
ifadeyle seyrediyordu.
―Sizin evde iĢler nasıl?‖diye sordu Lily.
Snape‘in gözlerinde hafif bir kırıĢıklık belirdi.
―Ġyi,‖dedi.
―Artık tartıĢmıyorlar mı?‖
―Ah, evet, tartıĢıyorlar,‖dedi Snape. Bir avuç dolusu yaprak kopartıp ne yaptığının farkında olmadan
onları tek tek ayırmaya baĢladı. ―Ancak uzun sürmeyecek, ben gitmiĢ olacağım.‖
―Baban sihirden hoĢlanmıyor mu?‖
―O hiçbir Ģeyden fazla hoĢlanmaz,‖dedi Snape.
―Severus?‖
Kız onun adını söylediğinde Snape‘in dudakları hafif bir gülümseyiĢle kıvrıldı.
―Evet?‖
―Bana yine Ruh Emicilerden bahset.‖
―Onlar hakkında neden bir Ģeyler bilmek istiyorsun?‖
―Eğer okul dıĢında büyü yaparsam--‖
―Seni bunun için Ruh Emicilere vermezler! Ruh Emiciler gerçekten çok kötü Ģeyler yapan insanlar
içindir. Büyücü hapishanesi Azkaban‘ı korurlar. Sen Azkaban‘a hiç gitmeyeceksin, sen fazlasıyla--‖
Yine kırmızıya döndü ve biraz daha yaprak yoldu. Sonra Harry arkasından gelen hafif bir hıĢırtı
üzerine döndü: bir ağacın arkasına saklanmakta olan Petunia, bastığı yeri unutmuĢtu.
―Tuney!‖ dedi Lily sesinde ĢaĢkınlık ve sevinçle, ancak Snape ayağa fırladı.
―ġimdi gözetleyen kimmiĢ?‖diye bağırdı. ―Ne istiyorsun?‖
Petunia yakalanmanın paniğiyle nefessiz kalmıĢtı. Harry onun incitecek bir Ģeyler bulabilmek için
savaĢtığını görebiliyordu.
―Bu giydiğin Ģey de ne?‖dedi, Snape‘in göğsüne iĢaret ederek.
―Annenin bluzu mu?‖
Bir Ģaklama oldu. Petunia‘nın kafasının üzerine bir dal düĢmüĢtü. Lily çığlık attı. Dal Petunia‘nın
omzuna çarptı ve kız geri doğru sendeleyerek gözyaĢlarına boğuldu.
―Tuney!‖
Ancak Petunia koĢarak uzaklaĢıyordu. Lily Snape‘e döndü.
―Bunu sen mi yaptın?‖
―Hayır.‖ Hem meydan okuyormuĢ hem de korkuyormuĢ gibi görünüyordu.
―Sen yaptın!‖ ġimdi o da Snape‘ten geriye doğru gidiyordu. ―Sen yaptın! Ona zarar verdin!‖
―Hayır--hayır, ben yapmadım!‖
Ancak bu yalan Lily‘i ikna etmedi. Son bir yakıcı bakıĢın ardından, kız kardeĢinin peĢinden koĢmaya
baĢladı ve Snape periĢan ve kafası karıĢmıĢ bir halde geride kaldı…
Ve sahne yeniden oluĢtu. Harry etrafına bakındı. Platform Dokuz Üç Çeyrek‘teydi ve Snape yanında
ona aĢırı Ģekilde benzeyen cılız, sıska yüzlü, huysuz bakıĢlı bir kadına doğru hafifçe eğilmiĢ olarak
duruyordu. Snape biraz ilerlerinde duran dört kiĢilik aileye bakıyordu. Ġki kız anne babalarından biraz
uzakta duruyorlardı. Lily kardeĢine yalvarıyor gibiydi. Harry dinleyebilmek için yakınlarına gitti.
―…Üzgünüm, Tuney, üzgünüm! Dinle--‖ KardeĢinin elini yakaladı ve Petunia her ne kadar itmeye
çalıĢsa da sımsıkı tuttu. Belki de bir kez oraya gittiğimde--hayır, dinle, Tuney! Belki de oraya
gittiğimde, Profesör Dumbledore‘a uğrama ve onun fikrini değiĢtirmeye ikna etme Ģansım olur!‖
―Ben--gitmek--falan--istemiyorum!‖ dedi Petunia ve elini sımsıkı tutan kız kardeĢinden kurtardı. ―Benim
aptal bir Ģatoya gitmeyi istediğimi mi sanıyorsun ve orada bir--bir…‖
Solgun gözleri platformda, sahiplerinin kollarında miyavlayan kedilerde, kanat çırpıp kafesleri içinden
birbirlerine öten baykuĢlarda, çoktan uzun siyah cüppelerini giymiĢ olan ve bavullarını kırmızı
vagonlara yüklerken bir yandan yazın boyunca ayrı kalmanın ardından birbirlerini görmenin
mutluluğuyla çığlıklar atan öğrencilerde dolandı.
―--sen benim, bir--bir ucube olmak istediğimi mi sanıyorsun?‖
Petunia sonunda kendini ondan kurtarmayı baĢardığında, Lily‘nin gözleri yaĢlarla doldu.
―Ben bir ucube değilim,‖dedi Lily. ―Bu söylediğin korkunç bir Ģey.‖
―Sonunda olacağın o,‖ dedi Petunia büyük bir iĢtahla. ―Ucubeler için özel bir okul. Sen ve Ģu Snape
denilen çocuk… tuhafsınız, siz ikiniz böylesiniz iĢte. Sizin normal insanlardan ayrılmanız iyi bir Ģey.
Bizim güvenliğimiz için.‖
Petunia içtenlik dolu bir zevkle platformu inceleyip bu sahneleri içlerine çeken ailesine bir göz attı.
Sonra yeniden ablasına döndü, sesi alçak ve ateĢliydi.
―Müdüre yazıp onun seni alması için yalvarırken oranın bir ucube okulu olduğunu düĢünmüyordun
ama.‖
Petunia kırmızıya döndü.
―Yalvarmak? Ben yalvarmadım!‖
―Onun cevabını gördüm. Çok kibarcaydı.‖
―Onu okumamalıydın--‖diye fısıldadı Petunia, ―o özel birĢeydi--nasıl yapabilirsin--?‖
Lily, Snape‘in durduğu yere kaçamak bir bakıĢ atarak kendisini ele verdi.
Petunia nefesini hızla içine çekti.
―O çocuk buldu onu! Sen ve o, sinsi sinsi odamda dolaĢıyordunuz!‖
―Hayır--dolaĢmıyorduk--‖Bu kez de Lily savunmaya geçmiĢti. ―Zarfı Severus gördü, bir Muggle‘ın
Hogwarts‘la temasa geçebileceğine inanmadı, hepsi bu! Diyor ki, postanede gizlice çalıĢan büyücüler
olmalıymıĢ, böyle Ģeylere göz kulak--‖
―Belli ki büyücüler burunlarını her Ģeye sokuyorlar!‖ dedi artık yüzünün rengi uçup gittiğinden solgun
görünen Petunia. ―Ucube!‖diye parladı kardeĢine ve öfkeyle anne babasının dikildiği yere doğru
yürüdü…
Sahne yeniden eridi. Hogwarts Ekspresi çayırlardan tangırdayarak geçerken Snape koridor boyunca
aceleyle ilerliyordu. Çoktan okul cüppesini giymiĢti, bu belki de korkunç Muggle giysilerinden kurtulmak
için ilk fırsatıydı. Sonunda bir grup oğlanın gürültülü bir Ģekilde konuĢtukları bir kompartımanın önünde
durdu. Camın kenarındaki köĢede bir koltukta kamburlaĢmıĢ bir halde Lily oturuyordu, yüzünü pencere
kenarına yaslamıĢtı.
Snape kompartıman kapısını iterek açtı ve Lily‘nin karĢısına oturdu. Lily ona Ģöyle bir baktı ve sonra
tekrar pencereden dıĢarı bakmaya baĢladı. Ağlıyordu.
―Seninle konuĢmak istemiyorum,‖dedi sıkkın bir sesle.
―Neden?‖
―Tuney benden n-nefret ediyor. Çünkü Dumbledore‘dan gelen mektubu gördük.‖
―Ne olmuĢ?‖
Ona derin bir memnuniyetsizlik bakıĢı fırlattı.
―O benim kızkardeĢim!‖
―O sadece bir--‖ Son anda kendine hakim oldu; gözlerini kurulamakla fazlasıyla meĢgul olan Lily
farkında değildi ve onu duymadı.
―Ama biz gidiyoruz!‖ dedi Snape, sesindeki heyecanı gizlemeyi baĢaramayarak.
―Hepsi bu! Hogwarts‘a gidiyoruz!‖
Kız baĢıyla onayladı, gözlerini kurulayıp herĢeye rağmen yarım bir tebessüm etti.
―Muhtemelen Slytherinli olacaksın,‖dedi Snape, onun birazcık da olsa neĢelendiğini görünce
cesaretlenerek.
―Slytherin?‖
O noktaya kadar Lily‘e de Snape‘e de herhangi bir ilgi belirtisi göstermemesine rağmen duyduğu
kelime karĢısında etrafına bakan, kompartımanı paylaĢtıkları oğlanlardan birini, tamamıyla pencere
önündeki ikiliye odaklanmıĢ olan kiĢiyi, babasını gördü: ince, Snape gibi siyah saçlı, ancak
tanımlanamaz bir Ģekilde iyi bakıldığı ve çok sevildiği belli olan anlatılamaz bir havası vardı, ki bu
aĢikar bir Ģekilde Snape‘in sahip olmadığı bir Ģeydi.
―Kim Slytherin‘de olmak isterdi ki? Sanırım ben ayrılırdım, sen ayrılmaz mıydın?‖ diye sordu James
karĢısındaki koltukta hayret içinde yayılarak oturan oğlana, Harry Sirius‘u hemen tanıdı. Sirius
gülmüyordu.
―Benim bütün ailem Slytherin‘di,‖ dedi.
―Bak Ģu iĢe,‖dedi James, ―ben de senin fena görünmediğini düĢünmüĢtüm!‖
Sirius sırıttı.
―Belki ben geleneği bozarım. Elinde seçenek olsa sen nereye girerdin?‖
James görünmez bir kılıcı çekiyormuĢ gibi yaptı.
―Gryffindor, cesaretin kalplerde yaĢatıldığı yer! Tıpkı babam gibi.‖
Snape kısık, küçümseyen bir ses çıkardı. James ona döndü.
―Bununla ilgili bir sorunun mu var?‖
―Hayır,‖ dedi Snape, ancak hafif dudak bükmesi tam tersini söylüyordu. ―Eğer zeki olmaktansa kaslı
olmayı--‖
―Peki sen nereye gitmeyi umuyorsun, görünüĢe göre sende her ikisi de yokken?‖diye araya girdi
Sirius. James kükreyerek güldü. Lily oldukça kızarmıĢ bir Ģekilde ayağa kalktı ve hoĢnutsuzluk içinde
bir James‘e bir Sirius‘a baktı.
―Hadi Severus, gidip baĢka bir kompartıman bulalım.‖
―Oooooo…‖
James ve Sirius onun alçak sesini taklit ettiler; James önünden geçen Snape‘e çelme takmaya çalıĢtı.
Kompartıman kapısı çarpılıp kapanırken ―GörüĢürüz, Sümsükus!‖diye sesi yükseldi.
Ve sahne bir kez daha eriyip kayboldu…
Harry bu kez kendini vermiĢ yüzlerin sıralandığı mumla aydınlatılmıĢ Bina masalarına doğru bakan
Snape‘in hemen yanında duruyordu. Ve Profesör McGonagall dedi ki, ―Evans, Lily!‖
Annesinin titreyen bacaklarla yürüyüp zayıf görünüĢlü tabureye oturmasını izledi. Profesör
McGonagall Seçmen ġapkayı onun baĢına yerleĢtirdi ve Ģapka koyu kırmızı kafaya dokunduktan daha
bir saniye geçti ki haykırdı,
―Gryffindor!‖
Harry Snape‘in hafifçe inlediğini duydu. Lily Ģapkayı çıkarttı, Profesör McGonagall‘a verdi ve
alkıĢlayan Griffindor‘lara doğru aceleyle yürüdü, ancak geçerken Snape‘e bir bakıĢ attığında yüzünde
hafif üzgün bir gülümseyiĢ vardı.
Harry Sirius‘un ona yer açmak için kenara kaydığını gördü. Kız ona bir bakıĢ attı, onu trenden tanımıĢ
gibi göründü ve kollarını kavuĢturup ona sırtını döndü.
Listenin okunması devam etti. Harry Lupin, Pettigrew ve babasının da Griffindor masasındaki Lily ve
Sirius‘a katıldıklarını gördü. Sonunda seçilmek için sadece bir düzine kadar öğrenci kaldığında
Profesör McGonagall Snape‘i çağırdı.
Harry onunla tabureye kadar yürüdü ve Ģapkanın baĢına yerleĢtirilmesini izledi. ―Slytherin!‖ diye
haykırdı Seçmen ġapka.
Ve Severus Snape Lily‘den uzağa, Salon‘un diğer tarafınına doğru yürüdü, orda aralarında göğsünde
bir Öğrenci BaĢkanı rozetinin parlamakta olduğu ve Snape yanına otururken sırtına hafifçe vuran
Lucius Malfoy‘un da bulunduğu bir kalabalık neĢeyle alkıĢlıyordu…
Ve sahne değiĢti…
Lily ve Snape Ģatonun çimenlerinde yürüyor, belli ki tartıĢıyorlardı. Harry onları yakalayıp
dinleyebilmek için acele etti. Onlara ulaĢtığında ikisinin de ne kadar uzamıĢ olduklarını fark etti.
Seçmelerden sonra birkaç yıl geçmiĢ gibiydi.
―…arkadaĢ olduğumuzu düĢünmüĢtüm?‖diyordu Snape, ―Yakın arkadaĢ?‖
―Öyleyiz, Sev, ama etrafta birlikte takıldığın insanların bazılarını sevmiyorum! Üzgünüm ama Avery ve
Mulciber‘den nefret ediyorum! Mulciber! Onda ne buluyorsun Sev, o tüyler ürpertici! Mary McDonald‘a
geçen gün ne yapmaya kalkıĢtı biliyor musun?‖
Lily bir sütuna uzanıp ona sırtını dayadı ve onun zayıf, solgun yüzüne baktı.
―O bir Ģey değildi,‖ dedi Snape. ―Bir eğlenceydi, hepsi bu--‖
―Kara büyüydü ve bunun komik olduğunu düĢünüyorsan--‖
―Peki, Potter ve arkadaĢlarının yaptıklarına ne demeli?‖ diye sordu Snape.
Bunu söylerken rengi tekrar uçup gitti, görünüĢe göre içerlediğini ört bas edememiĢti.
―Potter ne yapmıĢ?‖ dedi Lily.
―Geceleri sinsi sinsi dolaĢıyorlar. O Lupin‘de garip birĢeyler var. Nereye gidip duruyor?‖
―O hasta,‖dedi Lily, ―Onun rahatsız olduğunu söylüyorlar--‖
―Her ay dolunayda mı?‖dedi Snape.
―Teorini biliyorum,‖ dedi Lily, sesi soğuk çıkmıĢtı. ―Bu arada onlara neden bu kadar takmıĢ
durumdasın? Geceleri ne yaptıklarını neden umursuyorsun?‖
―Sadece sana onların herkesin sandığı kadar muhteĢem olmadıklarını göstermeye çalıĢıyorum.‖
BakıĢlarındaki yoğunluk karĢısında kız kızardı.
―En azından karanlık büyü kullanmıyorlar.‖ Sesini alçalttı. ―Gerçekten nankör davranıyorsun. O gece
ne olduğunu duydum. Sinsice Bağıran Baraka‘daki tünele gitmiĢsin ve aĢağıdaki her neyse James
Potter seni kurtarmıĢ--‖
Snape‘in bütün yüzü buruĢtu ve ĢaĢkınlık ve öfkeyle karmakarıĢık oldu, ―KurtarmıĢ? KurtarmıĢ?
Kahramanı oynadığını falan mı düĢünüyorsun? Kendi postunu ve arkadaĢlarınınkini kurtarıyordu! Sen
hiç—sana, sana müsaade etmeyeceğim --‖
―Müsaade etmek? Müsaade?‖
Lily‘nin parlak yeĢil gözleri keskindi. Snape aynı yere geri dönmüĢtü.
―Bunu demek istemedim--sadece seni kandırmalarını istemiyorum—o seni arzuluyor, James Potter
seni arzuluyor!‖ Kelimeler içinden isteği dıĢında çekiliyormuĢ gibiydi. ―Ve o…herkes onun… yüce
Quidditch kahramanı olduğunu düĢünüor… ama değil--‖
Snape‘in sertliği ve hoĢnutsuzluğu onu tutarsız gösteriyordu ve Lily‘nin kaĢları alnında doğru daha
havaya kalkıyordu.
―James Potter‘ın kendini beğenmiĢ bir gıcık olduğunu biliyorum,‖ dedi Snape‘in sözünü keserek.
―Bunu bana söylemene gerek yok. Ama Mulciber ve Avery‘nin mizaçları kötü. Kötü, Sev. Onlarla nasıl
arkadaĢ olduğunu anlayamıyorum.‖ Harry Snape‘in Mulciber hakkındaki kınamaları duyduğundan
Ģüpheliydi. Onun James Potter‘a hakaret ettiğini duyduğu anda bütün vüdunu rahatlamıĢtı ve birlikte
ileri yürürlerken Snape‘in adımlarında yeni bir gevĢeklik vardı…
Ve sahne eridi…
Harry Snape‘in Karanlık Sanatlara KarĢı Savunma S.B.D.‘sinin ardından Büyük Salon‘u terk etmesini
izledi, dolaĢarak Ģatodan uzaklara ve yanlıĢlıkla James, Sirius, Lupin ve Petttigrew‘un bir kayın
ağacının altında oturdukları noktaya yakın bir yerlere varmasını izledi. Ancak Harry bu kez mesafesini
korudu, çünkü James‘in Severus‘ı havaya kaldırıp alay edeceğini biliyordu; ne olduğunu ve söylediğini
biliyordu ve bunları duymak ona zevk vermiyordu… Lily‘nin de gruba katılıp Snape‘i savunduğunu
gördü. Uzaktan Snape‘in küçük düĢmüĢlük ve öfkeyle o affedilmez kelimeyi bağırdığını duydu:
―Bulanık.‖
Sahne eridi…
―Üzgünüm.‖
―Ġlgilenmiyorum.‖
―Üzgünüm!‖
―Nefesini boĢa harcama.‖
Gece vaktiydi.
Lily üzerinde geceliğiyle Griffindor Kulesi‘nin giriĢindeki ġiĢman Hanım‘ın portesi önünde kollarını
önünde kavuĢturarak duruyordu.
―Sırf Mary bana burada uyuyacağın konusunda tehditler savurduğunu söylediği için geldim.‖
―Uyuyacaktım. Yapardım. Sana asla Bulanık demek istemedim, sadece ağzımdan kaç--‖
―Ağzından kaçtı?‖ Lily‘nin sesinde en ufak bir acıma yoktu. ―Artık çok geç. Seni yıllardır defalarca
bağıĢladım. ArkadaĢlarımın hiçbiri seninle konuĢmama anlam bile vermiyor. Senle ve senin Ģu değerli
küçük Ölüm Yiyen arkadaĢlarınla--görüyorsun ya, bunu kendin bile inkâr etmiyorsun! Kendinin de ne
olmaya doğru gittiğini inkar etmiyorsun! Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen‘e katılmak için sabırsızlanıyorsun,
değil mi?‖
Snape, ağzını açtı ancak hiçbir Ģey demeden kapattı.
―Artık daha fazla rol yapamam. Sen yolunu seçtin, ben de kendiminkini.‖
―Hayır--dinle, ben istememiĢtim--‖
―—bana Bulanık demeyimi? Ama sen bütün Muggle doğumluları böyle çağırıyorsun Severus. Benim
neden farkım olsun ki?‖
O konuĢmanın eĢiğinde mücadele ediyormuĢ gibi göründü ancak Lily yüzünde hor gören bir ifadeyle
döndü ve portre deliğinden tırmandı…
Koridor eridi ve sahne yeniden oluĢmadan önce biraz daha fazla zaman geçti: Harry‘ninetrafındankiler
katılaĢana kadar değiĢen Ģekiller ve renkler arasında havada uçuyormuĢ gibi oldu ve sonunda
ayakları karanlıkta soğuk ve terk edilmiĢ gibi görünen, rüzgarın birkaç yapraksız ağacın dalları
arasında ıslık çaldığı bir tepeye değdi. YetiĢkin Snape sık sık nefes alarak elinde asasını sıkıca tutmuĢ
bir Ģekilde birini ya da birĢeyleri bekliyormuĢ gibi döndü… Korkusu Harry‘e de bulaĢmıĢ gibiydi,
kendisinin zarar göremeyeceğini bilmesine rağmen o da Snape‘in neyi beklediğini görmek istercesine
omzunun üzerinden bir göz attı—
Sonra nedensiz, çentikli bir beyaz ıĢık havada uçarak belirdi. Harry ĢimĢek çaktığını düĢündü ancak
Snape‘in asası fırlamıĢtı ve o dizlerinin üzerine düĢmüĢtü.
―Beni öldürme!‖
―Amacım bu değildi.‖
Dumbledore‘un cisimlenmesinin çıkardığı ses dalların arasındaki rüzgar tarafından bastırılmıĢtı.
Snape‘in cüppesi bir kırbaç gibi sallanıyordu ve asadan çıkan ıĢıkta yüzü aydınlanmıĢken onun
önünde dikildi.
―Pekala Severus? Lord Voldemort‘un bana mesajı ne?‖
―Hayır--mesaj yok--ben kendi isteğimle buraya geldim!‖
Snape ellerini büküyordu. Düzensiz bir biçimde yayılan saçları, etrafında uçuĢurken biraz deli gibi
görünüyordu.
―Ben--ben buraya bir uyarı--hayır, bir rica için geldim--lütfen--‖
Dumbledore asasını Ģaklattı. Yapraklar ve otlar gece içinde etraflarında uçuĢsa da artık tepenin o
noktasında, Snape‘le yüzyüze durdukları o yerde, baĢka hiçbir ses çıkmadı.
―Bir Ölüm Yiyen‘in benden ne gibi bir isteği olabilir ki?‖
―Ke--Kehanet… tahminler…Trelawney…‖
―Ah, evet,‖ dedi Dumbledore. ―Lord Voldemort‘a ne kadarını yetiĢtirdin?‖
―HerĢeyi--duyduğum herĢeyi!‖ dedi Snape. ―Bu nedenle--bu yüzden-- kehanetin Lily Evans anlamına
geldiğini düĢündü!‖
―Kehanet bir kadından bahsetmiyordu,‖ dedi Dumbledore. ―Temmuz‘un sonlarında doğan bir erkek
çocuğundan bahsediyordu--‖
―Ne demek istediğimi biliyorsun! O bunun onun oğlu demek olduğunu düĢünüyor, onu avlayacak--
hepsini öldürecek--‖
―Eğer o senin için bu kadar değerliyse,‖ dedi Dumbeldore, ―eminim Lord Voldemort onun canını, senin
için bağıĢlayacaktır? Oğluna karĢılık annesi merhamet dileyemez misin?‖
―Ona--ona sordum--‖
―Beni iğrendiriyorsun,‖ dedi Dumbledore, Harry onun sesinde daha önce hiç bu kadar saygısız bir ton
görmemiĢti. Snape, biraz büzülmüĢ gibi görünüyordu. ―Öyleyse senin umrunda değil demek, kocasının
ve oğlunun öldürülmesi? Sen istediğini aldıktan sonra onlar ölse de olur?‖
Snape hiçbir Ģey demeden sadece Dumbledore‘a baktı.
―Hepsini gizle, o zaman,‖ dedi çatlak sesle. ―Onu--hepsini--koru. Lütfen.‖
―Peki sen karĢılığından ne vereceksin Severus?‖
―Kar-karĢılığında?‖ Snape Dumbledore‘a ağzı açık bakakaldı, Harry bir an için onun protesto
edeceğini düĢündü ama uzun bir anın ardından ―HiçbirĢey.‖ dedi.
Tepe soluklaĢtı ve Harry bir Ģeyin yaralı bir hayvan kadar korkunç bir ses çıkarmakta olduğu
Dumbledore‘un odasında ayağa kalktı. Snape bir sandalyeye yığılmıĢ gibi görünüyordu ve
Dumbledore acımasız bir ifadeyle tepesinde dikiliyordu. Birkaç dakika sonra Snape yüzünü kaldırdı,
sanki o tepeden bu zamana yüz yıllar boyunca ıstırap içinde yaĢamıĢ bir adam gibi görünüyordu.
―Ben… DüĢünmüĢtüm ki… Onları… Koruyacağını…‖
―O ve James yanlıĢ kiĢiye güvendiler,‖ dedi Dumbledore.
―Tıpkı senin gibi Severus. Lord Voldemort‘un onun canını bağıĢlayacağını ummuyor muydun?‖
Snape hafifce nefes alıyordu.
―Oğlu yaĢıyor,‖ dedi Dumbledore.
Snape bıktırıcı bir sineği kovmak ister gibi baĢını hafifçe silkeledi.
―Oğlu hayatta. Kesinlikle onun gözlerini almıĢ, kesinlikle. Lily Evans‘ın gözlerinin Ģeklini ve rengini
hatırlıyorsundur, eminimki?‖
―YAPMA!‖diye böğürdü Snape. ―O gitti…öldü…‖
―Bu vicdan azabı mı Severus?‖
―KeĢke…keĢke ben ölmüĢ olsaydım…‖
―Bunun kime ne faydası olurdu?‖ dedi Dumbledore soğuk soğuk. ―Eğer Lily Evans‘ı seviyorduysan,
onu gerçekten sevmiĢtiysen, önündeki yol gayet açık.‖
Snape bir acı sisinin içinden bakıyormuĢ gibiydi, sanki Dumbeldore‘un sözlerinin ona ulaĢması zaman
alıyordu.
―Ne--ne demek istiyorsun?‖
―Onun neden ve nasıl öldüğünü biliyorsun. Bunun boĢ yere olmadığından emin ol. Lily‘nin oğlunu
korumama yardımcı ol.‖
―Onun korumaya ihtiyacı yok. Karanlık Lord gitti--‖
―Karanlık Lord geri dönecek ve Harry Potter o zaman korkunç bir tehlikenin içinde olacak.‖
Uzun bir duraklama oldu ve Snape yavaĢça kontrolünü geri kazanıp nefesini topladi. Sonunda
konuĢtu, ―Pekala. Pekala. Ancak asla--asla Dumbledore, söylemeyeceksin! Bu ikimizin arasında
olmalı! Yemin et! Bunu kaldıramam… özellikle de Potter‘ın oğlunu… Sözünü istiyorum!‖
―Söz, Severus, senin iyiliğini asla çıkarmayacağım‖ diye iç çekti Dumbledore, Snape‘in haĢin ve
kederli yüzüne bakarak. ―Eğer ısrar ediyorsan…‖
Ofis kayboldu ancak anında tekrar belirdi. Snape Dumbledore‘un önünde bir aĢağı bir yukarı odayı
turluyordu.
―--babası kadar vasat ve kendini beğenmiĢ, ısrarlı bir kural yıkıcı, kendisinin ünlü bulmaktan hoĢnut,
ilgi meraklısı ve küstah--‖
―Sen görmek istediğin Ģeyi görüyorsun, Severus,‖ dedi Dumbledore gözlerini Bugünkü Biçim
DeğiĢtirme‘nin bir kopyasından kaldırmadan. ―Diğer öğretmenler oğlanın alçak gönüllü, cana yakın ve
makul derecede yetenekli olduğunu söylüyor. Ben de kiĢisel olarak onun cazip bir çocuk olduğunu
düĢünüyorum.‖
Dumbledore sayfayı çevirdi ve yine bakmaksızın konuĢtu, ―Quirrell‘a göz kulak oluyorsun, değil mi?‖
Renkler fırıl fırıl döndü ve herĢey karardı, Snape ve Dumbledore fonda Noel Balosu‘nun son
katılımcıları da yürüyerek yataklarına giderken aralarında kısa bir mesafeyle giriĢ salonun duruyordu.
―Ee?‖diye mırıldandı Dumbledore.
―Karkaroff‘un iĢareti de karardı. Panikliyor, hak ettiği cezadan korkuyor; Karanlık Lord‘un düĢüĢünden
sonra Bakanlığa ne kadar yardımcı olduğunu biliyorsun.‖ Snape Dumbeldore‘un eğri burnunun
profiline doğru baktı. ―Karkaroff iĢaret yanarsa kaçmaya niyetleniyor.‖
―Öyle mi?‖ dedi Dumbledore hafif bir sesle, Fleur Delacour ve Roger Daviers kıkırdayarak araziden
geliyordu. ―Ve sen de ona katılmaya imreniyorsun?‖
―Hayır,‖ dedi Snape,kara gözleri Fleur ve Roger‘ın uzaklaĢan figürleri üzerinde. ―Ben öyle korkak
değilim.‖
―Hayır,‖ diye katıldı Dumbledore. ―Igor Karkaroff‘tan daha cesur bir adamsın. Bilirsin, bazen
düĢünüyorum da fazka erken yargıya varıyoruz…‖
Ve ıstırap çekiyormuĢ gibi görünen Snape‘i bırakarak yürüyüp gitti…
Ve Harry bir kez daha Dumbledore‘un ofisindeydi. Gece yarısıydı, masasının arkasındaki taht gibi
sandalyede hafifçe eğilmiĢ olan Dumbledore yarı uykulu görünüyordu. Sağ eli yana sarkmıĢtı,
kararmıĢ ve yanmıĢ görünüyordu. Snape sol eliyle yoğun altın bir iksir olan kadehi Dumbledore‘un
ağzına devirirken diğeriyle asasını bileğe değdirerek büyüler mırıldanıyordu. Bir ya da iki dakika sonra,
Dumbledore‘un gözkapakları titreyerek açıldı.
―Neden,‖ dedi Snape giriĢ yapmaksızın. ―neden o yüzüğü taktın? Üzerinde bir lanet varmıĢ, eminim
sen de fark etmiĢsindir. Neden ona dokundun?‖
Marvolo Gaunt‘un yüzünü Dumbledore‘un önünde masanın üzerinde duruyordu. ÇatlamıĢtı ve onun
da önünde Griffindor‘un kılıcı duruyordu.
Dumbledore yüzünü buruĢturdu.
―Ben…aptallık ettim. Fazlasıyla ayartıldım …‖
―Ne tarafından ayartıldın?‖
Dumbledore cevap vermedi.
―Buraya dönmeyi baĢarman bile bir mucize!‖ Snape‘in sesi öfkeliydi. Bu yüzükte anormal derecede
güçlü bir lanet var, ki içerdiği Ģeyin sadece bu olduğunu umalım; elindeki laneti bir süreliğine
yakaladım ta ki--‖
Dumbledore kararmıĢ ve iĢe yaramaz elini kaldırdı, ve bir antikaya bakıyormuĢ gibi bir ilgiyle onu
inceledi.
―Ġyi iĢ çıkardın, Severus. Sence ne kadar zamanım var?‖
Dumbledore‘un sesi sohbet ediyormuĢ gibiydi; sanki hava tahminlerini sormuĢtu. Snape duraksadı ve
sonra konuĢtu, ―Bunu söyleyemem. Belki bir yıl. Bu tip bir büyü sonsuza kadar durdurulamaz. Aslına
bakarsan yayılacaktır, bu zamanla güçlenecek bir tür büyü.‖
Dumbledore gülümsedi. Bir yıldan daha kısa bir süre yaĢayacağı haberi onu ne rahatsız etmiĢ ne de
endiĢelendirmiĢti.
―Ben çok ĢanĢlıyım, sen yanımda olduğun için son derece Ģanslıyım, Severus.‖
―Beni biraz daha erken çağırsaydın, sana daha fazla zaman kazandırabilirdim!‖ dedi Snape öfkeyle.
KırılmıĢ yüzüğe ve kılıca baktı. ―Yüzüğü kırmanın laneti kaldıracağını mı düĢündün?‖
―Onun gibi bir Ģey…Ģüphe yok ki,çıldırmıĢ olmalıydım…‖ dedi Dumbledore. Biraz çabayla
sandalyesinde dikleĢti. ―Aslında, bu hatalar ileride daha fazla sorun yaratacak.‖
Snape tamamıyla kafası karıĢmıĢ görünüyordu. Dumbledore gülümsedi.
―Ben Lord Voldemort‘un çevremde oluĢturduğu plana göre hareket ediyorum. Zavallı oğlan Malfoy‘a
beni öldürtme planlarında.‖
Snape, Harry‘nin sık sık yaptığı gibi Dumbledore‘un karĢısındaki sandalyeye oturdu. Harry onun
Dumbledore‘un lanetli eli hakkında daha fazla konuĢmak istediğini görebiliyordu ancak diğeri konuyu
daha fazla uzatmayı nazikçe reddetti. Snape kaĢlarını çatarak konuĢtu, Karanlık Lord, Draco‘nun
baĢarmasını beklemiyor. Bu Lucius‘un son zamanlardaki çuvallamalarının bariz bir cezası. Onun
baĢarısız olarak faturasını ödemesini seyretmek Draco‘nun ailesine yavaĢ yavaĢ yapılan bir iĢkence.‖
―Kısacası, oğlana tıpkı bana olduğu gibi bir ölüm cezası bildirildi.‖dedi Dumbledore. ―ġimdi, iĢin doğal
halefini düĢünmeliyim, Draco baĢarısız olursa sen yapar mısın?‖
Kısa bir duraklama oldu.
―Ki bence, bu da Karanlık Lord‘un planladığı Ģey.‖
―Lord Voldemort, yakın gelecekte Hogwarts‘ta bir ajana ihtiyacının kalmayacağı bir zamanın
geleceğini mi öngörüyor?‖
―Okulun eninde sonunda kendi elinde olacağına inanıyor, evet.‖
―Peki ya onun eline düĢerse,‖dedi Dumbledore neredeyse bir fısıltıyla, ―Hogwarts‘taki öğrencileri
korumak için bütün gücünle mücadele edeceğine dair bana söz veriyorsun?‖
Snape sertçe baĢıyla onayladı.
―Güzel. Öyleyse. Önceliğin Draco‘nun neyin peĢinde olduğunu bulman. KorkmuĢ genç bir çocuk
etrafındakilere olduğu kadar kendisine de zararlıdır. Ona yardım ve akıl teklif et, kabul edecektir, seni
seviyor--‖
―—babası iltimasını kaybettiğinden beri daha az. Draco beni suçluyor, benim zorla Lucius‘un yerini
almam gerektiğini düĢünüyor.‖
―Her neyse, sen dene. Ben kendimden ziyade oğlanın döndüreceği dolapların tesadüfî kurbanları için
endiĢeleniyorum. Sonunda, tabi ki, onu Lord Voldemort‘un gazabından kurtarmak için yapacak tek
birĢeyimiz olacak.‖
Snape‘in kaĢları havaya kalktı, sorarken sesi alaylıydı. ―Ne yani sen öldürmesine izin vermeye mi
niyetlisin?‖
―Tam olarak değil. Beni sen öldürmelisin.‖
Sadece garip bir tıkırtıyla bozulan uzun bir sessizlik oldu. Anka kuĢu bir miktar kemiği kemiriyordu.
―Bunu Ģimdi yapmamı ister misin?‖diye sordu Snape, sesinde derin bir ironi vardı.
―Yoksa mezar taĢı yazısını yazdırmak için birkaç dakika ister misin?‖
―Ah, hemen Ģimdi değil,‖ dedi Dumbledore gülümseyerek. ―Sanırım o an gelecek, kendiliğinden
geliĢecektir. Bu gece olanlara bakılırsa,‖ diye kurumuĢ elini iĢaret etti, ―bir sene içinde gerçekleĢecek.‖
―Eğer ölmeyi umursamıyorsan,‖ dedi Snape sert sert, ―neden Draco‘nun yapmasına izin vermiyorsun?‖
―O oğlanın ruhu henüz o kadar hasar almadı,‖ dedi Dumbledore. ―Buna ben sebep olamam.‖
―Peki ya benim ruhum Dumbledore? Benimki?‖
―YaĢlı bir adamı acı ve küçük düĢmekten kurtarmanın ruhuna zarar verip vermeyeceğini yalnızca sen
bilebilirsin,‖ dedi Dumbledore. ―Bu büyük iyiliği senden rica ediyorum, Severus, çünkü Chudley
Cannon‘ların bu yılki ligde sonuncu bitireceklerini bildiğim kadar ölümün yaklaĢmakta olduğundan da
eminim. Ġtiraf etmeliyim ki, çabuk ve acısız olmasını tercih ederim, uzatmalı ve karmakarıĢık bir hale
gelmesindense, mesela Greyback‘in de dahil olduğu bir tane gibi-Voldemort ‗un onu yeniden
çalıĢtırmaya baĢladığını duydum. Ya da yemeden önce yiyeceğiyle oynamayı seven sevgili Bellatrix.‖
Ses tonu yumuĢaktı, ancak gözleri Snape‘inkileri deliyordu tıpkı Harry‘ninkileri de deldikleri gibi, sanki
bahsettikleri ruh ona görülebiliyormuĢ gibiydi. Sonunda Snape yine sertçe baĢıyla onayladı.
Dumbledore tatmin olmuĢ görünüyordu.
―TeĢekkürler, Severus…‖
Ofis kayboldu, bu kez Snape ve Dumbledore alacakaranlıkta Ģatonun ıssız topraklarında
geziniyorlardı.
―Birlikte odaya kapandığınız bütün o akĢamlar boyunca Potter‘la ne yapıyorsunuz?‖ diye sordu Snape
kabaca.
Dumbledore bezmiĢ görünüyordu.
―Neden? Ona daha fazla ceza vermeye çalıĢmayacaksın değil mi Severus? Oğlan sonunda ceza
olmadığı zamandan daha fazlasını cezada geçirecek.‖
―Yine babası--‖
―BakıĢları belki ama en derin mizacı daha çok annesi gibi. Harry ile zaman geçiriyorum çünkü onunla
tartıĢmam gereken Ģeyler, çok geç olmadan ona aktarmam gereken bilgiler var.‖
―Bilgiler,‖ diye tekrarladı Snape. ―Ona güveniyorsun… Bana güvenmiyorsun.‖
―Bu güven meselesi değil. Benim, ikimizin de bildiği gibi, kısıtlı zamanım var. Oğlana yapması gereken
Ģeyi yapabilmesi için yeterli bilgiyi vermek zorundayım.‖
―Peki ben neden aynı bilgiye sahip olamıyorum?‖
―Bütün sırlarımı tek bir sepete koymamayı tercih ederim, özellikle de o sepet Lord Voldemort‘un sağ
kolu olarak onunla fazlaca zaman geçiriyorsa.‖
―Bunu senin emirlerin yüzünden yapıyorum!‖
―Ve çok da iyi beceriyorsun. Sakın senin kendini attığın tehlikeyi azımsadığımı düĢünme, Severus.
Voldemort‘a önemli bilgiymiĢ gibi görünen Ģeyleri verip asıl gerekenleri saklamayı becerebildiğin için
hiç kimseye değil, sana güvenirim.‖
―Yine de Zihinbendi beceremeyen, sihir gücü vasat olan, ve Karanlık Lord‘un zihnine direk bir
bağlantısı bulunan bir çocuğa açık veriyorsun!‖
―Voldemort o bağlantıdan korkuyor,‖dedi Dumbledore. ―Harry‘nin zihnini paylaĢmanın gerçekte nasıl
bir Ģey olduğuna dair ufak bir tat alalı daha çok uzun zaman olmadı. Bu onun daha önce tatmadığı
kadar büyük bir acıydı. Bir daha Harry‘e hükmetmeye çalıĢamayacak, bundan eminim. En azından bu
Ģekilde.‖
―Anlamıyorum.‖
―Lord Voldemort‘un ruhu, sakatlanmıĢ haliyle, Harry‘ninki gibi ruhla yakın teması kaldıramaz. DonmuĢ
çelikteki dil, ateĢteki bir beden--‖
―Ruhlar? Bahsettiğimiz Ģey zihinlerdi!‖
―Harry ve Voldemort‘un olayında, birinden konuĢmak diğerinden bahsetmekle aynı Ģeydir.‖
Dumbledore yalnız olduklarından emin olmak için etrafına bir göz attı. Artık Yasak Orman
yakınlarındaydılar, ancak çevrede kimseye ait en ufak bir iz yoktu.
―Sen beni öldürdükten sonra, Severus--‖
―Bana herĢeyi anlatmayı reddediyorsun, ancak yine de bu küçük hizmeti benden bekliyorsun!‖ diye
hırladı Snape, Ģimdi sıska yüzde gerçek bir öfke patlak vermiĢti. ―Sanki anlaĢma olmuĢ gibi kabul
ediyorsun Dumbledore! Belki ben fikrimi değiĢtirdim!‖
―Bana söz verdin, Severus. Ve bana borçlu olduğun hizmetlerden bahsederken, genç Slytherin
arkadaĢına göz kulak olmayı kabul ettiğini düĢünüyordum?‖
Snape kızgın ve isyankar görünüyordu. Dumbledore iç çekti.
―Bu gece ofisime gel, Severus, saat onbirde, böylece sana hiç güvenmediğimden bir daha Ģikâyet
etmezsin…‖
Tekrar Dumbledore‘un ofisindelerdi, Dumbledore sessizce oturan Snape‘in etrafında konuĢarak
yürürken pencereler karanlık, Fawkes sessizdi.
―Harry son ana kadar, gerçekten gerekli olana kadar bilmemeli, yoksa yapması gereken Ģeyi yapacak
gücü nasıl bulabilir?‖
―Ne yapması gerekiyor?‖
―Bu Harry ile benim aramda. ġimdi iyi dinle, Severus. Bir an gelecek ki-benim ölümümden sonratartıĢma
benimle, sözümü kesme! Lord Voldemort‘un yılanının hayatından endiĢe duyduğu bir zaman
gelecek.‖
―Nagini‘nin mi?‖ Snape ĢaĢırmıĢ görünüyordu.
―Kesinlikle. Eğer Lord Voldemort bir gün onu emirlerini yerine getirmek üzere salmayı bırakırsa ve onu
sihirli bir korumanın altında güvende bekletmeye baĢlarsa, sanırım ancak o zaman Harry‘e
söylemenin vakti gelmiĢtir.‖
―Ne söylemenin?‖
Dumbledore derin bir nefes aldı ve gözlerini kapattı.
―Ona de ki, Lord Voldemort‘un onu öldürmeye çalıĢtığı akĢam, Lily kendi hayatını ikisi arasına bir
kalkan gibi koyduğunda, Öldüren Lanet Lord Voldemort‘a geri tepti ve Voldemort‘un ruhunun bir kısmı
kalanından ayrılarak kendisini yıkılan binada hayatta kalan tek kiĢinin ruhunun bir yerlerine kilitledi.
Lord Voldemort‘un bir kısmı Harry‘nin içinde yaĢıyor ki bu da ona yılanlarla konuĢabilme yeteneği
veriyor ve de Lord Voldemort‘un zihniyle onun nasıl olduğunu hiç anlayamadığı bir bağlantı sağlıyor.
Ve Voldemort‘un fark edemediği bu ruh parçası Harry‘nin içinde güvende olduğu sürece Lord
Voldemort ölemez.‖
Harry iki adamı çok uzun bir tünelin sonundan izliyormuĢ gibiydi, sesleri garip bir Ģekilde kulaklarında
çınlıyordu.
―Yani oğlan… oğlan ölmeli mi?‖ diye sordu Snape sükunetle.
―Ve bunu Voldemort‘un kendisi yapmak zorunda, Severus. Bu zorunlu.‖
Yine uzun bir sessizlik. Sonunda Snape konuĢtu: ―DüĢünmüĢtüm ki…bunca yıl boyunca…onu sırf
onun için koruduğumuzu düĢünmüĢtüm. Lily için.‖
―Onu koruduk çünkü ona öğretmemiz, onu yetiĢtirmemiz ve gücünü kazanmasına yardım etmemiz
gerekiyordu.‖ dedi Dumbledore, gözleri hala sımsıkı kapalıydı.
―Bu arada, aralarındaki bağlantı parazitli de olsa giderek güçleniyor. Bazen bundan kendisinin bile
Ģüphelendiğini düĢünüyorum. Eğer onu tanıyorsam, iĢleri öyle bir ayarlardı ki kendi ölümüyle
karĢılaĢmayı göze aldığında, bu Voldemort‘un da sonu demek olurdu.‖
Dumbledore gözlerini açtı. Snape dehĢete düĢmüĢ görünüyordu.
―Onu sırf doğru zamanda ölebilsin diye mi hayatta tuttun?‖
―ġaĢırma Severus. Bu zamana kadar kaç adam ve kadının ölümünü seyrettin?‖
―Son zamanlarda, sadece hayatını kurtaramadıklarımın,‖ dedi Snape. Ayağa kalktı. ―Beni kullandın.‖
―Ne gibi?‖
―Senin için ajanlık yaptım, yalan söyledim, kendimi hayati tehlikelere attım. HerĢey Lily Potter‘ın
oğlunu korumak içindi. ġimdi bana onu kurbanlık koyun gibi büyüttüğünü söylüyorsun--‖
―Bu insana dokunuyor, Severus,‖ dedi Dumbledore ciddi bir ifadeyle. ―Tüm bunlardan sonra Harry‘i
önemsediğin için mi değiĢtin?‖
―Onu mu?‖ diye bağırdı Snape. ―Expecto Patronum!‖
Ve asasının ucundan gümüĢ bir ceylan fırladı. Ofisin zeminine düĢtü, ofisi sekerek geçti ve
pencereden dıĢarı süzüldü. Dumbledore onun uçarak uzaklaĢmasını izledi, gümüĢü ıĢıltı solup
kaybolduğunda gözleri yaĢlarla dolu olarak Snape‘e döndü.
―Bunca zaman sonra bile mi?‖
―Her zaman,‖ dedi Snape.
Ve sahne değiĢti. Bu kez Harry Snape‘in masasının arkasındaki Dumbledore portresiyle konuĢtuğunu
gördü.
―Voldemort‘a Harry‘nin teyzesi ve eniĢtesinin evinden ayrılıĢının kesin tarihini vereceksin,‖ dedi
Dumbeldore. Bunu yapmamak Ģüphe uyandırır, Voldemort sana inanıyorken onu iyi bilgilendir. Ancak,
bence Harry‘nin güvenliğini sağlayacak olan kopyaları da doğru olarak kullanmalısın. Munmak
zorunda kalırsan üstüne düĢeni iyi oynadığından emin ol… Senin mümkün olduğunca uzun bir süre
daha Lord Voldemort‘un favorileri arasında kalacağını umuyorum, yoksa Hogwarts Carrowların
merhametine kalır…‖
ġimdi de Snape tanıdık olmayan bir tavernada Mundungus‘la kafa kafaya vermiĢti, Mundungus‘un
yüzü tuhaf Ģekilde boĢ görünüyordu, Snape konsantrasyonla kaĢlarını çatmıĢtı.
―Zümrüdü Anka YoldaĢlığına,‖ diye mırıldandı Snape, ―kopyaları kullanmalarını önereceksin. Çok Özlü
Ġksir. Birbirinin aynısı Potterlar. Bu iĢe yarayabilecek tek Ģey. Bunları sana söylediğimi unut. Sanki
kendi fikrinmiĢ gibi söyle. Anlıyor musun?‖
―Anladım,‖ dedi Mundungus, gözleri odaksız bir Ģekilde bakıyordu…
Ve Harry berrak, karanlık bir gecede süpürgesinde uçmakta olan Snape‘in yanı baĢındaydı: Ona diğer
kukuletalı Ölüm Yiyenler eĢlik ediyordu, önlerinde de Lupin ve aslında George olan bir Harry… Bir
Ölüm Yiyen Snape‘in önüne doğru hareketlendi ve asasını çekerek tam Lupin‘in sırtına niĢan aldı.
―Sectumsempra!‖diye bağırdı Snape.
Ancak Ölüm Yiyen‘in asa tutan eli hedeflenerek gönderilen büyü onu ıskaladı ve George‘un kulağına
vurdu---
Bir sonrakinde, Snape Sirius‘un eski yatak odasında diz çökmüĢtü. Elindeki Lily‘nin eski bir mektubunu
okurken kanca burnundan aĢağıya yaĢlar süzülüyordu. Ġkinci sayfada yalnızca birkaç satır yazıyordu:
ile arkadaĢ olabilirlermiĢ. Bence Gellert Grindelwald aklını kaçırmıĢ! Sevgilerimle,
Lily.
Snape, Lily‘nin imzasını taĢıyan sayfayı ve onun aĢkını alıp cüppesinin içine tıktı. Elinde tutmakta
olduğu fotoğrafı da yırttı ve James ile Harry‘nin olduğu parçayı çekmecelerin altına doğru atarak
Lily‘nin gülmekte olduğu kısmı aldı…
Bu kez Phineas Nigellus aceleyle portresine geldiğinde Snape yeniden müdürün çalıĢma odasındaydı.
―Müdürüm! Dean Ormanı‘nda kamp yapıyorlar! Bulanık---‖
―O kelimeyi kullanma!‖
―--Granger denilen kız efendim, çantasını açarken söyledi, ben de onu duydum!‖
―Güzel. Çok güzel!‖ diye haykırdı Dumbledore‘un müdür sandalyesinin arkasında durmakta olan
portresi. ―ġimdi, Severus, kılıç! Unutma ki o sadece ihtiyaç ve büyük kahramanlık anlarında
alınmalıdır--ve onu senin verdiğini bilmemeli! Eğer Voldemort Harry‘nin zihinin okur da ona yardım
ettiğini görürse--‖
―Biliyorum,‖ dedi Snape kısaca. Dumbledore‘un portesine yaklaĢtı ve onu kenara itti. Tablonun
savrulup öne açılmasıyla ortaya çıkan oyukta saklanmıĢ olan Gryffindor kılıcını aldı.
―Ve bana hala bu kılıcı Potter‘a vermenin neden bu kadar önemli olduğunu söylemeyecek misin?‖ dedi
Snape cüppesinin üzerine seyahat pelerinini atarken.
―Hayır, sanmıyorum,‖ dedi Dumbledore‘un portresi. ―O onunla ne yapacağını bilir. Ve Severus, dikkatli
ol, George Weasley‘in kazasından sonra sana o kadar da nazik davranmayabilirler--‖
Snape kapıda döndü.
―Merak etme Dumbledore,‖ dedi soğuk soğuk. ―Bir planım var…‖
Ve Snape odayı terk etti. Harry DüĢünseli‘nden dıĢarı çıktı, dakikalar sonra aynı halıyle döĢenmiĢ
yerde uzanıyordu; Snape sanki az önce o kapıyı kapatmıĢ gibiydi.
OTUZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
TEKRAR ORMAN
En sonunda, gerçek. Bir zamanlar zaferin sırlarını öğrendiğini sandığı ofisin tozlu halısında yüzü koyun
bir Ģekilde yatan Harry artık kurtulmasına ümit verilmediğini anlamıĢtı. Onun iĢi Ölüm‘ün memnuniyet
dolu kollarına sakince yürümekti. Yol boyunca, Voldemort'u hayata bağlayan bağlardan geriye
kalanları yok edecek, böylece en sonunda kendisini Voldemort'un yoluna atabilecek ve kendini
korumak için asasını bile kaldırmayacaktı, son temiz bir Ģekilde gelecekti, ve Godric's Hollow'da
bitirilmesi gereken iĢ tamamlanmıĢ olacaktı. Ġkisi de yaĢamayacak, ikisi de kurtulamayacaktı.
Harry göğsünde kalbinin Ģiddetle attığını hissediyordu. Ġçindeki ölüm korkusuna rağmen daha hızlı
atması ve Harry'i yiğitçe hayatta tutması ne kadar da garipti. Ama kalbi durmalıydı, ve yakında
duracaktı da. Onun atıĢ sayısı sınırlandırılmıĢtı. Harry'nin ayağa kalkıp son kez Ģatoda yürüyerek
bahçeye çıkması, oradan da ormana girmesine kadar geçen süre içerisinde kalbi daha kaç kere
atacaktı?
Harry yerde yatarken içinde haykıran cenaze davulu eĢliğinde bir dehĢet hissi üstünden akıp geçti.
Ölmek acı verecek miydi? Böyle zamanlarda Harry'nin tek düĢündüğü ölümün oluĢ anı ve ondan kaçıĢ
olmuĢtu, ölümün kendisini ise hiç düĢünmemiĢti: YaĢama isteği her zaman ölüm korkusundan çok
daha baskın olmuĢtu. Ama artık ölüm Harry'nin karĢısına ondan kaçmayı deneyebileceği bir Ģekilde
değil Voldemort'u alt etmesi için tek çözüm yolu Ģeklinde çıkmıĢtı. BitmiĢti, Harry bunu biliyordu, ve
geriye kalan tek Ģey onun kendisiydi: ölüm.
KeĢke Dört Numara Privet Drive‘ı son kez terk ettiği gece, asil anka tüyüne sahip asası onu kurtardığı
zaman ölmüĢ olsaydı! KeĢke Hedwig gibi ne olduğunu bile anlayamayacak kadar çabucak ölmüĢ
olsaydı! Ya da keĢke sevdiği birini kurtarmak için kendini o kiĢiye doğrultulan asanın önüne atsaydı...
Artık anne-babasının ölümlerine bile imreniyordu. Kendi yok oluĢuna giden bu soğukkanlı yürüyüĢü
yapmak için cesaretin farklı bir çeĢidi gerekecekti. Harry parmaklarının hafifçe titrediğini hissetti ve
onları kontrol etmek için çaba sarf etti, onu kimsenin görme ihtimali olmamasına rağmen; duvarlardaki
portrelerin hepsi boĢtu.
YavaĢça, çok yavaĢça, ayağa kalktı ve kalktığı gibi kendini daha canlı, yaĢayan bedenini ise hiç
olmadığı kadar tetikte hissetti. Akıl, cesaret ve bağlılık dolu bir kalp, neden daha önce hiç kendisini
nasıl bir mucize olduğu konusunda takdir etmemiĢti? Ama hepsi gidecekti... ya da en azından o,
bedeninden ayrılacaktı. Nefesi yavaĢça ve derinden geldi, ve ağzı ile boğazı tamamıyla kurudu, ama
gözleri de öyleydi.
Dumbledore'un ihaneti hemen hemen hiçbir Ģeydi. Tabii ki de daha büyük bir plan vardı: Harry bunu
göremeyerek budalaca davranmıĢtı, her Ģeyi Ģimdi anlıyordu. Dumbledore'un onu canlı görmek
istemesi konusundaki tahminlerini hiç sorgulamamıĢtı. Artık yaĢam süresinin Hortkuluklar‘ın ne kadar
sürede yok edildiğiyle bağlantılı olduğunu görebiliyordu. Dumbledore onları yok etme iĢini Harry'e
bırakmıĢtı, ve o itaatkar bir Ģekilde sadece Voldemort'u değil, kendisini de hayata bağlayan bağları
söküp atmaya devam etmiĢti. Bu tehlikeli görevi, daha fazla hayatı harcamadan, zaten öldürülmek için
iĢaretlenmiĢ olan ve ölümü bir felaket değil de Voldemort'a karĢı bir baĢka hamle olan bir çocuğa
vermek ne kadar da yalın, ne kadar da basitti.
Ve Dumbledore Harry'nin vazgeçmeyeceğini, sona doğru gitmeye devam edeceğini biliyordu, bu son
kendi sonu olsa bile, çünkü Harry kendisinin aslında ne olduğunu öğrenmek için baĢını belaya
sokmuĢtu, değil mi? Onu durdurmak için gereken gücün kendinde olduğunu keĢfeden Harry'nin artık
baĢka kimsenin kendisinin yüzünden ölmesine izin vermeyeceğini Voldemort'un bildiği gibi
Dumbledore da biliyordu. Büyük Salon'da ölü bir Ģekilde yatan Fred'in, Lupin'in ve Tonks'un
görüntüleri tekrardan Harry'nin zihnine doluĢtular, ve Harry bir anlığına zorlukla nefes alabildi. Ölüm
sabırsızdı...
Ama Dumbledore Harry'i fazla abartmıĢtı. O baĢarısız olmuĢtu: Yılan yaĢıyordu. Harry öldürüldükten
sonra bile Voldemort'u dünyaya bağlayan Hortkuluklardan biri kalmıĢtı. Doğru, bu bir baĢkası için daha
kolay bir iĢ olacaktı. Harry bu iĢi kimin yapacağını merak etti... Ron ve Hermione ne yapılması
gerektiğini biliyorlardı tabii ki de... Dumbledore'un, Harry'nin sırlarını diğer ikisine açmasını istemesinin
nedeni de buydu... böylece eğer Harry yaĢam ömrünü biraz daha erkenden tamamlarsa Ron ve
Hermione bayrağı devralabilirlerdi...
Soğuk bir pencereye düĢen yağmur damlaları gibi, bu düĢünceler de ölmesi gerektiğiyle ilgili su
götürmez gerçeğin katı yüzeyine pat pat diye çarptılar. Ben ölmeliyim. Bu, sona ermeli.
Ron ve Hermione ile aralarında sanki çok uzak bir ülkedeymiĢler gibi uzun bir mesafe vardı; Harry
ikisinden çok uzun zaman önce ayrılmıĢ gibi hissediyordu. Karar vermiĢti, hiçbir hoĢça kal ve hiçbir
açıklama olmayacaktı. Bu, beraber çıkamayacakları bir yolculuktu, ve ikisinin onu durdurma giriĢimleri
değerli zamanı harcamaktan baĢka bir iĢe yaramayacaktı. Harry on yedinci yaĢ gününde aldığı
yıpranmıĢ altın kol saatine baktı. Voldemort'un çocuğun teslim olması için verdiği bir saatin yaklaĢık
yarısı geçmiĢti.
Harry ayağa kalktı. Kalbi, çılgına dönmüĢ bir kuĢ gibi kaburga kemiklerine doğru atıyordu. Belki geriye
az bir zamanının kaldığını biliyordu, belki de sondan önce bir yaĢam süresi boyunca atması gereken
atıĢ sayısını tamamlama kararı almıĢtı. Harry ofis kapısını kapatırken arkasına bakmadı.
ġato bomboĢtu. Harry birden kendisini, sanki çoktan ölmüĢ de Ģatoyu hayaletimsi bir süzülüĢle
geçiyormuĢ gibi hissetti. Portredeki insanlar hala çerçevelerinde değillerdi; tüm mekan ürkütücü bir
sessizlikteydi, sanki hepsinin can damarı ölülerin ve yas tutanların tıka basa doldurduğu Büyük
Salon'da yoğunlaĢmıĢtı.
Harry Görünmezlik Pelerini'ni üstüne çekti, aĢağı katlara indi ve en sonunda giriĢ salonundaki mermer
basamaklara vardı. Belki içindeki küçücük bir parça fark edilmeyi, görülmeyi, durdurulmayı umuyordu,
ama Pelerin her zamanki gibi, aĢılamazdı, kusursuzdu, ve Harry giriĢ kapısına kolaylıkla ulaĢtı.
O anda Neville Harry'nin yanından geçti. Bahçeden içeriye bir ceset taĢıyan iki kiĢiden biriydi. Harry
cesede bir bakıĢ attı ve karnında bir baĢka donuk patlama daha hissetti: Collin Creevey, reĢit
olmamasına rağmen Malfoy, Crabbe ve Goyle'un yaptığı gibi peĢlerinden gizlice gelmiĢ olmalıydı.
Ölmek için henüz çok küçüktü.
"Biliyor musun? Onu kendim taĢıyabilirim, Neville," dedi Oliver Wood, ve Collin'i itfaiyeci kavrayıĢı ile
omzuna kaldırarak Büyük Salon'a taĢıdı.
Neville bir süreliğine kapının gövdesine yaslandı ve elinin tersiyle alnını sildi. YaĢlı bir adam gibi
gözüküyordu. Ardından daha fazla cesedi geri almak için basamaklardan aĢağı inerek karanlığa
karıĢtı.
Harry Büyük Salon'un giriĢine bir bakıĢ attı. Ġnsanlar etrafta dolaĢıyor, birbirlerini teselli etmeye
çalıĢıyor, içiyor, ölülerin önünde diz çöküyordu, ama Harry sevdiği insanlardan hiçbirini göremedi,
Hermione'den, Ron'dan, Ginny'den, Weasley'lerin herhangi birinden, ya da Luna'dan bir iz yoktu.
Harry onlara bir bakıĢ atmak için geriye kalan tüm zamanını verebileceğini düĢündü; fakat daha sonra,
gözlerini onlardan ayırmaya gücü yetecek miydi? Böylesi daha iyiydi.
Harry basamaklardan aĢağı indi ve karanlığa karıĢtı. YaklaĢık sabahın dördüydü, ve bahçedeki
ölümcül sessizlik Harry'e sanki herkes nefesini tutuyormuĢ, ve onun yapması gerektiği Ģeyi yapıp
yapmayacağını görmek için bekliyorlarmıĢ gibi hissettiriyordu.
Harry, bir baĢka cesedin üzerine eğilmiĢ olan Neville'a doğru yürüdü.
"Neville."
"Vay canına, Harry, nerdeyse kalp krizi geçirmeme neden olacaktın!"
Harry Pelerin'i üstünden çekmiĢti: ĠĢi Ģansa bırakmama isteğinden doğan bu fikir ona durup dururken
gelmiĢ.
"Tek baĢına nereye gidiyorsun?" diye sordu Neville Ģüpheyle.
"Planın bir parçası," dedi Harry. "Yapmam gereken bir Ģey var. Dinle --- Neville ---"
"Harry!" Neville aniden korkmuĢ bir Ģekilde baktı. "Harry, kendini teslim etmeyi düĢünmüyorsun değil
mi?"
"Hayır," diye yalan söyledi Harry kolaylıkla. "Tabii ki de hayır... bu baĢka bir Ģey. Ama bir süreliğine
gözden uzak olabilirim. Voldemot'un yılanını biliyorsun değil mi Neville? Kocaman bir yılanı var...
Nagini diye çağırır..."
"DuymuĢtum, evet... Eee?"
"O öldürülmeli. Ron ve Hermione bunu biliyor, ama bu Ģartlar altında onlar..."
Bu ihtimalin korkunçluğu Harry'i bir süre boğdu, konuĢmayı imkansız kıldı. Ama Harry kendine tekrar
çeki düzen verdi: Bu çok önemliydi, Dumbledore gibi olmalıydı, soğukkanlılığını korumalı, görevi
devam ettirecek yedeklerin olduğundan emin olmalıydı. Dumbledore Hortkuluklardan hala üç kiĢinin
haberdar olduğu bilerek ölmüĢtü; Ģimdi Neville Harry'nin yerini alacaktı: Bu sırrı bilen yine üç kiĢi
olacaktı.
"Bu Ģartlar altında onlar --- meĢguller --- ve sen bu riski göze alarak ---"
"Yılanı mı öldüreceğim?"
"Yılanı öldüreceksin," diye tekrarladı Harry.
"Tamam Harry. Sen iyisin, değil mi?"
"Ben iyiyim. TeĢekkürler, Neville."
Ama Neville Harry hareket etmeye yeltendiği anda çocuğun bileğini kavradı.
"Biz hepimiz savaĢmaya devam edeceğiz, Harry. Bunu biliyorsun değil mi?"
"Evet, ben ---"
Boğucu his cümlenin sonunu yok etti; Harry devam edemedi. Neville ise bu durumu garip bulmuĢ gibi
gözükmüyordu. Harry'nin omzuna hafifçe vurdu, ve onu serbest bıraktıktan sonra daha fazla ceset
aramak için gözden kayboldu.
Harry Pelerin'i tekrar üstüne örttü ve yürümeye devam etti. Birisi az ilerde, bahçe zemininde
yüzükoyun yatmıĢ bir Ģekilde duran bir baĢka kiĢinin üstüne eğilmiĢti. O kiĢinin Ginny olduğunu
anladığında ondan sadece bir adım uzaklıktaydı.
Harry son anda durabildi. Ginny annesini isteyen bir kızın önünde diz çökmüĢtü.
"Her Ģey yolunda," diyordu Ginny. "Sorun yok. Seni içeriye götüreceğiz."
"Ama ben eve gitmek istiyorum," diye fısıldadı kız. "Artık savaĢmak istemiyorum!"
"Biliyorum," dedi Ginny, ve sesi çatladı. "Her Ģey yoluna girecek."
Soğuk dalgacıklar Harry'nin derisi üzerinde dalgalandı. Geceye doğru bağırmak, Ginny'nin onun orda
bir yerde olduğunu ve nereye gittiğini bilmesini istiyordu. Durdurulmak, sürüklene sürüklene geri
götürülmek, evine yollanmak istiyordu...
Ginny Ģimdi yaralı kızın yanında diz çökmüĢ bir Ģekilde kızın elini tutuyordu. Harry muazzam bir
çabayla kendine hakim oldu. Yanlarından geçip giderken Ginny'nin etrafına bakındığını gördüğünü
düĢündü, ve kızın yakınlarda birisinin yürüdüğünü görüp görmemiĢ olduğunu merak etti, ama Harry
konuĢmadı, ve arkasına bakmadı.
Hagrid'in kulübesi karanlığın içinde kocaman bir Ģekilde belirdi. Hiçbir ıĢık yoktu, Fang'in kapıyı
tırmalama sesi ya da hoĢnutlukla gürleyen havlaması yoktu. Hagrid'e yapılan tüm o ziyaretler, ateĢin
üstündeki bakır çaydanlıktan gelen ıĢıltı, kaya gibi sert kekler ve kocaman yiyecekler, Hagrid'in sakallı
devasa suratı, Ron'un sümüklüböcek kusuĢu, ve Hermione'nin Hagrid'e Norbert'i kurtarması için
yardım etmesi...
Harry yürümeye devam etti, en sonunda ormanın kıyısına vardı ve durdu.
Bir ruh emici sürüsü ağaçların arasından süzülüyordu; Harry onların yaydığı soğuğu hissedebiliyordu,
ve onların arasından güvenli bir Ģekilde geçebileceğinden emin değildi. Bir Patronus yaratmak için
gücü kalmamıĢtı. Harry titremesine daha fazla engel olamadı. Bu kadar Ģeyden sonra ölmek bu kadar
kolay olmamalıydı. Nefes aldığı her saniye, çimenin kokusu, yüzüne çarpan serin hava onun için çok
kıymetliydi: Ġnsanların yılları ve yılları olduğunu, boĢa harcamak, geride bırakmak için birçok
zamanlarının olduğunu ama Ģu an kendisinin her saniyeye sıkı sıkı tutunmak zorunda olduğunu
düĢünmek. Aynı anda Harry devam edemeyeceğini de düĢünüyor ama etmesi gerektiğini de biliyordu.
Uzun soluklu oyun sona ermiĢti, Snitch yakalanmıĢtı, göğü terk etmenin tam zamanıydı...
Snitch. Harry'nin zayıf parmakları bir anlığına boynundaki keseyle oynadı ve içindeki Snitch'i çekip
aldı.
KapanıĢta açılırım.
Harry hızla ve zorla nefes alarak Snitch'e baktı. ġu an zamanın mümkün olduğunca yavaĢ akmasını
istemesine rağmen zaman daha da hızlanmıĢ gibi gözüküyordu ve kavrama yetisi o kadar hızlanmıĢtı
ki sanki düĢünceleri atlaya atlaya ilerliyordu. Yakın olan buydu. O an bu andı.
Harry altından metali dudaklarına bastırdı ve fısıldadı, "Ölmek üzereyim."
Metal kabuk kırılarak açıldı. Harry titreyen elini indirdi, Draco'nun asasını Pelerin'in altından kaldırdı ve
mırıldadı, "Lumos."
Siyah taĢ, üstündeki çentikli çatlağıyla beraber Snitch'in iki yarısının tam merkezine oturdu. Diriltme
TaĢı, Yüce Asa'yı temsil eden dikey çizgiyle çatallaĢmıĢtı. Pelerin'i ve taĢı temsil eden üçgen ile
çember ise hala ayırt edilebilir nitelikteydi.
Ve tekrar Harry düĢünmeye gerek duymadan anladı. Kendisi onlara katıldığı için onları geri getirmenin
bir anlamı yoktu. Gerçek manada Harry onları çağırmıyordu: Onlar onu çağırıyorlardı.
Harry gözlerini kapattı ve taĢı elinde üç kez çevirdi.
Olayın gerçekleĢmiĢ olduğunu biliyordu, çünkü etrafından gelen ve kendisinde, narin bedenlerin,
ayaklarını ormanın dıĢtaki kenarını temsil eden, üstü küçük dallarla örtülü, dünyevi toprağa
sürtüyormuĢ izlenimi uyandıran hareketleri duyabiliyordu. Harry gözlerini açtı ve etrafına baktı.
Görebildiği kadarıyla, onlar ne hayalettiler ne de tam anlamıyla canlıydılar. Uzun zaman önce
günlükten kaçmıĢ olan ve anılar sayesinde nerdeyse katı bir cisim gibi gözüken Riddle'ı
anımsatıyorlardı. YaĢayan insanlardan daha az, hayaletlerden ise daha çok katıydılar. Hepsi Harry'e
doğru yürüdü, ve her yüzde sevgi dolu bir gülümseyiĢ vardı.
James Harry'le aynı boynaydı. Öldüğü zaman üstünde ne varsa yine onları giyiyordu, saçı kirliydi ve
karıĢıktı, gözlükleri ise Mr Weasley'ninkiler gibi hafif yamuktu.
Sirius uzun boylu ve yakıĢıklıydı, ve Harry'nin onu hayattayken gördüğünden çok daha gençti. Elleri
ceplerinde olan Sirius yüzündeki sırıtıĢla ve doğal bir zerafetle Harry'e doğru esnek ve uzun adımlar
attı.
Lupin de genç gözüküyordu, ve daha az pejmürdeydi, saçları daha gür ve daha koyuydu. Gençlik
gezintilerinden parçalar taĢıyan bu tanıdık yere geri geldiği için yüzünde mutlu bir ifade vardı.
Lily'nin gülümseyiĢi hepsininkinden daha geniĢti. Harry'e yaklaĢırken uzun saçlarını arkaya doğru attı,
ve aynı Harry'ninki gibi olan yeĢil gözleriyle sanki bir daha ona yeterince bakma fırsatı
bulamayacakmıĢ gibi oğlunun yüzüne doyasıya baktı.
"Çok cesurdun."
Harry konuĢamadı. Gözleri annesinin üstündeydi, ve böyle ayakta dikilerek ona sonsuza dek bakmayı
istediğini düĢündü, ve bu ona yeterdi.
"Nerdeyse ordasın," dedi James. "Çok yakın. Biz... seninle çok gurur duyuyoruz."
"Acıtıyor mu?"
Bu çocukça soru Harry durduramadan dudaklarından dökülmüĢtü.
"Ölmek mi? Tam olarak değil," dedi Sirius. "Uykuya dalmaktan daha çabuk ve daha kolay."
"Ve o, elini çabuk tutacak. ĠĢin bitmesini istiyor," dedi Lupin.
"Ölmeni istememiĢtim," dedi Harry. Bu sözler ağzından istemsizce çıkmıĢtı. "Hiçbirinizin. Üzgünüm..."
Harry bu sözleriyle diğerlerinden çok Lupin'i hedef almıĢ, ondan özür dilemiĢti.
"... tam da bir oğlun olduktan sonra... Remus, ben çok üzgünüm..."
"Ben de üzgünüm," dedi Lupin. "Oğlumu hiçbir zaman tanıyamayacak olduğum için üzgünüm... ama o
niçin öldüğümü bilecek ve umarım beni anlayacak. Onun daha mutlu bir hayat sürebileceği bir dünya
yaratmak için uğraĢtım."
Ormanın kalbinden çıkmıĢ gibi gözüken dondurucu bir rüzgar Harry'nin saçlarını alnından kaldırdı.
Harry onların, kendisine gitmesi gerektiğini söylemeyeceklerini biliyordu, çünkü bu onun kararı
olmalıydı.
"Yanımda olacak mısınız?"
"Sonuna kadar," dedi James.
"Sizleri göremeyecekler mi?" diye sordu Harry.
"Biz senin bir parçanız," dedi Sirius. "Diğer herkes için görünmeziz."
Harry annesine baktı.
"Bana yakın dur," dedi sessizce.
Ve Harry kendini tamamıyla gözden çıkardı. Ruh emicilerin yaydığı soğuk ona üstün gelemedi; yol
arkadaĢlarıyla beraber hepsinin arasından geçti, ve yol arkadaĢları onun için bir Patronus görevi
gördüler, hep beraber gittikçe sıklaĢan yaĢlı ağaçların arasından yollarını açarak ilerlediler. Ağaçların
dalları yollarını kapattı, kökleri yumru oldu ve ayaklarına dolandı. Harry karanlığın içinde Pelerin'ini
sımsıkı tuttu ve Voldemort'un nerede olduğu hakkında bir fikri olmadan ama onu bulacağından emin
bir Ģekilde ormanın derinliklerine doğru ilerledi. Onun arkasından pek az ses çıkaran James, Sirius,
Lupin ve Lily geliyordu, onların varlığı Harry'nin cesaretinin ve bir ayağını diğerinin önüne atmaya
devam etmesinin nedeniydi.
Harry'nin bedeni ve zihni artık garip bir Ģekilde birbirleriyle bağlantıyı kesmiĢti, uzuvları bilinçli bir
yönlendirmeden yoksun çalıĢıyordu, sanki onlar sürücü değillerdi de yolcuydular, ve bedeni terk
etmelerine az kalmıĢtı. Arkasından onla beraber ormanda yürüyen ölüler onun için artık arkasında
kalan Ģatoda yaĢayanlardan daha gerçektiler: Ron, Hermione, Ginny ve diğer hepsi o tökezleye
tökezleye, hayatının sonuna doğru, Voldemort'a doğru ilerlerken onun için hayalet gibiydiler...
Bir patırtı ve bir fısıltı. Diğer bazı yaĢayan varlıklar annesi, babası ve Lupin ile Sirius'un da yaptığı gibi
Pelerin'i altında durmuĢ olan, etrafı dikkatle izleyen ve dinleyen Harry'e doğru harekete geçmiĢti.
"Orda biri mi var?" diye bir fısıltı geldi yakından. "Onun bir Görünmezlik Pelerini vardı. Acaba...?"
Ġki siluet yakındaki bir ağacın arkasından belirdi; Asalarından ıĢık çıkıyordu ve Harry karanlığın içinde
tam da kendisinin, annesinin, babasının, Lupin'in ve Sirius'un durduğu yere dikkatle bakan Yaxley ile
Dolohov'u gördü. Ama anlaĢıldığı kadarıyla onlar hiçbir Ģey görememiĢlerdi.
"Kesinlikle bir Ģey duydum," dedi Yaxley. "Hayvan mı sence?"
"O kafadan sakat Hagrid buraya bir kucak dolusu malzeme saklamıĢtı," dedi Dolohov omzunun
üstünden bakarak.
Yaxley saatine baktı.
"Zaman nerdeyse doldu. Potter bir saatini tüketti. Gelmiyor."
"Ve o, Potter'ın geleceğinden emindi! Mutlu olmayacak."
"Gidelim en iyisi," dedi Yaxley, "ġimdiki planın ne olduğuna bakalım."
O ve Dolohov döndüler ve ormanın derinliklerine doğru ilerlediler. Harry onların kendisini tam olarak
istediği yere götüreceklerini bildiğinden onları takip etti. Ġki yanına da göz attı ve annesi ona
gülümsedi, babası ise cesaret verircesine baĢını salladı.
Sadece birkaç dakika daha yürümüĢlerdi ki Harry ıĢığı gördü. Yaxley ile Dolohov Harry'nin devasa
Aragog'un bir zamanlar yaĢamıĢ olduğunu bildiği bir açıklığa adımlarını attılar. GeniĢ ağının kalıntıları
orda hala duruyordu, ama onun yumurtladığı çocukları Ölüm Yiyenler tarafından kendi amaçları
uğruna savaĢmak için kovulmuĢlardı.
Açıklığın ortasında bir ateĢ yandı, ve onun titreĢen parıltısı tamamıyla sessiz ve dikkatli bir Ölüm Yiyen
kalabalığının üstüne düĢtü. Bazıları hala maskeli ve kukuletalıydı; diğerleri ise yüzlerini göstermiĢlerdi.
Ġki dev onların yakınlarında bir yerde oturmuĢtu, sahneye devasa gölgeler düĢürüyorlardı, yüzleri
acımasız ve bir kaya gibi pürüzlüydü. Harry sinsi sinsi dolaĢan ve uzun tırnaklarını kemiren Fenrir'i
gördü; koca sarıĢın Rowle kanayan dudağına hafifçe dokunuyordu. Bozguna uğramıĢ ve dehĢete
düĢmüĢ Lucius Malfoy'u, ve içe göçmüĢ gözlerinde endiĢe dolu olan Narcissa'yı gördü.
Her göz, beyaz elleri önündeki Yüce Asa'nın üstünde gezinen ve baĢı eğik bir Ģekilde ayakta dikilen
Voldemort'a kilitlenmiĢti. Dua ediyor ya da içinden sessizce sayıyor olabilirdi ve hala bu sahnenin
kenarında duran Harry ise anlamsız bir Ģekilde saklambaç oyunundaki bir çocuğun sayıĢını aklına
getiriyordu. Voldemort'un kafasının arkasında, hala kıvrılan ve dolanan koca yılan Nagini
bulunmaktaydı, devasa bir ıĢık halkasını andıran, parıltılı ve gösteriĢli kafesinin içinde dolaĢıyordu.
Dolohov ve Yaxley gruba katıldıklarında Voldemort onlara baktı.
"Ondan hiçbir iz yok Lordum," dedi Dolohov.
Voldemort'un yüz ifadesi değiĢmedi. Kırmızı gözleri adeta bir ateĢ ıĢığında yanıyordu. YavaĢça Yüce
Asa‘yı uzun parmakları arasında gezdirdi.
"Lordum..."
Bellatrix konuĢmuĢtu; Voldemort'a en yakın oturan oydu, periĢan bir hali vardı, yüzü biraz kanlıydı
fakat diğer yandan zarar görmemiĢti.
Voldemort kadını susturmak için elini kaldırdı, ve kadın daha baĢka bir söz söylemedi ama gözleri
huĢu dolu bir hayranlıkla onun üstündeydi.
"Geleceğini düĢünmüĢtüm," dedi Voldemort, yüksek, berrak sesiyle, gözlerinden alevler yükseliyordu.
"Geleceğini ummuĢtum."
Kimse konuĢmadı. Onlar da, sanki bir kenara fırlatılıp atılmasına az kalmıĢ olan bedeninden kaçma
kararı almıĢ olan kalbinin kendisini kaburga kemiklerine doğru attığı hisseden Harry kadar
korkmuĢlardı. Görünmezlik Pelerini'ni üstünden çekerken elleri sayıp sövdü. Harry Pelerin'i asasıyla
beraber cübbesinin içine yerleĢtirdi. SavaĢmak için teĢvik edilmeyi istemiyordu.
"Görünen o ki...yanılmıĢım," dedi Voldemort.
"Hayır yanılmadın."
Harry bunu toplayabildiği tüm gücüyle, çıkarabildiği kadarıyla yüksek sesle söyledi. Sesinin korkmuĢ
gibi çıkmasını istemiyordu. Diriltme TaĢı uyuĢmuĢ parmaklarının arasından kayıp gitti, ve Harry göz
ucuyla ailesinin, Sirius ile Lupin'in o ateĢ ıĢığına adım atar atmaz kaybolduklarını gördü. O anda
Harry'nin gözleri Voldemort'tan baĢka kimseyi görmüyordu. Sadece o ikisi vardı.
Ġllüzyon onu sarmıĢ olduğu hızla kayboldu. Devler Ölüm Yiyenler bir araya toplanırken gürledi, ve
birçok haykırıĢ, hayret nidası, hatta kahkaha meydanı sardı. Voldemort dikildiği yerde donup kalmıĢtı,
ama kırmızı gözleri Harry'i bulmuĢtu ve ona yaklaĢan Harry'e dikilmiĢti.
Derken bir ses haykırdı, "HARRY! HAYIR!"
Harry döndü: Hagrid yakınlardaki bir ağaca sıkıca bağlanmıĢtı. Ümitsizce çırpındıkça devasa bedeni
kafasının üstündeki dalları sallıyordu.
"HAYIR! HAYIR! HARRY, NE YAPTIĞINI...?"
"SESSĠZ OL!" diye bağırdı Rowle, ve asasının bir hareketiyle Hagrid'i susturdu.
Ayağa sıçramıĢ olan Bellatrix sabırsızlıkla bir Harry'e bir Voldemort'a bakıyor, göğsü inip kalkıyordu.
Hareket eden tek Ģey alevler ve Voldemort'un kafasının arkasındaki parıltılı kafeste bir dolanıp bir
çözülen yılandı.
Harry göğsüne değen asasını hissedebiliyordu, ama onu çekmek için bir giriĢimde bulunmadı. Yılanın
çok iyi korunduğunu, ve eğer asasını Nagini'ye doğrultursa elli tane lanetin onu daha önce vuracağını
biliyordu. Voldemort ile Harry birbirlerine bakmaya devam ettiler ve Voldemort en sonunda kafasını
yana eğerek karĢısında duran çocuğu ölçüp biçmeye baĢladı, ve tek bir neĢesiz gülümseyiĢ dudaksız
ağzında kıvrıldı.
"Harry Potter," dedi çok yumuĢak bir ses tonuyla. Sesi aralarında duran ateĢin bir parçası olabilirdi.
"Sağ Kalan Çocuk."
Ölüm Yiyenler'in hiçbiri hareket etmedi. Hepsi bekliyordu: Her Ģey bekliyordu. Hagrid çırpınıyor,
Bellatrix hızlı hızlı soluyor, ve Harry ise açıklanamaz bir Ģekilde Ginny'i, onun parlayan bakıĢlarını, ve
dudaklarının onun...
Voldemort asasını kaldırdı. BaĢı meraklı bir çocuk gibi hala bir yana eğikti, devam ederse ne olacağını
merak ediyordu. Harry kırmızı gözlere baktı ve bu iĢin Ģimdi, çabucak, hala ayakta durabiliyorken,
kontrolünü kaybetmemiĢken, korkusuna yenik düĢmemiĢken bitmesini istiyordu...
Harry ağzın oynayıĢını ve yeĢil bir ıĢığın parlayıĢını gördü ve ardından her Ģey yok oldu.
OTUZ BEŞİNCİ BÖLÜM
KING’S CROSS
Sessizliği dinleyerek yüzüstü uzandı. Tamamen yalnızdı. Hiç kimse onu izlemiyordu ve orda baĢka
hiç kimse yoktu. Kendisinin bile orda olduğundan tam olarak emin değildi.
Uzunca bir süre sonra-ya da belki hiç zaman geçmemiĢti-sandığı gibi bedeninden kopmamıĢ olması
gerektiğini, hala yaĢıyor olması gerektiğini fark etti çünkü bir yerde uzanıyordu-kesinlikle
uzanıyordu-Bir Ģeye dokunduğunu hissetti, üzerinde uzandığı Ģey de gerçekti.
Neredeyse bu sonuca vardığı anda Harry çırılçıplak olduğunun farkına vardı. ġimdi bu yalnızlığına
ikna olmuĢ olması onu hiç mi hiç endiĢelendirmiyordu fakat az da olsa ĢaĢırmıĢtı. Hissedebilmesinin
yanı sıra görüp göremeyeceğini de merak etti. Gözlerinin var olduğunu onları açtığında anlamıĢtı.
Parlak bir sisin içinde yatıyordu, bu daha önce görmediği türden bir sisti. Etrafındaki hiçbir Ģey bu
bulanıklık tarafından gizlenmiyordu daha doğrusu sis onların üzerinde ĢekillenmemiĢti. Uzandığı
zemin beyaz gibi görülüyordu, sıcak ya da soğuk değil, fakat yalın bir halde boĢ ve düzdü.
Harry doğruldu, vücudu oldukça sağlam görünüyordu. Yüzüne dokunduğunda ise artık gözlük
takmadığını fark etti.
Ardından onu saran Ģekilsiz yokluktan bir ses belirdi: hafifçe debelenen ya da çırpınan, sağı solu
döven, boğuĢan bir Ģey vardı. Zavallı bir sesti, üstelik uygunsuzdu. Gizli, utanç verici bir Ģey
dinliyormuĢ gibi rahatsız bir hisse kapıldı.
Ġlk kez giyinik olmayı diledi.
Ancak bu istek aklında belirmiĢti ki hemen yanında giysiler beliriverdi. Onlara uzandı ve çabucak
giyindi. YumuĢak, temiz ve sıcacıktılar. Birden ortaya çıkmaları olağanüstü bir Ģeydi, tam da istediği
anda…
Harry ayağa kalktı ve etrafına göz gezdirdi. Acaba bir çeĢit Ġhtiyaç Odası‘nda mıydı? Baktıkça
görülecek daha çok Ģey olduğunu fark etti. Oldukça yüksekte büyük kubbeli camdan bir çatıdan gün
ıĢığı parıldıyordu. Belki de burası bir saraydı. Yakınlardan bir yerden, sisin içinden gelen bu tuhaf
gümleme ve inleme sesleri dıĢında her Ģey sessiz ve hareketsizdi.
Olduğu yerde yavaĢça döndü sanki etrafındaki her Ģey gözlerinin önünde kendiliğinden oluĢuyordu.
Uçsuz bucaksız bir alan, Büyük Salon‘dan çok daha büyük, camdan kubbeli tavanıyla parlak ve
temiz bir salondu. Tamamen boĢtu, Harry odadaki tek insandı, tabii oradaki o Ģey dıĢında…
Harry birden geri çekildi. Sesi çıkaran Ģeyi seçebiliyordu. Yerde çömelmiĢ küçük, çıplak bir çocuktu.
Derisi soyulmuĢtu ve vücudu yara içindeydi. UnutulmuĢ, istenmeyen bir koltuğun altında duruyordu
titreyerek ve nefes almaya çabalıyordu.
KorkmuĢtu. O küçük, narin ve yaralı Ģeye yaklaĢmak bile istemedi. Yine de her an geri çekilmeye
hazır bir Ģekilde yavaĢ yavaĢ yaklaĢıyordu. Sonunda ona dokunabilecek kadar yakındı fakat bunu
yapmaya eli varmıyordu. Kendini bir ödlek gibi hissetti. Onu rahatlatmalıydı ancak o Ģey bunu
reddetti.
―Ona yardım edemezsin,‖
Harry arkasına döndü. Albus Dumbledore dimdik ve neĢeli bir Ģekilde gece mavisi cüppesiyle ona
doğru yürüyordu.
―Harry,‖ Kollarını açtı, elleri -her ikisi de- beyaz ve sapasağlamdı. ―Seni muhteĢem çocuk. Seni
cesur, cesur adam. Hadi biraz yürüyelim.‖
Harry afallamıĢ bir Ģekilde yerde sızlayan çocuğu geçip giden Dumbledore‘u takip etti, adam ise
onları parıldayan yüksek tavanın altında duran, Harry‘nin daha önce fark etmediği iki koltuğa
götürdü. Dumbledore birine oturdu ve Harry de eski okul müdürünün yüzüne bakarak diğerine yığıldı.
Dumbledore‘un uzun gümüĢi saçları ve sakalı, yarım ay gözlüklerinin arkasındaki keskin mavi
gözleri, kemerli burnu: Her Ģey hatırladığı gibiydi. Ve nihayet…
―Ama sen öldün.‖ dedi Harry.
―Ah evet.‖ dedi Dumledore bariz bir Ģeyden bahsediyormuĢ gibi.
―O halde… Ben de mi?‖
―Ah,‖ dedi Dumbledore, hala biraz geniĢçe gülümseyerek.‖Soru bu, değil mi? Tam olarak, sevgili
oğlum, öyle düĢünmüyorum.‖
Bir süre birbirlerine baktılar, yaĢlı adam hala gülümsüyordu.
―DüĢünmüyor musun?‖ dedi Harry.
―Hayır,‖ dedi Dumbledore.
―Ama…‖ Harry‘nin eli içgüdüsel olarak yara izine gitti. OradaymıĢ gibi görünmüyordu. ‖Ama ben
ölmüĢ olmalıyım-kendimi savunmadım! Yani beni öldürmesine izin verdim.‖
―Ve bence,‖ dedi Dumbledore, ‖iĢte her Ģeyin sebebi bu.‖
Sanki bir ıĢık ya da ateĢ gibi, mutluluk Dumbledore‘dan yayılıyor gibiydi: Harry bu adamı hiç bu denli
mutlu görmemiĢti.
―Açıkla.‖ dedi Harry.
―Ama sen zaten bunu biliyorsun.‖ dedi Dumbledore.
―Beni öldürmesine izin verdim,‖ dedi Harry. ‖Değil mi?‖
―Evet, öyle,‖ dedi Dumbledore baĢını sallayarak. ‖Devam et.‖
―O halde benim içimde olan ruhunun parçası…‖
Dumbledore baĢını daha istekli bir Ģekilde salladı, yüzünde Harry‘yi devam etmeye teĢvik eden
cesaret verici bir gülümsemeyle.
―…gitti mi?‖
―Ah evet!‖ dedi Dumbledore. ―Evet, ona zarar verdi. Senin ruhun artık bir bütün ve tamamen sana ait,
Harry…‖
―Ama o zaman…‖
Harry endiĢeyle omzunun üstünden yerdeki küçük titreyen yaratığa doğru baktı.
―O Ģey nedir, Profesör?‖
―Yardımlarımızın ötesinde bir Ģey.‖ dedi Dumbledore.
―Ama eğer Voldemort, Öldüren Lanet‘i kullandıysa,‖ Harry tekrar baĢladı ‖ve bu kez hiç kimse benim
için ölmediyse-nasıl oldu da hala canlı kaldım?‖
―Sanırım biliyorsun,‖ dedi Dumbledore. ‖Tekrar düĢün. Onun ne yaptığını hatırla, zulüm, cehalet ve
açgözlülükle.‖
Harry düĢündü. BakıĢlarının etrafındakilere kaymasına izin verdi. Eğer burası bir saraysa ki
sandalyeler ve Ģurada burada demir parçalarıyla eski bir saray olmalıydı ve onun, Dumbledore‘un ve
sandalyenin altındaki yaratıktan baĢka kimse yoktu. Sonra cevap kolaylıkla, hiç çaba göstermeden
dudaklarından dökülüverdi.
―Kanımı aldı.‖
―Kesinlikle!‖ dedi Dumbledore. ‖Kanını aldı ve onunla Ģu anki bedenini yarattı. Senin kanın onun
damarlarında Harry, Lily‘nin koruması ikinizin de içinde! O yaĢarken seni de hayata bağlamıĢ oldu!―
O yaĢarken… ben de yaĢıyorum. Ama düĢünmüĢtüm ki… DüĢündüğüm diğer yoldu! Ġkimizin de
ölmesi gerektiğini düĢünmüĢtüm. Belki de ikisi de aynı Ģey?‖
Arkalarında can çekiĢen yaratığın iniltileri ve gürültüsü Harry‘nin dikkatini dağıttı ve tekrar ona baktı.
―Yapabileceğimiz bir Ģey olmadığından emin misiniz?‖
―Mümkün olan hiçbir Ģey yok.‖
―O halde daha fazla anlatın.‖ dedi Harry ve Dumbledore gülümsedi.
―Sen 7. Hortkuluk‘tun Harry, asla yapmak istemediği Hortkuluk. Ruhu öyle kararsızlık gösterdi ki
aileni öldürdüğünde ve bir çocuğu öldürmeye çalıĢtığında, parçalanıverdi. Ama odadan kaçan Ģey,
bildiğinden daha azıydı. Arkasında vücudundan daha fazlasını bırakmıĢtı. O bir parçasını hayatta
kalan sözde-kurban çocukta, sende bıraktı.‖
―Ve ilmi kederli bir Ģekilde yarım kaldı, Harry. Voldemort‘un önem vermediği, anlamaya hiç zahmet
etmediği ev cinleri, çocuk masalları, sevgi, sadakat ve masumiyet. Kesinlikle bunlar hakkında hiçbir
Ģey bilmiyor ve anlamıyor. Kesinlikle hiçbir Ģey! Onun sahip olduğunun ötesinde bir güç, hiçbir
büyüyle ulaĢılamayacak bir güç, asla kavrayamayacağı bir gerçek.‖
―Onu güçlendireceğine inandığı için senin kanını aldı. Annen senin için öldüğünde sana yaptığı
büyünün de bir kısmını kendi vücuduna koymuĢ oldu. Büyü devam ettikçe bedeni annenin
fedakârlığını canlı tutacak, senin ve Voldemort‘un kendisi için son umudu.‖
Dumbledore Harry‘ye gülümsedi ve Harry de ona baktı.
―Ve sen de bunu biliyordun-baĢından beri.‖
―Tahmin yürüttüm... Ama tahminlerim genellikle iyi yönde oluyor.‖ dedi Dumbledore neĢeli bir Ģekilde
ve arkalarındaki yaratık titremeye ve inlemeye devan ederken sessizlik içinde uzunca bir süre
oturdular.
―Dahası var.‖ dedi Harry. ‖Daha fazlası olmalı. Asam neden onunkini yendi?‖
―ĠĢte bundan pek emin değilim.‖
―O halde bir tahmin yürüt.‖ dedi Harry ve Dumbledore güldü.
―Harry anlaman gereken Ģey, Lord Voldemort ve sen birlikte Ģimdiye kadar hiç denenmemiĢ ve
bilinmeyen büyüler diyarında bir yolculuğa çıktınız. Fakat burada benim olduğunu düĢündüğüm-ve
bu Ģimdiye kadar benzeri görülmemiĢ Ģey ki-hiçbir asa yapımcısının öngöremediği ya da bunu
Voldemort‘a anlatamadığı bir Ģey.
―Ġstemeden de olsa, insan olarak döndüğü zaman aranızdaki bağı iki katına çıkarmıĢ oldu. Ruhunun
bir parçası hala sana bağlıydı ve kendini güçlendireceğini düĢünerek annenin fedakârlığından bir
kısmını içine koydu. Eğer bu fedakârlığın tam ve korkunç gücünü anlayabilseydi, sanırım buna
kalkıĢmazdı, belki de kanına dokunmaya cüret bile edemezdi… Ama öte yandan, anlayabilseydi
zaten Lord Voldemort olmazdı ve asla kimseyi öldürmezdi.
Bu ikili bağı sağlamlaĢtırmak, kaderlerinizi tarihe gelmiĢ her büyücüden daha fazla bağlamayı
kesinleĢtirmek için Voldemort seninkiyle aynı çekirdeği taĢıyan bir asayla sana saldırmaya devam
etti. Çekirdekler, asanın onunkiyle ikiz olduğunu asla bilmeyen Lord Voldemort‘un beklemediği
Ģekilde davrandı.‖
O gece, senden daha fazla korktu, Harry. Lord Voldemort‘un asla yapamayacağı bir Ģekilde ölüm
ihtimalini kabul ettin, belki de benimsedin. Cesaretini kazandı ve asan onunkini alt etti. Ve bu
durumda, bu asalar arasında bir Ģey oldu, ustaları arasındaki bağı tetikleyen bir Ģey.‖
―Asanın o gece Voldemort‘unkinden bazı güçleri ve nitelikleri kaptığına inanıyorum, içinde küçük bir
Voldemort barındıran asadan. Dolayısıyla asan seni takip ederken onu tanıdı, yakın ve ölümü
düĢmanı olan adamı tanıdı ve ona karĢı Lucius‘un asasının asla gerçekleĢtirmediği kendi büyüsünü
kustu. Asan Ģimdi senin muazzam cesaretini ve Voldemort‘un ölümcül yeteneklerini barındırıyor:
Lucius Malfoy‘un zavallı sopasının buna karĢı ne Ģansı olabilir ki?‖
―Ama eğer benim asam bu kadar kuvveliyse, Hermione onu nasıl kırabildi?‖ diye sordu Harry.
Sevgili oğlum, onun dikkate değer etkileri sadece büyünün en derin ve tavsiye edilmeyen noktalarını
kurcalayan Voldemort‘a yöneldi. Ona karĢı anormal bir Ģekilde güçlü olan bir asa. Yoksa bu da
diğerleri gibi bir asa… Yine de iyilerinden bir tanesi, eminim ki.‖ diye bitirdi Dumbledore kibarca.
Harry uzun süre öylece oturdu, ya da belki saniyelerce. Burada, bir Ģeylerden emin olmak çok zordu,
zaman gibi.
―Beni senin asanla öldürdü.‖
―Seni benim asamla öldüremedi,‖ diye düzeltti Dumbledore. ―Sanırım ölü olmadığını kabul edebilirizher
Ģeye rağmen, tabi ki.‖ diye ekledi, korkmak kabaca olurmuĢ gibi, ―Acı veren Ģeyler çektiğinden
eminim ve bunları küçümsemiyorum.‖
―Yine de Ģu anda harika hissediyorum.‖ dedi Harry, adamın düzgün ve lekelenmemiĢ ellerine
bakarak. ―Tam olarak neredeyiz?‖
―Ah, bunu ben sana soracaktım,‖ dedi Dumbledore etrafına bakarak. ―Nerede olduğumuzu
söylüyorsun?‖
Dumbledore sorana kadar Harry bilmiyordu. ġimdi, her nasılsa, verilmeye hazır bir cevabı olduğunu
gördü.
―Burası,‖ dedi yavaĢça, ―King‘s Cross istasyonuna benziyor. Daha temiz ve boĢ olması haricinde ve
görebildiğim kadarıyla tren falan yok.‖
―King‘s Cross istasyonu!‖ diye kıkırdadı Dumbledore ölçüsüzce. ―Hayret, gerçekten mi?‖
―Peki, sen nerede olduğumuzu düĢünüyorsun?‖ diye sordu Harry biraz da kendini savunarak.
―Sevgili oğlum, hiçbir fikrim yok. Bu, dedikleri gibi, senin eğlencen.‖
Harry‘nin bunun ne anlama geldiğine dair hiçbir fikri yoktu; Dumbledore onu biraz çileden
çıkarıyordu. Adama dik dik baktı ve sonra Ģu anki mekânlarından çok daha önemli sorularının
olduğunu hatırladı.
―Ölümcül Kutsallar.‖ dedi ve bu kelimelerin Dumbledore‘un yüzündeki gülücüğü sildiğini
memnuniyetle gördü.
―Ah, evet,‖ dedi. Biraz endiĢelenmiĢ görünüyordu.
―Evet?‖
TanıĢtıklarından beri Dumbledore, Harry‘ye ilk defa bu kadar az yaĢlı görünüyordu, çok daha az.
Yaramazlık yaparken yakalanmıĢ küçük bir çocuk gibi görünüyordu.
―Beni affedebilecek misin?‖ dedi. ―Sana güvenmediğim için beni affedilecek misin? Sana
anlatmadığım için? Harry, sadece benim gibi baĢarısız olmandan korktum. Benim yaptığım hataları
yapmandan çok korktum. Affet beni, Harry. ġimdi, bazen olduğu gibi, senin daha iyi biri olduğunu
biliyorum.‖
―Neden bahsediyorsun?‖ diye sordu Harry, Dumbledore‘un ses tonundan ürkerek, gözlerinde beliren
yaĢlardan ürkerek.
―Kutsallar, Kutsallar,‖ diye mırıldandı Dumbledore. ―Umutsuz bir adamın rüyası!‖
―Ama onlar gerçek!‖
―Gerçek, tehlikeli ve aptallar için bir tuzak,‖ dedi Dumbledore. ―Ve ben de aptaldım. Ama biliyorsun,
değil mi? Artık senden saklayacak hiçbir sırrım yok. Biliyorsun.‖
―Neyi biliyorum?‖
Dumbledore Harry‘yle yüz yüze gelmek için döndü, gözyaĢları hala muhteĢem mavi gözlerinde
parlıyordu.
―Ölümün Efendisi, Harry, Ölümün Efendisi! Sonuçta Voldemort‘tan iyi miydim?‖
―Tabi ki öyleydin,‖ dedi Harry. ―Tabi ki-Bunu nasıl sorarsın? Eğer korunabilseydin asla öldürmedin!‖
―Doğru, doğru,‖ dedi Dumbledore, özgüven isteyen küçük bir çocuk gibiydi. ―Ama yine de, ben de
ölümü fethetmek için bir yol arıyordum, Harry.‖
―Onun yaptığı yoldan değil,‖ dedi Harry. Dumbledore‘a olan onca öfkesinden sonra, yüksek,
kubbesel bir tavanın altında onu kendine karĢı savunuyor olması ne kadar da tuhaf geliyordu.
―Kutsallar, Hortkuluklar değil.‖
―Kutsallar,‖ diye mırıldandı Dumbledore, ―Hortkuluklar değil, aynen öyle.‖
Bir sessizlik oldu. Arkalarındaki yaratık inildedi, ama Harry tekrar bakmadı.
―Grindelwald da onları arıyordu, ha?‖ diye sordu.
Dumbledore bir an gözlerini kapattı ve baĢını salladı.
―Her Ģeyden önce buydu ilgimizi çeken.‖ dedi sessizce. ―PaylaĢılan bir takıntı ve iki zeki, kibirli çocuk.
Godric‘s Hollow‘a gelmek istiyordu, sanırım tahmin etmiĢsindir, Ignotus Peverell‘in mezarı için. O
üçüncü kardeĢin öldüğü yeri araĢtırmak istiyordu.‖
―Yani doğru?‖ dedi Harry. ―Her Ģey? Peverell kardeĢler-―
―-hikâyedeki üç kardeĢti,‖ Dumbledore baĢını sallayarak. ―Ah, evet, sanırım öyle. Ölüm‘le ıssız bir
yolda karĢılaĢıp karĢılaĢmamaları… Sanırım daha çok bu güçlü nesneleri yapabilecek kadar
yetenekli, tehlikeli büyücüler olan Peverell kardeĢler olmalı. Ölüm‘le olan hikâyeleri bana daha çok
yaratıcılıkla süslenmiĢ bir efsane gibi geliyor.‖
―Pelerin, bildiğin gibi, çağlar boyunca babadan oğla, anneden kıza aktarıldı, Ignotus‘un Godric‘s
Hollow köyünde doğan son yaĢayan torununa.‖
Dumbledore Harry‘ye gülümsedi.
―Ben?‖
―Sen. Pelerin‘in ailenin öldüğü gece neden benim olduğunu tahmin etmiĢsindir, biliyorum. James onu
bana sadece birkaç gün önce göstermiĢti. Okuldaki fark edilmeyen yaramazlıklarını nasıl yaptığını
açıklıyordu. Gördüğüm Ģeye inanamamıĢtım! Ġncelemek için ödünç alıp alamayacağımı sordum.
Kutsallar‘ı birleĢtirme rüyam uzun zaman önce hayallerimden çıkmıĢtı, ama dayanamadım, yakından
incelememe faydası olmadı. Daha önce böylesini görmemiĢtim, çok eskiydi, her açıdan
mükemmeldi… Ve sonra baban öldü ve ben de sonunda iki Kutsala kavuĢmuĢ oldum.
Sesinin tonu dayanılamaz bir Ģekilde acı veriyordu.
―Her Ģeye rağmen Pelerin hayatta kalmalarını sağlayamadı,‖ dedi Harry çabucak. Voldemort,
annemle babamın nerede olduğunu biliyordu. Pelerin onları lanet-geçirmez yapmıyordu.‖
―Doğru,‖ diye iç geçirdi Dumbledore. ―Doğru.‖
Harry bekledi ama Dumbledore konuĢmayınca Harry onu teĢvik etti.
―Yani Pelerin‘i gördüğünde Kutsalları aramayı bırakmıĢtın?‖
―Ah, evet,‖ dedi Dumbledore zorla. Kendini Harry ile göz göze gelmeye zorluyormuĢ gibi
görünüyordu. ―Ne olduğunu biliyorsun. Biliyorsun. Beni, kendimi aĢağıladığım kadar
aĢağılayamazsın.‖
―Ama seni aĢağılamıyorum-―
―O zaman yapmalısın,‖ dedi Dumbledore. Derin bir nefes aldı. ―Kız kardeĢimin hastalığının sırlarını
biliyorsun, o Muggle‘ların ona ne yaptığını, onun ne hale geldiğini. Zavallı babamın nasıl intikam
almak için uğraĢtığını ve bedelini Azkaban‘da ölerek ödediğini biliyorsun. Annemin Ariana için
hayatından nasıl vazgeçtiğini biliyorsun.‖
―Buna gücenmiĢtim, Harry.‖
Dumbledore bunu buz gibi bir havayla dobra dobra belirtmiĢti. Harry‘nin kafasının üstünden
uzaklarda bir noktaya bakıyordu.
―Yetenekliydim. Görkemliydim. Kaçmak istiyordum. Parlamak istiyordum. ġan, Ģeref istiyordum.‖
―Beni yanlıĢ anlama,‖ dedi, acı yüzünü tekrar eskisi kadar yıpranmıĢ bir hale getirirken. ―Onları
seviyordum. Ailemi seviyordum, kız ve erkek kardeĢimi seviyordum, ama bencildim, Harry, dikkate
değer bir Ģekilde kendinden ait hiçbir Ģey düĢünmeyen ve bunu sadece hayal etmesi mümkün olan
senden çok daha bencil.‖
―Sonra, annem ölünce yaralı kız kardeĢimin ve sağı solu belli olmayan erkek kardeĢimin sorumluluğu
bana kaldı, biraz sinir ve hayal kırıklığıyla köye döndüm. Kapana kısılmıĢ olduğumu ve harcandığımı
düĢünüyordum! Ve sonra, tabi ki, o geldi…‖
Dumbledore doğrudan Harry‘nin gözlerine baktı.
―Grindelwald. Fikirlerinin beni nasıl sardığını hayal bile edemezsin, Harry, beni alevlendirmiĢti.
Muggle‘lar boyun eğmeye zorlanacaktı. Biz büyücüler muzaffer olacaktık. Grindelwald ve ben,
devrimin Ģanlı genç liderleri.‖
―Ah, biraz vicdanım vardı, tabi. BoĢ sözlerle kendimi rahatlatıyordum. Hepsi ―daha üstün doğruluk‖
için olacaktı, eğer zarar gelirse, büyücülerin yararı için yüz katıyla geri ödetilecekti. Kalbimin
derinliklerinde, Gellert Grindelwald‘ın ne olduğunu, biliyor muydum? Sanırım biliyordum ama
gözlerim kapalıydı. Eğer planlarımızı gerçekleĢtirebilseydik, bütün hayallerim gerçek olurdu.‖
―Ve tasarımızın kalbinde, Ölümcül Kutsallar! Onu nasıl da etkilemiĢti, bizi nasıl da büyülemiĢti!
Yenilmez asa, bizi güce götürecek olan silah! Diriltme TaĢı-ona göre, bilmiyor gibi görünsem de, bir
Inferi ordusu manasına geliyordu! Bana göre ise, itiraf etmeliyim ki, ailemin dönüĢü ve bütün
sorumluluğun omuzlarımdan kalkıĢı anlamındaydı.‖
―Ve Pelerin… Nedense Pelerin‘i çok tartıĢmadık Harry. Ġkimiz de Pelerin‘siz kendimizi
saklayabiliyorduk, sahibi kadar baĢkalarını da koruyacak ve kollayacak gerçek büyü tabi ki. Sanırım
onu bulabilseydik, Ariana‘yı saklamak için yararlı olabilirdi, ama bizim önceliğimiz Pelerin‘in üçlüyü
tamamlaması yönündeydi, Efsaneye göre, bu üç nesneyi birleĢtiren adam Ölümün Efendisi
olabilecekti, bizim tabirimizle ‗yenilmez‘‖
―Yenilmez, Ölümün efendileri, Grindelwald ve Dumbledore! Ġki aylık çılgınlık, acımasız hayaller ve
ailemden kalan son iki üyeyi iyice ihmal etmem.‖
―Ve sonra… ne olduğunu biliyorsun. Gerçek; kaba, çizgi dıĢı ve son derecede takdire değer
kardeĢim olarak bana dönmüĢtü. Bana bağırdığı gerçekleri duymak istemedim. Kutsalları arama
azmimin kırılgan ve dengesiz kız kardeĢimi ikinci plana attığını duymak istemedim.‖
―TartıĢma kavgaya dönüĢtü. Grindelwald kontrolünü kaybetti. Bu onda her zaman sezdiğim ama göz
ardı eder göründüğüm bir Ģeydi ancak o zaman felakete sebep olmuĢtu. Ve Ariana… annemin bütün
özeni ve dikkatinden sonra… yerde ölü halde yatıyordu.‖
Dumbledore hafifçe soluklandı ve ciddi ciddi ağlamaya baĢladı. Harry ona dokunabildiğine memnun
bir halde yanına yaklaĢtı ve sıkıca konulu kavradı, Dumbledore yavaĢ yavaĢ kontrolünü tekrar
sağladı.
―Tabi, Grindelwald kaçtı, önceden tahmin edebileceğim herkes gibi. Gücü ele geçirme planlarıyla,
Mugglelar‘a iĢkence tasarılarıyla ve benim de cesaretlendirip yardım ettiğim Ölümcül Kutsalların
hayaliyle. Ben kız kardeĢimi gömerken ve suçluluğumla, korkunç üzüntümle ve utancımın bedeliyle
yaĢamayı öğrenirken o ortadan kayboldu.‖
―Yıllar geçti. Onun hakkında bazı dedikodular mevcuttu. Sınırsız bir güce sahip olan bir asa elde
ettiğini söylüyorlardı. Bana da, bu arada, Sihir Bakanlığı teklif edilmiĢti, bir kere değil, birkaç kere.
Doğal olarak, reddettim. Güce güvenmeyeceğimi öğrenmiĢtim.‖
―Ama siz, Fudge veya Scrimgeour‘dan daha iyi, çok daha iyi bir bakan olurdunuz!‖ diye baĢladı
Harry.
Dumbledore ―Olur muydum?‖ diye sordu yavaĢça. ―Emin değilim. Çok gençken gücün benim
zayıflığım ve tutkum olduğunu kanıtlamıĢtım. Merak uyandırıcı, Harry, ama belki de güce en uygun
kiĢi, onu asla aramamıĢ kiĢidir. Onlar da senin gibi onlar da üstlerine liderlik yükümlülüğünü aldı,
mecbur oldukları için sorumluluğu üstlendi ve ĢaĢırtıcıdır ki gayet iyi yerine getirdi.
―Hogwarts‘ta güvendeydim. Sanırım iyi de bir öğretmendim-―
―Sen en iyisiydin-―
―-çok kibarsın Harry. Ama ben genç öğrencileri eğitmekle meĢgulken Grindelwald bir ordu kuruyordu.
Benden korktuğunu söylüyorlardı, belki de öyleydi, ama sanırım benim ondan korktuğumdan daha
azdı.
―Ah, ölüm değil.‖ dedi Dumbledore Harry‘nin soru soran bakıĢlarına. Bana sihirle yapabileceği bir Ģey
değildi. Daha önce karĢılaĢmıĢtık ve belki ondan biraz daha fazla yetenekliydim. Gerçekten
korktuğum Ģey buydu. Gördüğün üzere, o gece, o korkunç kavgada kız kardeĢimi öldüren laneti
kimin yaptığını asla bilemedim. Bana korkak diyebilirsin, haklısın da. Harry, ben her Ģeyin ötesinde
ölümüyle ilgili edindiğim bilgiden korkmuĢtum, sadece kibir ve aptallığımla değil, onun hayatını
söndüren laneti gerçekten de ben yapmıĢtım.‖
―Sanırım biliyordu. Beni korkutan Ģeyin ne olduğunu biliyordu. Onunla karĢılaĢmayı son ana kadar
erteledim ama daha fazla direnmek utanç verici olurdu. Ġnsanlar ölüyor ve o durdurulamaz
görünüyordu ve ben de yapabileceğim Ģeyi yapmalıydım.‖
―Sonra ne olduğunu biliyorsun. Düelloyu kazandım. Asayı kazandım.‖
BaĢka bir sessizlik. Harry Dumbledore‘un kimin Ariana‘yı öldürdüğünü nasıl öğrendiğini sormadı.
Bilmek istemiyor, Dumbledore‘u bunu anlatmak zorunda bırakmak hiç istemiyordu. Sonunda
Dumbledore‘un Kelid Aynası‘na bakınca neler gördüğünü ve Harry‘nin memnuniyetini görünce de
nasıl bu derecede anlayıĢlı olabildiğini anlamıĢtı.
Uzun zaman konuĢmadan oturdular, arkalarında inleyen yaratık artık Harry‘yi rahatsız etmiyordu.
Sonunda ―Grindelwald, Voldemort‘un asanın peĢinden gitmesini engellemeye çalıĢtı. Yalan söyledi,
bildiğin gibi, ona hiç sahip olmamıĢ gibi davrandı.‖
Dumbledore baĢını sallayıp yere baktı, gözyaĢları hala kemerli burnunun üstünden akıyordu.
―Sonraki yıllarda vicdan azabı duyduğunu söylüyorlar, Nurmengard‘daki hücresinde yalnızken.
Umarım doğrudur. Yaptığından korku duyduğuna inanmak istiyorum. Belki bu yalanı telafi için bir
çabadır… Voldemort‘un Kutsalı almasını engellemek için…‖
―Ya da belki mezarınızın kırılmasını engellemek için?‖ diye belirtti Harry ve Dumbledore gözlerini
kırptı.
Kısa bir duraklamadan sonra Harry ―Diriltme TaĢı‘nı kullanmıĢsın.‖ dedi.
Dumbledore baĢını sallayarak onayladı.
―O kadar yıldan sonra onu bulduğumda Gauntlar‘ın terkedilmiĢ evinde gömülü bir haldeydi-
Gençliğimden beri en çok istediğim Kutsal, birçok farklı sebepten istiyorum onu-aklımı kaçırmıĢtım,
Harry. Onun artık bir Hortkuluk olduğunu ve üzerinde bir lanet taĢıyabileceğini unutmuĢtum. Onu
aldım ve taktım, bir saniyeliğine Ariana‘yı, annemi ve babamı göreceğimi ve ne kadar üzgün
olduğumu söyleyecektim…
―Aptaldım, Harry. O kadar yıldan sonra hiçbir Ģey öğrenmemiĢtim. Ölümcül Kutsalları birleĢtirmeye
layık bir adam değildim. Bunu tekrar kanıtlamıĢ oldum, iĢte, son kanıt buydu.
―Neden?‖ dedi Harry. ―Bu doğal! Onları tekrar görmek istiyordun. Bunda yanlıĢ ne var?‖
―Belki bir milyonda bir adam Kutsalları birleĢtirebilir, Harry. Ben en kullanıĢsız ve en az sıra dıĢı olanı
almaya uygundum. Yüce Asa‘ya sahip olabilirdim ama bununla övünemez ve birisini öldüremezdim.
Onu ehlileĢtirmeme izin verildi, çünkü onunla çıkar sağlamayacak, baĢkalarını kurtaracaktım.‖
―Ama Pelerin, onu boĢ bir merakla almıĢtım ve bende gerçek sahibi olan sende çalıĢtığı gibi asla
çalıĢmadı. Ben taĢı senin ölümünde kullandığının aksine mutlu olanları geri getirmek için kullanırdım.
Sen Kutsalların hakkıyla sahibisin.‖
Dumbledore Harry‘nin eline hafifçe vurdu, Harry yaĢlı adama baktı ve gülümsedi; kendine yardım
edemezdi. Nasıl hala içinde Dumbledore‘a öfke kalabilirdi ki.
―Neden bu kadar zor hale getirmek zorundaydın ki?‖
Dumbledore heyecanla gülümsedi.
―Korkarım ki, Miss Granger‘in seni yavaĢlatacağını var saymıĢtım, Harry. Aklının değil iyi kalbinin
seni yönlendireceğinden korkuyordum. Bu çekici nesneler hakkında tüm sunulan gerçeklerin, benim
gibi seni de yanlıĢ zamanda, yanlıĢ sebeplerle sarmasından korkuyordum. Eğer senin eline
geçecekse, güvenli bir Ģekilde geçmesini istedim. Sen ölümün gerçek efendisisin çünkü gerçek
efendi ölümden kaçmaya çalıĢmaz. O kiĢi ölmesi gerektiğini kabul eder ve bu yaĢayan dünyada
ölümden çok daha kötü Ģeyler olduğunu anlar.‖
―Ve Voldemort Kutsalları asla öğrenemedi, öyle mi?‖
―Sanmıyorum zira Diriltme TaĢı‘nı tanıyamayıp bir Hortkuluk‘a çevirdi. Ama bilseydi bile, Harry, ilk
baĢta onlara ilgi göstereceğinden Ģüpheliyim. Pelerin‘e ihtiyacı olduğunu düĢünmezdi ve taĢla kimi
ölümden geri getirebilirdi ki? Ölümden korkuyordu. Sevmiyordu.‖
―Ama ondan asanın peĢinden gitmesini umdunuz?‖
―Asan Little Hangleton‘daki mezarlıkta onunkini yendiğinden beri deneyeceğini biliyordum. Ġlk baĢta,
onu üstün maharetinle alt ettiğinden korkuyordu. Ama Ollivander‘ı kaçırınca, ikiz çekirdeğin varlığını
keĢfetti. Ona göre bu her Ģeyi açıklıyordu. Yine de ödünç alınmıĢ asanın sana karĢı Ģansı yoktu!
Sonunda Voldemort kendine sendeki hangi niteliklerin asanı bu kadar güçlü yaptığını, sende olup da
onda olmayan hangi yeteneğin olduğunu sormak yerine, doğal olarak hepsini yenebileceği söylenen
tek asayı bulmaya odaklandı. Onun için Yüce Asa takıntısı, sana duyduğu takıntıyla yarıĢır hale
geldi. Yüce Asa‘nın onun son zayıflığını kaldırdığını ve onu tamamen yenilmez kıldığına inanıyordu.
Zavallı Severus…‖
―Eğer Snape ile ölümünüzü planladıysanız, Yüce Asa‘nın sendeki hâkimiyetinin sona ermesi
manasına geliyordu, değil mi?‖
―Ġtiraf etmeliyim ki maksadım buydu,‖ dedi Dumbledore, ―Ama amaçladığım gibi gitmedi, değil mi?‖
―Hayır,‖ dedi Harry. ―ĠĢe yaramadı.‖
Arkalarındaki yaratık kıpırdadı ve inledi, Harry ile Dumbledore ise konuĢmadan en uzun sürelerini
geçirdiler. Bundan sonra ne olacağının düĢüncesi, Harry‘nin üzerine uzun dakikalar boyunca, sanki
yumuĢakça yağan bir kar gibi çöktü.
―Geri dönmem gerekiyor, değil mi?‖
―Bu sana bağlı?‖
―Seçim Ģansım var mı?‖
―Ah evet.‖ Dumbledore gülümsedi. ―King‘s Cross‘tayız, demiĢtin. Sanırım eğer geri dönmemeyi
seçersen, sen… Ģöyle diyelim… Bir trene bineceksin.‖
―Ve o beni nereye götürecek?‖
―Ardına.‖ dedi Dumbledore basitçe.
Tekrar sessizlik oldu.
―Voldemort Yüce Asa'yı aldı.‖
―Doğru. Yüce Asa Voldemort‘un elinde.‖
―Ama sen geri gitmemi istiyorsun?‖
―Sanırım,‖ dedi Dumbledore ,‖eğer dönmeyi seçersen, belki onu bitirebiliriz. Buna söz veremem.
Ama biliyorum ki, Harry, buradan dönme konusunda ondan daha az korkuyorsun.‖
Harry gölgeler içinde uzaktaki sandalyenin altında duran çiğ görünümlü, titreyen ve kasılan Ģeye bir
bakıĢ attı.
―Ölüye acıma, Harry. YaĢayanlara ve her Ģeyin üstünde, sevgisiz yaĢayanlara acı. Dönerken birkaç
ruhun sakatlanmasını, birkaç soyun parçalanmasını kesinleĢtirebilirsin. Eğer bu sana layık bir amaç
ise, buna hoĢça kal hediyesi diyebiliriz.‖
Harry baĢını salladı ve iç geçirdi. Buradan ayrılmak ormana yürümekten daha zor olmayacaktı, ama
burası sıcak, parlak ve huzur doluydu ve biliyordu ki, acıya ve daha fazla kaybın korkusuna
dönecekti. Ayağa kalktı, Dumbledore da aynısını yaptı ve bir süre birbirlerinin suratına baktılar.
―Son bir Ģey daha,‖ dedi Harry. ―Bu gerçek mi? Ya da kafamda kurduğum bir Ģey mi?‖
Dumbledore içtenlikle ona baktı, parlak beyaz bir duman Harry‘yi sararken, kulaklarına gelen ses
güçlü ve yüksekti.
―Tabi ki bu kafanın içinde gerçekleĢiyor, Harry, ama neden bu gerçek olmadığı manasına gelsin ki?‖
OTUZ ALTINCI BÖLÜM
PLANDA TERSLİK
Tekrar, yüzükoyun arazide yatıyordu. Ormanın kokusu burnunu doldurdu. Yanağının altındaki soğuk,
sert zemini hissedebiliyordu ve düĢüĢ nedeniyle ikiye ayrılan gözlük menteĢesi Ģakağına batıyordu.
Öldürme Laneti‘nin isabet ettiği yer demirden bir yumruk ile ezilmiĢ gibiydi, vücudunun her bir santimi
acıyordu. Kolları garip bir açıyla bükülmüĢ, ağzı yarı açık, hareket edemeden düĢtüğü yerde kaldı.
Ölümü üzerine sevinç çığlıkları ve zafer nidaları duymayı umuyordu ancak tersine telaĢlı ayak sesleri,
fısıldanmalar ve havayı dolduran meraklı mırıldanmalar duydu.
―Lordum. Lordum...‖
Bu Bellatrix‘in sesiydi ve sanki sevgilisine konuĢuyor gibiydi. Harry gözlerini açmaya cesaret edemedi
ama diğer duyularının bu halini algılamasına izin verdi. Asasının hala cüppesinin altında saklı
olduğunu biliyordu çünkü zeminle göğsü arasında bastırıĢını hissedebiliyordu.Karın bölgesindeki
yastık hissi ona Görünmezlik Pelerininin görünürden uzak hala orada olduğunu iĢaret ediyordu.
―Lordum...‖
―Böyle daha iyi,‖ dedi Voldemort‘un sesi.
Daha fazla ayaksesleri. Birkaç insan aynı noktadan geriye açılıyordu. Neyin, ne için olduğunu
öğrenmeye dair çaresiz Harry, gözünü bir milimetre kadar araladı.
Voldemort ayağa kalkıyor gibi görünüyordu. Farklı farklı ölüm yiyenler ondan uzaklaĢarak açıktaki
kalabalık çizgiye dönüyorlardı. Bellatrix tek baĢına Voldemort‘un yanıbaĢında diz çökmüĢ duruyordu.
Harry gözlerini tekrar kapattı ve ne gördüğünü düĢünmeye baĢladı. Ölüm Yiyenler, yere düĢmüĢ gibi
görünen Voldemort‘un etrafına doluĢmuĢlardı. Harry‘e Öldürme Laneti yaptığında bir Ģey olmuĢtu.
Voldemort da yere mi yıkılmıĢtı? Öyle görünüyordu. Her ikisi de bilinçsizce düĢmüĢ ve Ģimdi her ikisi
de geri dönmüĢtü.
―Lordum, izin veri-―
―Yardıma ihtiyacım yok,‖ dedi Voldemort soğuk bir sesle ve her ne kadar Harry bunu göremese de
yardım teklifi geri çevrilen Bellatrix‘i hayal edebiliyordu. ―Çocuk... Öldü mü?‖
Açıklıkta derin bir sessizlik oldu. Harry‘e kimse yaklaĢmadı ama Harry onların üstüne odaklanmıĢ
bakıĢlarını hissetti; bu onu zemine daha da yapıĢtırmıĢ gibiydi ve bir parmak ya da kirpiğin hareket
etmesinden korkuyordu.
―Sen,‖ dedi Voldemort, bir patlama ve ardında küçük bir feryat çıktı.
―Ġncele onu. Ölüp ölmediğini söyle.‖
Harry kontrol için kimin gönderildiğini bilmiyordu. Kalbi yerinden çıkacakmıĢcasına atarken ancak
orada yatıp incelenmeyi bekleyebilirdi, ama yine de Voldemort‘un planda bir Ģeylerin ters gittiğinden
Ģüphelenmesi ve ona yaklaĢmaktan kaçınmasını fark etmek rahatlatıcıydı...
Beklediğinden daha yumuĢak eller Harry‘nin yüzüne dokundu, bir göz kapağını yukarı doğru çekti;
tiĢörtünün altında, göğsünün hemen altındaki kalbine dokundu. Kadının hızlı solumasını duyabiliyordu,
uzun saçları yüzünü gıdıkladı. Kaburgalarına karĢı atan hayat belirtisini hissedebildiğinden emindi.
―Draco hayatta mı? ġatoda mı?‖
FısıldayıĢ açıkça duyulabiliyordu; kadının dudakları kulağından birkaç santim uzaktaydı, kafası öyle
aĢağı eğilmiĢti ki uzun saçları, çocuğun yüzünü bakıĢlardan koruyordu.
―Evet,‖ diye fısıldadı bir ses geri.
Göğsünün sıkıldığını, kadının tırnaklarını ona geçirdiğini hissetti. Sonunda pes etmiĢti. Ayağa kalktı.
―Ölü!‖ diye seslendi izleyenlere.
Ve Ģimdi bağırıyorlardı, Ģimdi zafer çığlıkları atıyorlardı ve ayaklarının üstlerinde zıplıyorlardı; göz
kapaklarının arasından Harry, kutlamayla havaya saçılan kırmızı ve gümüĢi patlamaları görebiliyordu.
Hala yerde ölü taklidi yaparken, anladı. Narcissa, Hogwarts‘a girmeye kabul edilmenin ve oğlunu
bulmanın tek yolunun mevcut orduyu fethetmek olduğunu biliyordu. Voldemort‘un kazanıp
kazanmadığını artık umursamıyordu.
―Görüyor musunuz?‖ dedi Voldemort yaygaranın üstünden seslenerek. ―Harry, ellerimde öldü ve canlı
hiçbir insanoğlu beni artık tehdit edemez! Ġzleyin! Crucio!‖
Harry bunu bekliyordu, vücudunun orman zemininde öylece bırakılmasına izin verilmeyeceğini
biliyordu; bu Voldemoert‘un zaferinin kanıtlanmasının Ģerefineydi. Havaya kaldırıldı, cansız kalmak için
tüm kararlılığını harcadı ancak beklediği acı gelmemiĢti. Havaya bir kez, iki kez, üç kez atıldı:
Gözlükleri uçtu ve asasının, cüppesinin altında biraz kaydığını hissetti. Ancak kendini cansız ve
gevĢek bıraktı ve yere son kez düĢtüğünde etrafta delicesine gülüĢler, feryatlar yankılandı.
―ġimdi,‖ dedi Voldemort, ―kaleye gidelim ve onlara kahramanlarının kim halde olduğunu gösterelim.
Cesedi kim taĢıyacak? Hayır –Bekle –‖
Kahkahalara birden ara verilmiĢti, bir daika sonra Harry zeminin sallandığını hissetti.
―Onu sen taĢı,‖ dedi Voldemort, ―Kollarında görünür daha iyi olacaktır, değil mi? Küçük arkadaĢını
yerden al, Hagrid. Ve gözlükleri-gözlüklerini tak-fark edilebilir olmalı-―
Birisi gözlüklerini hafif bir güçle taktı ama onu havaya kaldıran devasa eller oldukça nazikti. Harry,
Hagrid‘in derin iç çekiĢleriyle, kollarının sallandığını hissedebiliyordu ve Harry, ona henüz hiçbirĢeyin
kaybedilmediğini belirtmek için ne bir kelime etmeye ne de kıpırdamaya cesaret edemedi.
―Kıpırda,‖ dedi Voldemort, Hagrid, ormana gerisin geri sık yetiĢmiĢ ağalara doğru tökezledi. Dallar
Harry‘nin saçlarına ve cüppesine çarptı ancak ağzı umarıszca açık, gözleri kapalı, Ölüm Yiyenler
etrafındayken hareketsizce yatmayı sürdürdü ve Hagrid Ģuursuzca hıçkırırken kimse Harry‘nin açıktaki
boynunun atıp atmadığını görmek için bakmadı.
Ġki dev, Ölüm Yiyenler‘in arkasında, geçtiği ağaçları yıkıp devirerek çarpıĢa çarpıĢa geliyordu; o kadar
ses yapmıĢlardı ki kuĢlar çığlıklar atarak havaya karıĢtılar, Ölüm Yiyenler‘in sevinç çığlıkları bile
boğulmuĢtu. Zafer töreni açık araziye kadar devam etti biraz zaman sonra kapalı göz kapaklarının
ardında karanlığın aydınlanmasıyla ağaçların seyrelmeye baĢladığını söyleyebilirdi.
―Bane!‖
Harry‘nin beklenmedik bağırıĢı neredeyse Harry‘nin gözlerini açmasına itiyordu. ―Mulusun di mi?
SavaĢmadığın için, seni korkak koca beygir. Öldü‘ü için Harry-mu-mutlu musun?‖
Hagrid devam edemedi, tekrar gözyaĢlarına boğuldu. Harry bu alayın geçiĢini izleyen kaç tane atadam
olduğunu merak etti, gözlerini açıp bakmaya cesaret edemedi. Bazı Ölüm Yiyenler geçerken artlarında
bıraktıkları atadamlara aĢağılamalar yağdırdılar. Biraz sonra, Harry havanın tazeliği nedeniyle ormanın
sonuna eriĢtiklerini hissetti.
―Dur.‖
Harry, Hagrid‘in Voldemort‘un emirlerine uymakta güçlük çektiğini düĢündü çünkü hafiften
yalpalamıĢtı. Ve Ģimdi durdukları yerde bir soğuk dalgası oluĢtu, Harry dıĢtaki ağaçlar arasına çıkan
ruh emicilerin hırıltılı nefeslerini duydu. ġimdi onu etkileyemezlerdi. Kurtulduğu gerçeği içini kavurdu,
sanki babasının geyiği kalbini korumaya devam ediyormuĢçasına, bu onlara karĢı bir tılsım gibiydi.
Birisi Harry‘inin yanından geçti onun Voldemort‘un kendisi olduğunu biliyordu çünkü bir dakika sonra
büyüyle yükseltilmiĢ sesi araziyi doldurarak Harry‘nin kulaklarında çınlandı.
―Harry Potter öldü. Burada, sizler onun için hayatınızı orataya koyarken o kendisini kurtarmak için
kaçarken öldü. Kahramanınızın gittiğinin ispatı olarak cesedini getirdik.
―SavaĢ kazanıldı. SavaĢanlarınızın yarısını kaybettiniz. Ölüm Yiyenler‘im sizden daha sayıca daha
fazla ve Sağ-Kalan-Çocuğun iĢi bitti. Daha fazla savaĢ olmamalı. Direnmeye kim devam ederse ister
erkek, ister kadın isterse çocuk, katledilecektir tıpkı ailesinin her bir üyesinin öldürüleceğiı gibi. ġimdi
Ģatodan dıĢarı çıkın ve önümde diz çökün, bağıĢlanacaksınız. Aileniz ve çocuklarınız, erkek
kardeĢleriniz ve kız kardeĢleriniz hayatta kalacak ve affedilecek ve beraber inĢa edeceğimiz yeni
dünyada bana katılacaksınız.‖
Arazide ve Ģatoda bir sessizlik vardı. Voldemort, Harry‘nin gözünü açmaya cesaret edemeyeceği
kadar yakındı.
―Gelin,‖ dedi Voldemort ve Harry onun ilerlediğini duydu, Hagrid de onu takip etmeye zorlandı. ġimdi
Harry gözünü küçük miktarda aralamıĢtı ve Voldemort‘un, korumalı kafesinden serbest bıraktığı büyük
yılanı Nagini, omuzlarında sarılı, önlerinde yürüdüğünü gördü. Ancak Harry‘nin, onunla birlikte yavaĢça
aydınlanan karanlıkta yürüyen Ölüm Yiyenler‘e fark edilmeden asasını cüppesinin altından
çıkarmasına imkan yoktu...
―Harry,‖ diye hıçkırdı Hagrid. ―Ah Harry... Harry...‖
Harry gözlerini sımsıkı geri kapadı. ġatoya yaklaĢtıklarını biliyordu ve kulaklarını kabarttı, Ölüm
Yiyenler‘in neĢeli sesleri dıĢında, Ģatodan hayat belirtileri olan ağır adım sesleri geliyordu.
―Dur.‖
Ölüm Yiyenler aniden durakladı; Harry onların okulun açık ön kapılarını karĢılarcasına tek sıra halinde
dağıldıklarını duydu. Kapalı gözkapaklarından bile giriĢ salonundan saçılan kırmızımsı ıĢınları
görebiliyordu. Bekledi. Her an uğruna ölmeyi denediği insanlar, açıkça ölü halde yatan onu
göreceklerdi, Hagrid‘in kollarında.
―HAYIR!‖
Çığlık olduğundan da korkunçtu çünkü Profesör McGonagall‘ın böyle bir ses çıkarabileceğini asla ne
ummuĢ ne de hayal etmiĢti. Yakındaki baĢka bir kadının kahkaha attığını duydu bunun, McGonagall‘ın
feryadından zevk alan Bellatrix olduğunu biliyordu. Bir saniye kadar daha gözlerini kıstı ve kapı
eĢiğinde Ģatonun hayatta kalan insanlarla, onları yenilgiye uğratanları ve Harry‘nin öldüğü gerçeğini
kendi gözleriyle görmek isteyenlerle dolduğunu gördü. Biraz ötesinde Nagini‘nin baĢını tek bir beyaz
parmağıyla okĢayan Voldemort‘u gördü. Gözlerini tekrar kapadı.
―Hayır!‖
―Hayır!‖
―Harry! HARRY!‖
Ron‘un, Hermione‘nin ve Ginny‘nin sesi Mcgonagall‘ınkinden de kötüydü; Harry cevap vermek için
herĢeyini verirdi, ama sessiz kaldı ve onların feryatları, hayatta kalan kalabalığı tetiklemiĢ gibiydi, Ölüm
Yiyenler‘e hakaretler yağdırıp bağırıyorlardı, ta ki-
―SESSĠZLĠK!‖ diye bağırdı Voldemort ve bir patlama oldu parlak bir ıĢık çaktı ve hepsine sessizlik
çöktü.
―Buraya kadar! Onu indir Hagrid, ayağımın altına, ait olduğu yere!‖
Harry kendisinin çime indirildiğini hissetti.
―Görüyor musunuz?‖ dedi Voldemort ve Harry yattığı yerde ileri geri kakıldığını hissetti. ―Harry Potter
öldü! Anlıyor musunuz, yollarından saptırılanlar? O kendi uğruna baĢkalarının kurban olmasına
güvenen bir çocuktan baĢka bir Ģey değildi!‖
―Seni alt etti!‖ diye bağırdı Ron ve büyü bozuldu ve Hogwarts‘ın direniĢçileri bir kez daha sesleri, daha
gürültülü bir patlamayla susturulana dek bağırmaya ve çığlık atmaya baĢladılar.
―ġato arazisinde kaçmaya çalıĢırken öldürüldü‖ dedi Voldemort ve yalandan ötürü sesi zevk doluydu,
―kendisini kurtarmaya çalıĢırken öldürüldü-―
Ama Voldemort‘un sesi kesilmiĢti: Harry bir kargaĢa ve bağırıĢ iĢitti ve tekrar baĢka bir patlama, parlak
bir ıĢık ve acılı bir inilti; çok hafif gözlerini açtı. Birisi kalabalıktan kopup Voldemort‘a saldırmıĢtı: Harry
Ģeklin silahsızlandırılmıĢ yere çarptığını gördü, Voldemort isyankarının asasını kenara fırlatarak
kahkaha atıyordu.
―Ve bu da kim?‖ dedi yılanının hafif tıslamasına eĢlik ederken. ―ġato ele geçirilmiĢken savaĢmaya
devam edenlere ne olacağını göstermeye gönüllü olan da kim?‖
Bellatrix keyif dolu bir kahkaha koydu.
―Bu Neville Longbottom, Lordum! Carrowlara o kadar sorun yaratan çocuk! Seherbazların oğlu,
hatırladınız mı?‖
―Ah, evet, hatırlıyorum,‖ dedi Voldemort, yere geri ayağa kalkan Neville‘e bakarken, silahsızlandırılmıĢ
ve korumasız, Ölüm Yiyenlerle hayatta kalanlar arasındaki tekin arazide duruyordu. ―Ama safkansın,
değil mi, benim cesur evladım?‖ diye sordu Voldemort ayakta ona doğru dikilen Neville‘e, boĢ elleri
yumruk halinde kıvrılmıĢtı.
―Eğer öyleysem ne olmuĢ?‖ dedi Neville yüksek sesle.
―Asil ırktan gelmenin verdiği o cesareti gösterdin. Çok değerli bir Ölüm Yiyen olacaksın. Senin
yeteneğine ihtiyacımız var, Neville Longbottom.‖
―Sana ancak cehennem tamamen buz tuttuğunda katılırım,‖ dedi Neville. ―Dumbledore‘un Ordusu!‖
diye haykırdı ve Voldemort‘un Susturma Büyüsü‘nün engel olamadığı kalabalıktan sevinç çığlıkları
geldi.
―Çok güzel,‖ dedi Voldemort ve ipeksi sesinde en güçlü lanetten bile daha güçlü tehlike sezildi. ―Eğer
tercihin buysa, Longbottom, birinci plana geri dönüyoruz. Kafanın üstüne,‖ dedi sessizce, ―olmalı.‖
Kirpiklerinin arasından hala izleyerek, Harry Voldemort‘un asasını salladığını gördü. Saniyeler sonra
Ģatonun kırık camlarından birinden Ģekilsiz bir kuĢ yarı aydınlığa doğru uçtu ve Voldemort‘un eline
kondu. KüflenmiĢ nesneyi ucundan salladı, boĢ ve eski püskü, sallandı: Seçmen ġapka.
―Hogwarts okulunda bundan sonra daha fazla Seçme olmayacak,‖ dedi Voldemort. ―Binalar
olmayacak. Asil atamın, Salazar Slytherin‘in renkleri, kalkanı ve amblemi herkese yetecek. Değil mi,
Neville Longbottom?‖
Asasını kaskatı ve dimdik duran Neville‘e doğrulttu ve Ģapkayı Neville‘in kafasından aĢağı geçirdi,
Ģapka kulaklarının altına kadar kaydı. ġatonun karĢısında izleyen kalabalıkta kıpırdanmalar oldu ve tek
tek Ölüm Yiyenler asalarını kaldırarak Hogwarts SavaĢçılarını yerlerinde tuttular.
―Neville Ģimdi burada,bana meydan okumaya devam edecek kadar aptal olan herhangi birine ne
olacağını gösterecek,‖ dedi Voldemort ve asasının bir Ģaklamasıyla Seçmen ġapka ateĢ aldı.
Çığlıklar Ģafağı yardı ve Neville alevler arasında, olduğu noktaya çakılı, hareket edemez halde kaldı ve
Harry dayanamıyordu: Müdahale etmeliydi-
Ve sonra birçok Ģey bir anda oluverdi.
Okulun uzak sınırlarından haykırıĢlar duydular, sanki yüzlerce insan gözden ırak duvarları aĢarak
Ģatoya doğru akıyordu, yüksek sesle savaĢ nidaları atıyorlardı. O anda, Grawp Ģatonun kenarında
sallanarak çıka geldi ve ―HAGGER!‖ diye bağırdı. BağırıĢına Voldemort‘un devleri böğürmeyle karĢılık
verdi: Etrafı sallayarak Grawp‘a fil büyüklüğünde boğalarmıĢ gibi koĢtular. Sonra toynak sesleri geldi
ve yaylardan tıkırtılar eĢliğinde oklar aniden dağılan ve Ģoke olan Ölüm Yiyenler‘in üzerine doğru
düĢmeye baĢladı. Harry cüppesinin altından Görünmezlik Pelerini‘ni alarak üstüne geçirdi ve ayağının
üstüne kalkarken Neville de hareket etti.
Bir anda, Ģak diye Neville Beden-Kitleme Büyüsü‘nden sıyrıldı, yanan Ģapka üstünden düĢtü ve
derinlerinden gümüĢi, parıl parıl parlayan yakut iĢlemeli sapı olan bir Ģey çıkardı-
GümüĢ kılıcın çıkardığı kesik sesi yaklaĢan kalabalığın haykırıĢları, kavga eden devlerin sesleri veya
tepinen atadamların gürültüleri arasında duyulmadı ne de bir göz ona çevrildi. Tek bir hareketle Neville
büyük yılanın baĢını ikiye ayırmıĢtı, giriĢ salonundan boĢalan ıĢık altında parlayarak havaya savruldu.
Voldemort‘un ağzı kimsenin duyamadığı öfke çığlığıyla açılmıĢtı ve yılanın bedeni pat diye ayağının
dibine düĢtü-
Görünmezlik Peleri‘nin altında gizli, Harry daha o asasını kaldıramadan Neville ile Voldemort arasında
bir kalkan büyüsü yaptı. Sonra çığlıklar, haykırıĢlar ve dövüĢen devlerin güçlü vuruĢlarının arasında
Hagrid‘in çığlığı en yüksek geleniydi.
―HARRY!‖ diye bağırdı Hagrid. ―HARRY- HARRY NEREDE?‖
Kaos patlak verdi. SavaĢ veren atadamlar Ölüm Yiyenler‘i püskürtüyordu, herkes devlerin yere vuran
ayaklarından kaçıyor ve Harry‘nin nereden geldiğini bildiği destek kuvvetleri gittikçe daha yakına ve
daha yakına hücum ediyordu; Harry, Voldemort‘un devlerinin etrafında yükselmiĢ uçan dev kanatlı
yaratıkları gördü, Grawp onları yumruklayıp döverken, testraller ve hipogrif ġahgaga da devlerin
gözlerini tırmalıyordu, büyücüler; Hogwarts‘ın koruyucuları ve Ölüm Yiyenler ise geriye, Ģatoya doğru
çekiliyorlardı. Harry görebildiği her Ölüm Yiyen‘e nereden kimin saldırdığını bilmedikleri bu durumda,
uğursuzluk büyüleri ve lanetler savuruyordu ve vücutları git gide artan kalabalık arasında çiğneniyordu.
Harry, hala Görünmezlik Pelerinin altında saklı, savaĢarak GiriĢ Salonuna girdi: Voldemort‘u arıyordu
ve onu salonun karĢısında, asasından büyüler saçarken gördü, sağa sola uçuĢan lanetler yağdırırken
hala takipçilerine emirler yağdırıyordu; Harry daha fazla kalkan büyüsü yaptı -az daha Voldemort‘un
kurbanı olacak Seamus Finnigan ve Hannah Abbot, yanından geçerek içeriye, çoktan savaĢın patlak
verdiği Büyük Salon‘a girdiler.
Ve Ģimdi daha fazla ve daha fazla insan ön basamaklarda beliriyordu. Harry, hala zümrüt yeĢili
pijamalarıyla duran Horace Slughorn‘un yardımına yetiĢen Charlie Weasley‘i gördü. SavaĢmak için
kalan her Hogwarts öğrencisinin arkadaĢlarına ve ailelerine benzeyen insanlarla birlikte Hogsmeade‘in
dükkan sahipleri ve ev sakinleri de gelmiĢ görünüyordu. Atadamlar Bane, Ronan ve Magorian yüksek
toynak sesleriyle salona daldılar, Harry‘nin arkasında mutfaklara giden kapılar menteĢelerinden
koparak savruldular.
Hogwarts‘ın evcinleri, çığlıklar atarak ellerinde oyma bıçakları ve satırlarla giriĢ salonuna dalmıĢlardı
ve önlerinde göğsünden Regulus Black‘in madalyonu sallanan Kreacher vardı, kurbağa gibi sesi bu
gürültüde bile duyulabiliyordu: ―DövüĢün! DövüĢün! Efendim için, evcinlerinin koruyucusu için dövüĢün!
Karanlık Lord‘la dövüĢün, cesur Regulus adına! DövüĢ!‖
Ölüm yiyenlere saldırıyor, ayak bileklerine ve incik kemiklerine bıçaklar saplıyorlardı, küçük yüzleri
öfkeyle yanıyordu ve Harry‘nin baktığı her yerde, yağan büyüler, yuvalarından fırlamıĢ oklar ve
ayaklarından bıçaklayan evcinleriyle Ölüm Yiyenler vardı; ya kıstırılmıĢlardı ya da kaçmaya çalıĢırken
gelmekte olan insan selinde yutulmuĢlardı.
Ama henüz bitmemiĢti: Harry düellocular arasından kaçmakta olan tutsakları geçerek Büyük Salona
girdi.
Voldemort, muharebenin tam ortasındaydı ve yetiĢebildiği herkesle çarpıĢıyor, lanetler yolluyordu.
Harry niĢan alacağı iyi bir konumda değildi, daha yakına sokulmaya uğraĢtı, hala görünmezdi ve içeri
girmeyi baĢarmıĢ her insanla Büyük Salon daha da kalabalıklaĢmıĢtı.
Harry; George ve Lee Jordan tarafından yere yapıĢtırılan Yaxley‘i, Flitwick‘in ellerinden çığlıkla düĢen
Dolohov‘u, Hagrid tarafından fırlatılıp, karĢı duvara çarparak bilinçsizce yığılan Walden Macnair‘i
gördü. Ron ve Neville‘i beraber Fenrir Greyback‘i indirirken, Aberforth‘un Rookwood‘u taĢlaĢtırırken,
Arthur ve Percy‘nin, Thicknese‘i yere mıhlarken ve Narcissa ile Lucis Malfoy‘un kalabalıkta kavga
etmeye bile tenezzül etmeksizin, koĢarak oğullarını ararken gördü.
Voldemort Ģimdi McGonagall, Slughorn ve Kingsley‘in hepsiyle tek baĢına düello ediyordu ve onlar
etrafında dönüp dolaĢır, yere eğilir ve iĢini bitiremezken, Voldemort‘un yüzünde soğuk bir nefret vardı.
Bellatrix de hala savaĢıyordu, Voldemort‘dan elli metre ötede, efendisi gibi üç kiĢiyle tek baĢına düello
ediyordu: Hermione, Ginny ve Luna hepsi var güçleriyle savaĢıyordu; anca Bellatrix onların dengiydi
ve Harry‘nin dikkatini Ginny‘i bir santim farkla sıyırıp geçen Öldürme Laneti çekti-
Yönünü değiĢtirdi, Voldemort‘a koĢacağına Bellatrix‘e koĢtu ancak birkaç adım atmıĢtı ki yana itildi.
―BENĠM KIZIM DEĞĠL, SENĠ OROSPU!‖
Mrs Weasley koĢarken ellerini hazırlayarak, cüppesini geriye çekti. Bellatrix, olduğu noktada dönüp
kendine meydan okuyan yeni kiĢiyi görünce kahkahayla sarsıldı.
―ÇEKĠLĠN YOLUMDAN!‖ diye bağırdı Mrs Weasley üç kıza ve asasının sert bir vuruĢuyla düelloya
baĢladı. Harry, Molly Weasley‘nin asasının Ģaklayıp, havada dönüĢünü korku ve gururla izledi.
Bellatrix‘in gülüĢü zayıflamıĢ, çetrefilleĢmiĢti. Her iki asadan da ıĢınlar uçtu, iki cadının etrafındaki
zemin ısınmıĢ ve çatlamıĢtı; her iki kadın da öldürmek için savaĢıyordu.
―Hayır!‖ Mrs Weasley, yardımına koĢup birkaç öğrenci ileri atılmıĢken bağırdı. ―Geri çekilin! Geri
çekilin! O benim!‖
ġimdi yüzlerce insan duvar kenarlarında çizgi halinde dizilmiĢ bu iki dövüĢü izliyorlardı, bir yanda
Voldemort ve üç rakibi, bir yanda Bellatrix ile Molly varken; görünmez Harry, iki yönde birini korumak
diğerine saldırmak isterken, bir masumu vurmaktan çekinip olduğu yerde durdu.
―Seni öldürdüğümde, çocuklarına ne olacak?‖ diye alay etti Bellatrix, efendisi kadar çılgındı, Molly‘nin
lanetleri etrafında dans ederken sıçrıyordu. ―Annecik, Fred‘ciğiyle aynı yeri boyladığında?‖
―Bizim-çocuklarımıza-bir daha-dokunamayacaksın!‖ diye böğürdü Mrs Weasley.
Bellatrix bir kahkaha koyuverdi, tülün ardına düĢen kuzeni Sirius‘un koyduğu aynı neĢeli kahkahaydı
ve Harry öncesinden bu kahkahadan sonra neler olacağını biliyordu.
Molly‘nin laneti Bellatrix‘in uzanmıĢ kolunun altından süzülerek göğsünün tam ortasına, direk kalbine
çarptı.
Bellatrix‘in Ģeytani kahkahası dondu, gözleri dıĢarı doğru büyüdü: Çok kısa bir anlık da olsa ne
olduğunu kadın biliyordu, izleyen kalabalıktan sesler duyulurken ve Voldemort çığlık atarken tökezledi,
yere düĢtü.
Harry birden ağır çekimdeymiĢ gibi hissetti; Voldemort‘un sonuncu ve en rütbeli destekçisinin bir
bomba etkisiyle yok oluĢuna duyduğu öfke sonucu Mcgongall, Kingsley ve Slughorn‘un gerisin geri
sallanarak havaya uçtuklarını gördü. Voldemort asasını kaldırmıĢ, doğrudan Molly Weasley‘i hedef
almıĢtı.
―Protego!‖ diye böğürdü Harry ve Kalkan Büyüsü salonun ortasına yayıldı ve Voldemort kaynağı
ararken sonunda Harry görünmezlik pelerinini üstünden attı.
ġokun belirtisi çığlıklar, sevinç sesleri ve her yandan ―Harry!‖ ―YAġIYOR!‖ bağırıĢları bir anda etrafı
doldurdu. Kalabalık korkmuĢtu, Voldemort ile Harry birbirlerine bakıp daireler çizmeye baĢladıklarında,
aniden ve birden sessizlik bürüdü her yanı.
―Kimsenin yardım etmeye çalıĢmasını istemiyorum.‖ dedi Harry yüksek sesle ve sesi sessizlikte bir
borazan gibi yankılandı. ―Bu Ģekilde olması gerekli. Bu ben olmalıyım.‖
Voldemort tısladı.
―Potter öyle deme,‖ dedi kırmızı gözleri ardına kadar açılmıĢtı. ―Bu senin çalıĢma Ģeklin değil, öyle
değil mi? Bugün kimi kalkan olarak kullanacaksın, Potter?‖
―Kimseyi,‖ dedi Harry basitçe. ―Daha fazla Hortkuluk yok artık. Sadece sen ve benim. Bir diğeri
yaĢarken diğeri hayatını sürdüremez ve birimiz en iyisi için burayı terketmek üzere...‖
―Birimiz?‖ dedi Voldemort eğlenerek, tüm vücudu alayla sallanıyordu, saldırmak üzere olan bir yılan
gibi gözlerini dikmiĢti. ―Ġplerin Dumbledore‘dayken bunun ben olacağımı düĢünüyordun değil mi,
kazayla sağ kalan çocuk?
―Annemin beni korumaya çalıĢırken ölmesi, kazaydı öyle mi?‖ diye sordu Harry. Aralarındaki eĢit
uzaklığı koruyarak hala yan yan hareket ediyorlardı, her ikisi de muntazam bir daire çiziyordu ve
Harry‘nin gözlerinde Voldemort‘dan baĢkası yoktu. ―Mezarlıkta savaĢmaya karar vermem de kazaydı?
Bugün kendimi korumamam de kazaydı ve buna rağmen sağ kalıp tekrar savaĢmaya dönmem de?‖
―Hepsi Kaza!‖ diye çığlık attı Voldemort, ama hala saldırmıyordu ve izleyen kalabalık sanki
TaĢlaĢtırılmıĢcasına donmuĢtu ve salondaki yüzlerce kiĢi arasında, ikisi dıĢında herkes nefesini tutmuĢ
gibiydi. ―Senden daha büyük kadın ve adamların eteği altına çöküp saklanman ve onları senin için
öldürmeme izin vermen gerçeği yüzünden kaza ve Ģans!‖
―Bu gece kimseyi öldüremeyeceksin,‖ dedi Harry daireler çizerken ve her ikisi de birbirlerinin gözlerinin
içine baktı, yeĢil-kırmızılara. ―Bir kez daha onları öldüremeyeceksin. Anlıyor musun? Bu insanları
incitmene bir son vermek için ölmeye hazırdım-―
―Ama ölmedin!‖
―-Öyle arzuladım, olan buydu. Annemin yaptığı Ģeyi yaptım. Senden korundular. Onlara yolladığın
hiçbir büyünün iĢlemediğini fark etmedin mi? Onlara eziyet edemezsin. Onlara dokunamazsın.
Hatalarından ders almıyorsun, değil mi Riddle?‖
―Nasıl cesare-―
―Evet, cesaret ederim,‖ dedi Harry. ―Senin bilmediğin Ģeyleri biliyorum, Tom Riddle. Senin bilmediğin
dolu önemli Ģey biliyorum. BaĢka büyük bir hata yapmadan önce duymak ister misin?‖
Voldemort konuĢmadı ancak daire çizmeye devam etti ve Harry onu geçici olarak ĢaĢırttığını,
Voldemort‘un, Harry‘nin gerçekten son bir Ģeyi bilebileceği olasılığıyla geri durduğunu biliyordu.
―Yine sevgi mi?‖ dedi Voldemort, yılansı yüzü alay doluydu. ―Dumbledore‘un en sevdiği çözümü:
Ölümü yenebildiğini söylediği, sevgi, her ne kadar bu onu kuleden aĢağı çakılıp eski bir heykel gibi
parçalanmasına engel olmasa da? Sevgi, Bulanık anneni tıpkı bir hamam böceği gibi ortadan
kaldırmama engel olamayan Ģey, Potter-ve Ģimdi kimse seni, lanetime karĢı durmak için ileri atılacak
kadar seviyor gözükmüyor. Saldırdığımda bu sefer seni ölmekten ne kurtaracak?‖
―Sadece tek bir Ģey,‖ dedi Harry ve hala birbirlerinin etrafında dönmeyi sürdürdüler, sadece son bir
sırın hatrına uzak durdular birbirlerinden
―Eğer bu sefer seni kurtaracak olan sevgi değilse,‖ dedi Voldemort, ―benim sahip olmadığım bir sihir
yeteneğine veya benimkinden daha güçlü bir silaha sahip olduğuna inanıyor olmalısın?‖
―Her ikisine de inanıyorum,‖ dedi Harry, yılansı yüzden Ģok dalgasının geçtiğini gördü, ancak aniden
kaybolmuĢtu; Voldemort kahkaha atmaya baĢladı ve ses çığlıklarından bile daha korkutucuydu; katı ve
hastalıklı, sessiz salon boyunca yankılandı.
―Benim bildiğimden daha fazla büyü bildiğini mi sanıyorsun?‖ dedi. ―Benden, Lord Voldemort‘dan,
Dumbledore‘un bile hayal edemediği büyüler sergileyenden?‖
―Ah, hayal etmiĢti,‖ dedi Harry, ―ama senden daha fazlasını biliyordu, senin yaptığını yapmayacak
kadar daha fazlasını biliyordu.‖
―Onun zavallı olduğunu söylüyorsun!‖ diye çıplık attı Voldemort. ―Cesaret edemeyecek kadar zavallı,
kendisinin olabilecekken Ģu an benim olan Ģeyi koruyamayacak kadar zayıf!‖
―Hayır, senden daha zekiydi,‖ dedi Harry, ―daha iyi bir büyücü, daha iyi bir insan.‖
―Ben, Dumbledore‘un sonunu getirdim!‖
―Öyle olduğunu düĢündün,‖ dedi Harry, ―ama yanılıyorsun.‖
Ġlk defa, duvarların kenarlarındaki yüzlerce insan aynı anda tek seferde iç geçirdi, kıpırdandılar.
―Dumbledore öldü!‖ Voldemort kelimeleri sanki Harry‘e dayanılmaz bir acı verecekmiĢ gibi söylemiĢti.
―Cesedi Ģato arazisinde mermer bir mezarda yatıyor. Gördüm onu, Potter ve geri dönmeyecek!‖
―Evet, Dumbledore öldü,‖ dedi Harry sakince, ―ama onu sen öldürmedin. Kendi ölüm Ģeklini kendisi
seçti, ölmeden aylar önce seçti, hizmetkârın olduğunu sandığın adamla herĢeyi planladı.‖
―Hangi bebeğin rüyası bu?‖ dedi Voldemort, ama kırmızı gözleri Harry‘ninkilerden uzaklaĢmadı.
―Severus Snape senin değildi,‖ dedi Harry. ―Snape, sen annemin peĢine düĢtüğünden beri
Dumbledore‘undu. Çünkü anlayamadığın bir nedenden ötürü hiç fark edemedin. Snape‘i hiç Patronus
yaparken görmedin, değil mi, Riddle?‖
Voldemort cevap vermedi. Etraflarında daireler çizmeyi sürdürdüler, tıpkı birbirlerini parçalayacak
kurtlar gibi.
―Snape‘in Patronusu bir ceylandı,‖ dedi Harry, ―anneminkiyle aynı, çünkü onu daha çocuklarken,
neredeyse tüm hayatı boyunca sevdi. Anlamalıydın,‖ dedi Voldemort‘un burun delikleri açılıp
kapanırken, ―senden onun hayatını bağıĢlamanı istedi, değil mi?‖
―Onu arzulamıĢtı, ama hepsi bu,‖ dedi Voldemort küçümseyerek, ―ama gittiğinde, etrafta baĢka
kadınların, daha saf kan olanlarının, ona daha layık olanlarının olduğunu kabul etti-―
―Tabii ki sana öyle dedi,‖ dedi Harry, ―ama o Ģekilde davrandığından beri Dumbledore‘un casusuydu
ve o zamandan beri sana karĢı çalıĢıyordu! Snape iĢini bitirdiğinde Dumbledore zaten ölüyürdu!‖
―Fark etmez!‖ diye bağırdı Voldemort, her bir kelimeyi kendinden geçmiĢ bir dikkatle dinlemiĢti ama
Ģimdi deli kahkahasını patlatmıĢtı. ― Snape‘in benim ya da Dumbledore‘un olduğu ya da önüme hangi
ufak engelleri koydukları fark etmez! Onları anneni ezip geçtiğim gibi ezdim, oysa Snape‘in büyük bir
sevgisi vardı! Ah, her Ģey anlaĢılıyor Potter, ama senin anladığın dilden değil!‖
―Dumbledore Yüce Asayı benden saklamaya çalıĢıyordu! Snape‘in asanın gerçek efendisi olmasını
planlamıĢtı! Ama oraya senden önce ulaĢtım, küçük çocuk- ellerini üstüne koyamadan senden önce
ona ulaĢtım, sen yetiĢmeden önce gerçeği anladım, Severus Snape‘i üç saat önce öldürdüm ve Yüce
Asa, Ölüm Değneği, Kaderin Asası tamamen benim! Dumbledore‘un son planı ters gitti, Harry Potter!‖
―Evet, öyle oldu,‖ dedi Harry. ―Haklısın. Ama beni öldürmeyi denemeden önce sana ne yaptığını tekrar
düĢünmeni öneririm... DüĢün ve biraz piĢmanlık duymayı dene, Riddle...‖
―NeymiĢ o?‖
Harry‘nin ona söylediği onca Ģeyden, açığa çıkan veya dalga geçtiği Ģeylerden hiçbiri Voldemort‘u bu
kadar Ģok etmemiĢti. Harry onun ince göz yarıklarını gördü, gözlerinin etrafındaki beyaz deriyi...
―Bu senin son ve tek Ģansın,‖ dedi Harry, ―sana kalan tüm Ģey bu... Yoksa ne olacağını
görebiliyorum... Erkek ol... Dene... Azıcık piĢmanlık duymayı dene...‖
―Nasıl cüret edersin?‖ dedi Voldemort tekrar.
―Evet, ederim,‖ dedi Harry, ―çünkü Dumbledore‘un son planı bana geri tepmedi, sana geri tepti Riddle.‖
Voldemort‘un eli Yüce Asanın üstünde titriyordu, Harry Draco‘nunkine sımsıkı sarıldı. O an, saniyeler
kadar uzaktı, biliyordu.
―Asa hala tam olarak sana çalıĢmıyor çünkü yanlıĢ kiĢiyi öldürdün. Severus Snape, Yüce Asanın asla
gerçek sahibi değildi. O asla Dumbledore‘u yenmedi.‖
―Onu öldür-―
―Dinlemiyor musun? Snape asla Dumbledore‘u yenmedi! Dumbledore‘un ölümü ikisi arasında
planlanmıĢtı! Dumbledore yenilmeden ölmeyi planlıyordu, asanın son gerçek efendisi! Eğer herĢey
planlandığı gibi gitseydi, asanın gücü de onunla birlikte ölecekti çünkü asa ondan asla kazanılmamıĢ
olacaktı!‖
―Ama sonra, Potter, Dumbledore bir güzel asayı bana verdi!‖ Voldemort‘un sesi düĢmanca bir zevkle
titredi. ―Asayı, onun son sahibinin mezarından çaldım! Onu son efendisinin emrinden çıkardım! Asanın
gücü benim!‖
―Hala anlamıyorsun Riddle, değil mi? Asaya sahip olmak yeterli değil! Onu tutmak, kullanmak onu
senin yapmıyor. Ollivander‘ı dinlemedin mi? Asa büyücüyü seçer... Yüce Asa, Dumbledore ölmeden
önce yeni sahibi seçmiĢti, ona elini bile dokunmamıĢ birini. Ġsteği doğrultusunda, yeni efendisi onu
Dumbledore‘dan almıĢtı, tam olarak ne yaptığını anlamadan veya dünyanın en tehlikeli asasının ona
sahipliğini teslim ettiğini bilmeden...
Voldemort‘un göğsü hızla ĢiĢip indi ve Harry lanetin geldiğini, asanın içerisinde onun oluĢtuğunu
hissedebiliyordu.
―Yüce Asanın gerçek sahibi Draco Malfoy‘du.‖
Bir anlığında boĢ bir ĢaĢkınlık Voldemort‘un yüzüne yerleĢti ama geri kaybolmuĢtu.
―Ama ne fark eder?‖ dedi yumuĢakça. ―Haklı olsan bile, Potter, sen ve benim için bir Ģeyi değiĢtirmiyor.
Artık anka asan yok: Sadece yeteneklerimizle düello edeceğiz... Ve seni öldürdükten sonra, Draco
Malfoy‘un peĢine düĢebilirim...‖
―Ama artık çok geç,‖ dedi Harry, ―ġansını kaybettin. Oraya önce ben ulaĢtım. Haftalar önce Draco
Malfoy‘u yendim. Bu asayı ondan aldım.‖
Harry, karadiken asayı aniden çıkardı, salondaki herkesin gözünün asanın üzerine kaydığını hissetti.
―Böylece herĢey buna geliyor, değil mi?‖ diye fısıldadı Harry. ―Elindeki asa onun son efendisinin
silahsızlandırıldığını biliyor mu? Çünkü eğer biliyorsa... Yüce Asanın gerçek efendisi benim.‖
Üstlerindeki büyülenmiĢ gökyüzünden, en yakın pencereden parlak bir güneĢ parçası
gözükmüĢcesine kırmızı ve altınsı bir ıĢık huzmesi patlak verdi. IĢık her ikisinin de yüzüne aynı anda
çarptı, bu yüzden Voldemort bir anlığına alev alan bir leke gibi gözüktü. Harry hayata dair en büyük
dileğini Draco‘nun asasını doğrultarak haykırırken, yüksek bir sesin de haykırdığını iĢitti:
―Avada Kedavra!‖
―Expelliarmus!‖
Patlama bir top atılmıĢ gibiydi ve durdukları dairenin ölü noktasında, ortalarında altın alevler hayat
buldu; büyülerin çakıĢtığı yeri iĢaretledi. Harry, Voldemort‘un yeĢil ıĢınının kendi büyüsüyle
buluĢtuğunu, Yüce Asanın güneĢin doğuĢuna karĢın kapkara, tıpkı Nagini‘nin baĢı gibi büyülü tavan
boyunca havaya, öldürmediği efendisine doğru uçtuğunu gördü, sonunda tam sahipliğini almaya
gelmiĢ sahibine uçuyordu. Ve Harry, arayıcı olmasının verdiği keskin yetenekle, asayı boĢ eliyle
yakalarken Voldemort gerisin geri düĢüyordu, kolları savrulmuĢ, kırmızı gözlerinin ince göz bebekleri
yukarı doğru dönmüĢtü. Tom Riddle, yere dünyaya ait herhangi bir varlıkmıĢ gibi düĢtü, vücudu
zayıflamıĢ büzüĢmüĢtü, beyaz elleri bomboĢtu, yılansı yüzü silik ve ifadesizdi. Voldemort ölmüĢtü,
kendi geri seken lanetiyle öldürülmüĢtü ve Harry elinde iki asayla, düĢmanına, içi boĢalmıĢ bedenine
baktı.
Bir saniyelik küçük bir süre boyunca, anın Ģoku havada kaldı: ve sonra izleyenlerin bağırıĢları,
çığlıkları ve mutluluk nidaları Harry‘nin etrafında havayı deldi. Harry‘e doğru koĢarlarken, tavan yeni
güneĢle parladı ve ona ilk ulaĢanlar Ron ve Hermione oldu, elleri etrafına sarılı, anlaĢılmaz bağırıĢları
onu kendinden geçirdi. Sonra Ginny, Neville ve Luna da oradalardı ve sonra tüm Weasleyler ve
Hagrid, Kingsley, McGonagall, Flitwick, Spout; Harry ne bağıran birini duyabiliyor ne de kimin eli ona
ulaĢıyor, onu çekiĢtiriyor, bir parçasına sarılmaya çalıĢıyor anlayabiliyordu, yüzlercesi içeri akın
ediyordu ve her biri Sağ Kalan Çocuğa, sonunda her Ģeye son veren nedene, dokunmaya kararlılardı.
GüneĢ, Hogwarts üzerinde tüm kararlığıyla yükseldi, Büyük Salon ıĢık ve hayatla doluverdi. Harry,
kutlamaların-yasın, keder ve zafer karıĢımının önemli bir parçasıydı. Onu onlarla birlikte olmasını
istiyorlardı, liderlerini ve sembollerini, kurtarıcılarını ve rehberlerini… Uykusuz olduğunu ve onlardan
sadece birkaçıyla birlikte olmayı arzuladığını bir kiĢi anlamıĢ gözüküyordu.
Yakınlarını kaybetmiĢ olanlarla konuĢmalı, elleri sıkmalı, teĢekkürleri kabul etmeli, gözyaĢlarına tanık
olmalı ve sabah olurken dört bir yandan yavaĢ yavaĢ gelen haberleri duymalıydı; ülke çapında
Imperius laneti altında olanlar kendine gelmiĢti, Ölüm yiyenler ya kaçıyorlar ya da yakalanıyorlardı,
Azkaban‘ın masum mahkûmları Ģu anda dıĢarı salınıyordu ve Kingsley Shacklebolt geçici Sihir Bakanı
olarak atanmıĢtı.
Voldmeort‘un cesedini taĢıyıp, Fred‘in, Tonks‘un, Lupin‘in, Colin Creevey‘in ve onunla savaĢırken
ölmüĢ zavallı insanlardan uzağa, salondaki bir hazneye koydular. McGonagall bina masalarını tekrar
yerleĢtirdi ama artık kimse bina sırasına göre oturmuyordu: Hepsi karmakarıĢıktı, öğretmenler ve
öğrenciler, hayaletler ve aileler, atadamlar ve evcinleri, Firenze bir kenarda kendine geliyordu ve
Grawp kırık bir pencereden içeri uzanıyordu, insanlar onun gülümseyen ağzından içeri yiyecekler
atıyordu. Bir süre sonra yorgun ve tükenmiĢ Harry, kendini Luna‘nın yanındaki sırada buldu.
―Biraz huzur, biraz sessizlik isterdim eğer senin yerinde olsaydım,‖ dedi.
―Gerçekten öyle,‖ diye cevapladı.
―Ben hepsini oyalarım,‖ dedi. ―Pelerinini kullan.‖
Ve daha bir Ģey diyemeden, ―Aahhh, bakın, bir Pırpır Vızırgürü!‖ dedi ve pencereden dıĢarı iĢaret etti.
Etrafta onu duyan herkes bakındı ve Harry pelerini üstünden geçirdi, ayağa kalktı.
ġimdi salonda kimse karıĢmadan hareket edebiliyordu. Ġki masa ötede Ginny‘i fark etti; kafası
annesinin omzunda, oturuyordu: Daha sonra konuĢmak için zaman olacaktı, saatler ve günler veya
belki de yıllarca zaman olacaktı konuĢmak için. Neville‘i gördü, yemek yerken Gryffindor kılıcı
tabağının yanında duruyordu, coĢkulu bir hayran kalabalığıyla çevriliydi. Masalar arasında yürüdüğü
yolda, orada bulunmaktan emin olamayan birbirine sokulmuĢ üç Malfoyu gördü, ancak kimse onları
önemsemiyordu. Baktığı her yerde yeniden birleĢmiĢ aileleri ve sonunda en çok birlikteliklerini
arzuladığı iki kiĢiyi gördü.
―Benim,‖ diye fısıldadı, aralarına eğilerek. ―Benimle gelir misiniz?‖
Birlikte ayağa kalktılar ve beraber o, Ron ve Hermione Büyük Salondan çıktılar. Mermer merdivenden
büyük parçalar eksilmiĢti, tırabzanın parçası gitmiĢti ve çıkarken her adımlarında taĢ yığınlarına ve kan
lekelerine rast geldiler.
Uzakta bir yerlerde yaklaĢan Peeves‘in koridorlar boyunca kendi bestesi bir zafer Ģarkısını
seslendirdiğini duydular.
BaĢardık, yapıĢtırdık onları, viiii Potter tek,
Ve Voldi; oldu pürti, hadi eğlenelim!
―Gerçekten iĢin dramatikliğinin özeti değil mi?‖ dedi Ron, kapıyı itip Ron ve Hermione‘nin geçmesine
izin vererek.
NeĢe geri dönebilirdi diye düĢündü Harry, ancak Ģu anda yorgunlukta bitap düĢmüĢtü ve Fred‘i, Lupin‘i
ve Tonks‘u kaybetmesi her adım attığında, ona gerçek bir yaraymıĢcasına acı veriyordu. Hissettiği
daha çok muazzam bir yorgunluk ve rahatlamaydı. Ancak uzun süre onla kapalı kalan ve gerçeği hak
eden Ron ve Hermione‘ye önce bir açıklama borçluydu. Özenle, düĢünselinde ne gördüğünü,
ormanda ne olduğunu anlattı; sonunda yürüdükleri yere vardıklarında daha hayretlerini ve
ĢaĢkınlıklarını göstermeye bile baĢlamamıĢlardı, hiçbiri nereye gittiklerini söylememiĢti.
Son gördüğünden bu yana, müdürünün çalıĢma odasına giden giriĢi koruyan çirkin suratlı heykel,
yana eğilmiĢti, dengesiz bir Ģekilde duruyordu, biraz sarhoĢ gibiydi ve Harry, parolaları artık ayırt edip
edemediğini merak etti. ―Yukarı çıkabilir miyiz?‖ diye sordu heykele.
―Keyfine bak.‖ diye homurdadı heykel.
Onu aĢarak, ardındaki tıpkı bir yürüyen merdiven gibi, yavaĢça yukarı hareken eden sarmal taĢ
merdivene ulaĢtılar. Harry yukarıdaki kapıyı itekledi.
Masanın üzerinde bıraktığı DüĢünselini tam görmüĢtü ki sağır edici bir gürültü koptu; lanetler, geri
dönen Ölüm Yiyenler ve yeniden doğan Voldemort‘u düĢünerek çığlık attı.
Ancak bir alkıĢtı bu. Tüm duvarların etrafında, Hogwarts‘ın müdür ve müdireleri onu ayakta
alkıĢlıyorlardı; Ģapkalarıyla ve kimi durumlarda da peruklarıyla selamlıyorlardı, bir ötekinin ellerini
tutmak için çerçevelerinden geçiyorlardı; resmedilen sandalyelerin üstünde bir aĢağı bir yukarı dans
ediyorlardı; Dillys Derwent utanmaz bir Ģekilde hıçkırdı; Dexter Fortescue kulak borusunu sallıyordu ve
tiz sesiyle Phineas Nigellus, ―Ve Slytherin Binasının da görevini yerine getirdiğini göz ardı etmeyin!
Katkımızın unutulmasına izin vermeyin!‖ diyordu.
Ancak Harry‘nin gözleri direk müdürün sandalyesinin ardındaki en büyük portrede duran adama
çevriliydi. Yarım-ay gözlüklerinden uzun gümüĢi sakalına gözyaĢları damlıyordu, yüzünden akan
minnettarlık ve gurur, Harry‘i, tıpkı anka Ģarkısının verdiği o huzurla doldurdu.
Sonunda, Harry ellerini kaldırdı ve portreler saygı dolu bir sessizliğe büründüler, gülümsüyor ve
gözlerini komisyonuyorlardı istekle onun konuĢmasını bekliyorlardı. Ancak o, sözlerini büyük bir
dikkatle seçerek Dumbledore‘a yöneltti. Her ne kadar yorgun ve gözleri kızarmıĢ olsa da, son bir
tavsiye arayıĢı için, biraz daha çaba sarfetmesi gerekiyordu.
―Snitch‘in içinde saklı Ģey,‖ diye baĢladı, ―onu ormanda düĢürdüm. Tam olarak nerde bilmiyorum, ama
onu tekrar arayacağım. Olur mu?‖
―Sevgili evladım, olur,‖ dedi Dumbledore, diğer komĢu portreler kafası karıĢmıĢ ve meraklı görünürken.
―Mantıklı ve cesur bir karar, ancak senden beklediğimden daha azı değil. Nereye düĢtüğünü bilen birisi
var mı?‖
―Hiç kimse,‖ dedi Harry ve Dumbledore memnuniyetle kafa salladı.
―Ancak Ignotus‘un hediyesi bende,‖ dedi Harry ve Dumbledore gülümsedi.
― tabii ki, Harry, sonsuza kadar senin, ta ki onu devredene dek!‖
―Ve öyleyse iĢte burada.‖
Harry, Yüce Asayı havaya kaldırdı, Ron ve Hermione ona ihtiyatla baktı, yorgun ve uykuya aç halinde
bile onu görmeyi sevmiyordu.
―Onu istemiyorum.‖ Dedi Harry.
―Ne?‖ dedi Ron yüksek sesle. ―Aklın baĢında mı senin?‖
―Çok güçlü, biliyorum,‖dedi Harry yorgun bir Ģekilde. ―Ama kendiminkiyle daha mutluydum. Bu
yüzden...‖ Boynunda asılı kese içinde arandı ve birbirine hala en iyi anka teliyle bağlı iki kutsal parçayı
çıkardı. Hermione, bu derece darbe almıĢ asaların tamir edilemeyeceğini söylemiĢti. Bildiği tek Ģey
eğer bu iĢe yaramazsa, hiçbir Ģey iĢe yaramazdı.
Kırık asayı müdürün çalıĢma masasına koydı, Yüce Asanın ucuyla dokundu ve ―Reparo.‖ dedi.
Asası yeniden mühürlenirken, ucundan kırmızı kıvılcımlar çıktı. Harry baĢardığını biliyordu. Kutsal ve
anka teli asasını aldı ve birden parmaklarında bir ılıklık hissetti, sanki asa ve el tekrar birleĢmelerine
seviniyorlardı.
―Yüce Asayı geri koyuyorum,‖ dedi, onu büyük bir hayranlık ve etkilenmeyle izleyen Dumbledore‘a,
―geri geldiği yere. Orada kalabilir. Eğer Ignotus gibi doğal yoldan ölürsem, gücü sona erecek, değil
mi?‖ Önceki sahibi hiç yenilmemiĢ olacak. Bu onun sonu olacak.‖
Dumbledore kafa salladı. Birbirlerine gülümsediler.
―Emin misin?‖ dedi Ron. Yüce Asaya bakarken sesinde büyük bir arzunun izi vardı.
―Sanırım Harry haklı,‖ dedi Hermione sükûnetle.
―Bu asa değeceğinden daha fazlası bela taĢıyor,‖ dedi Harry. ―Ve doğrusu,‖ çizili portrelere arkasını
döndü, Ģimdi Gryffindor Kulesindeki dört ayaklı onu bekleyen yatağını düĢünüyordu ve Kreacher‘ın
oraya bir sandviç getirip getiremeyeceğini merak ediyordu, ―Bir ömür boyu yetecek, yeterince belaya
bulaĢtım.‖
KAPANIŞ
On dokuz yıl sonra…
Güz, o yıl aniden gelmiĢe benziyordu. Eylül‘ün ilk gününün sabahı, bir elma gibi gevrek ve
altın sarısıydı ve küçük aile, kocaman isli istasyona gitmek için sallanarak önlerindeki
gürleyen yolu geçerken, arabaların egzoz dumanları ve yayaların nefesleri soğuk havada
örümcek ağları gibi parlıyordu. Anne ve baba, yüklerin en üstünde iki geniĢ, takırdayan
kafesin olduğu yük arabasını itiyordu; kafeslerin içindeki baykuĢlar vakurla öttü ve babasının
koluna yapıĢan kızıl saçlı kız babasının gözleri yaĢlı, ağabeylerinin peĢinden gidiyordu.
―Sen de gidene kadar uzun sürmeyecek,‖ dedi Harry ona.
―Ġki yıl,‖ diye burnunu çekti Lily. ―Ben Ģimdi gitmek istiyorum!‖
Yolcular, aile dokuz ile onuncu peron arasındaki bariyere doğru yol alırken, baykuĢlara
gözlerini diktiler. Albus‘un sesi etraflarındaki gürültünün arasından Harry‘ye ulaĢtı; oğulları
arabada baĢlattıkları tartıĢmaya devam ediyorlardı.
―Olmayacağım! Slytherin‘de olmayacağım!‖
―James, yeter artık!‖ dedi Ginny.
―Sadece olabileceğini söyledim,‖ dedi James, küçük kardeĢine sırıtırken. ―Bunda yanlıĢ olan
bir Ģey yok. O Slytherin‘de olabil—‖
Fakat James annesiyle göz göze geldi ve sustu. BeĢ Potter bariyere yanaĢtılar. Kafasını
çevirip, omzundan küçük kardeĢine biraz kibirli bir bakıĢ atan James, yük arabasını
annesinden alıp birden koĢmaya baĢladı. Bir an sonra, gözden kaybolmuĢtu.
―Bana yazacaksınız, değil mi?‖ diye anne ve babasına sordu Albus, kardeĢinin anlık
yokluğundan yararlanarak.
―Her gün, eğer istersen,‖ dedi Ginny.
―Her gün olmaz,‖ dedi Albus hemen. ―James diyor ki çoğu kiĢi evden sadece ayda bir gibi
mektup alıyormuĢ.‖
―Biz geçen sene James‘e haftada üç defa yazdık,‖ dedi Ginny.
―Ve sana Hogwarts hakkında söylediği her Ģeye inanmak istemezsin,‖ diye araya girdi Harry.
―Dalga geçmek kardeĢinin hoĢuna gidiyor.‖
Hız kazanarak yan yana ikinci yük arabasını ittiler. Bariyere ulaĢtıklarında, Albus irkildi, fakat
beklediği çarpıĢma olmadı. Onun yerine aile kendini Peron Dokuz Üç Çeyrek‘te buldu.
James, sisin içinde sürü Ģeklinde ilerleyen belirsiz Ģekillerin arasında çoktan kaybolmuĢtu.
―Neredeler?‖ diye sordu Albus endiĢeyle, peronda ilerlerken geçtikleri bulanık Ģekillere göz
atıyordu.
―Onları buluruz,‖ dedi Ginny güven verici bir Ģekilde.
Fakat buhar çok yoğundu ve bu yüzdende herhangi birinin yüzünü seçmek zordu.
Sahiplerinden ayrılmıĢ sesler doğal olmayan bir Ģekilde yüksek çıkıyordu. Harry Percy‘nin
süpürge düzenlemeleriyle ilgili yüksek sesle tartıĢtığını duyduğunu sandı ve durup da
merhabalaĢmadıkları için bahanesi olduğuna oldukça memnun kaldı…
―Sanırım bunlar onlar, Al,‖ dedi Ginny aniden.
Dört kiĢiden oluĢan bir grup sisin içinde ortaya çıktı, en sonuncu vagonun yanında
duruyorlardı.
Yüzleri Harry, Ginny, Lily ve Albus ancak onların tam yanına geldiklerinde netleĢti.
―Selam,‖ dedi Albus, sesi oldukça rahatlamıĢ çıkıyordu.
Yepyeni Hogwarts cüppelerini çoktan giymiĢ olan Rose, ona gülümsedi.
―Ġyi park ettin mi, peki?‖ diye sordu Ron Harry‘ye. ―Ben ettim. Hermione Muggle sürücü
sınavından geçebildiğime inanmadı, değil mi? Benim gözetmenine Kafa KarıĢtırma büyüsü
yapmak zorunda olduğumu sandı.‖
―Hayır, sanmadım,‖ dedi Hermione, ―Sana olan inancım tamdı.‖
―Aslında, gerçekten Kafa KarıĢtırma büyüsü yaptım,‖ diye fısıldadı Ron Harry‘ye, birlikte
Albus‘un sandığı nıve baykuĢunu trene çıkartırlarken. ―Sadece yan dikiz aynasından arkayı
kontrol etmeyi unuttum ve biraz gerçekçi olalım, onun yerine Süper Sezgi Büyüsü
kullanabilirim.‖
Perona geri döndüklerinde, Lily ve Rose‘un küçük kardeĢi Hugo‘yu, Hogwarts‘a en sonunda
gittikleri zaman hangi Binaya yerleĢtirilecekleri hakkında canlı bir konuĢma yaparken buldular.
―Eğer Gryffindor‘a seçilmezsen, seni mirastan mahrum bırakırız,‖ dedi Ron, ―Fakat baskı filan
yok.‖
―Ron!‖
Lily ve Hugo güldüler, fakat Albus ve Rose ciddi görünüyorlardı.
―Böyle söylemek istemedi,‖ dedi Hermione ve Ginny, fakat Ron artık onlara dikkat etmiyordu.
Harry ile göz göze geldi, kafasıyla gizlice sallayarak kırk beĢ metre ileride bir yeri iĢaret etti.
Buhar bir anlığına inceldi, hareket eden sise rağmen üç insan keskin hatlarıyla orada
duruyorlardı.
―Baksana Ģu kimmiĢ.‖
Düğmelerini boğazına kadar iliklediği koyu renk bir palto giyen Draco Malfoy karısı ve
çocuğuyla orada duruyordu. Saçları biraz seyrelmesi sivri çenesini vurgulamıĢtı. Albus
Harry‘ye benzediği kadar, yeni çocuk da Draco‘ya benziyordu. Draco Harry, Ron, Hermione
ve Ginny‘nin gözlerini ona diktiğini görünce kısa ve öz bir biçimde kafasını salladı ve tekrar
baĢka yöne yöneldi.
―Öyleyse bu da küçük Scorpius,‖ dedi Ron fısıltıyla. ―Her testte onu yeneceğine emin ol,
Rosie. Allah‘a Ģükür annenin beyni sana miras kalmıĢ.‖
―Ron, Allah aĢkına,‖ dedi Hermione, yarı sert, yarı hoĢuna gitmiĢ bir Ģekilde. ―Daha okula bile
baĢlamadan onları birbirlerine zıt düĢürmeye çalıĢma!‖
―Haklısın, üzgünüm,‖ dedi Ron, fakat kendine hâkim olamadı ve ekledi, ―Onunla çok da yakın
arkadaĢ olma, yine de, Rosie. Eğer bir safkanla evlenecek olursan, Büyükbaba Weasley seni
asla affetmez.‖
―Hey!‖
James yeniden ortaya çıkmıĢtı, sandığı, baykuĢu ve yük arabasından kurtulmuĢtu ve besbelli
söyleyecek haberleri vardı.
―Teddy orada,‖ soluk soluğa dedi omzunun üstünden dalgalanan buhar bulutlarının içini
gösteriyordu. ―Az önce gördüm! Ve tahmin edin bakalım ne yapıyordu? Victoire‘i öpüyordu!‖
YetiĢkinlere gözlerini dikip baktı, tepki eksikliği için açıkçası hayal kırıklığına uğramıĢtı.
―Bizim Teddy! Teddy Lupin! Bizim Victoire‘ı öpüyordu! Bizim kuzenimizi! Ve Teddy‘ye ne
yaptığını sorduğumda—‖
―Onların arasına mı girdin?‖ dedi Ginny. ―Ron‘a ne çok benziyorsun—‖
―—ve bana onu yolcu etmeye geldiğini söyledi! Ve sonrada bana uzaklaĢmamı söyledi! Onu
öpüyor!‖ James kendini yeterince açık ifade edemediğinden endiĢelenmiĢcesine son
kelimeleri ekledi.
―Ah, eğer evlenselerdi çok hoĢ olurdu,‖ diye fısıldadı Lily kendinden geçmiĢcesine. ―Teddy
gerçekten ailenin bir parçası olurdu!‖
―Zaten haftada dört kez akĢam yemeğine geliyor,‖ dedi Harry. ―Niye bizle yaĢaması için onu
davet edip, bu sorunu çözmüyoruz?‖
―Evet!‖ dedi James hevesle. ―Al ile odamı paylaĢmaya bir itirazım yok—Teddy benim odamda
kalabilir!‖
―Hayır,‖ dedi Harry katı bir Ģekilde, ―sen ve Al sadece ben evin yıkılmasını istediğim zaman
bir odayı paylaĢabilirsiniz.‖
Bir aralar Fabian Prewett‘e ait olan eski, hurdası çıkmıĢ saati kontrol etti.
―Saat neredeyse on bir oldu, binseniz iyi olur.‖
―Neville‘e sevgilerimizi iletmeyi unutma!‖ dedi Ginny James‘i kucaklarken.
―Anne! Bir profesöre sevgi iletemem!‖
―Fakat Neville‘i tanıyorsun!---‖
James gözlerini devirdi.
―DıĢarıda, evet, ama okulda o Profesör Longbottom, değil mi? Bitki Bilim sınıfına yürüyüp
sevgilerinizi iletemem…‖
Annesinin budalalığına kafasını sallarken, Albus‘a bir tekme vurmak için hedef alarak hislerini
dıĢa vrudu..
―Sonra görüĢürüz, Al. Testrallere dikkat et.‖
―Onların görünmez olduklarını sanıyordum? Bana görünmez olduklarını söylemiĢtin!‖
Fakat James yalnızca kahkaha attı, annesinin onu öpmesine izin verdi, babasını kısa bir
Ģekilde kucakladı ve hızla dolmaya baĢlayan trene atladı. El salladığını, sonra da
arkadaĢlarını bulmak için koridorda koĢtuğunu gördüler.
―Testraller hakkında endiĢelenmen gereken hiçbir Ģey yok,‖ dedi Harry Albus‘a. ―Onlar nazik
Ģeylerdir, onlar hakkında korkacak bir Ģey yok. Zaten okula at arabası ile gitmeyeceksin,
kayıkla gideceksin.‖
Ginny Albus‘a hoĢça kal öpücüğü verdi.
―Noel‘de görüĢürüz.‖
―HoĢça kal, Al,‖ dedi Harry oğlu onu kucaklarken. ―Hagrid‘in sizi önümüzdeki Cuma çaya
davet ettiğini unutma. Peeves‘e çatma. Nasıl yapıldığını öğrenmeden kimseyle düello yapma.
Ve James‘in seni alt etmesine izin verme.‖
―Ya Slytherin‘e seçilirsem?‖
Fısıltı yalnız babası içindi ve Harry sadece ayrılık vaktinin, Albus‘un korkusunun ne kadar
büyük ve içten olduğunu açığa vurmaya zorlayacağını biliyordu.
Harry Albus‘un yüzü, kendi yüzünün çok az yukarısında kalmasını sağlayacak kadar çömeldi.
Harry‘nin üç çocuğundan sadece Albus Lily‘nin gözlerini miras almıĢtı.
―Albus Severus,‖ dedi Harry sessizce, Ginny‘den baĢka kimse onu duymasın diye ve
Ginny‘de o an trene binmiĢ olan Rose‘a el sallıyormuĢ gibi davranacak kadar anlayıĢlıydı,
‖sen Hogwarts‘ın iki müdürüne hitaben adlandırıldın. Onlardan biri Slytherin‘di ve büyük
olasılıkla Ģimdiye kadar tanıdığım en cesur adamdı.‖
―Fakat sadece varsayalım ki—‖
―—öyle olursa Slytherin Binası harika bir öğrenci kazanmıĢ olacak, değil mi? Bizim için fark
etmez, Al. Fakat senin için fark ediyorsa, Slytherin‘dense Gryffindor‘u seçebileceksin.
Seçmen ġapka senin seçimlerini hesaba katar.‖
―Gerçekten mi?‖
―Benimkileri kattı,‖ dedi Harry.
Bundan çocuklarından hiç birine bahsetmemiĢti ve bunu söylediğinde Albus‘un yüzündeki
merakı gördü. Fakat Ģimdi kırmızı tren boyunca tüm kapılar kapanıyordu, sürü gibi ilerleyen
anne ve babaların bulanık ana hatları son öpücüklerini vermek ve son dakika hatırlatmalarını
yapmak için trene doğru ilerliyordu. Albus vagona bindi ve Ginny de arkasından kapıyı
kapattı. Onlara en yakın pencerelerden öğrenciler sallanıyordu. Trenin içinde ve dıĢındaki,
muazzam sayıdaki yüzler Harry‘ye doğru dönmüĢ gibi görünüyordu.
―Niye hepsi öyle dik dik bakıyor?‖ diye sordu Albus, o ve Rose kafalarını uzatıp diğer
öğrencilere bakarken.
―Bu sizi endiĢelendirmesin,‖ dedi Ron. ―Benim yüzümden. AĢırı derece de ünlüyüm de.‖
Albus, Rose, Hugo ve Lily güldüler. Tren hareket etmeye baĢladı ve Harry onun yanı sıra
yürümeye baĢladı, heyecandan dolayı çoktan alev almıĢ olan, oğlunun ince yüzünü izliyordu.
Harry ve oğlunun süzülerek ondan uzaklaĢmasını izlediği için biraz yas tutar gibi olmasına
rağmen, gülümseyip, el sallamayı sürdürdü…
Buharın son izleri de güz havasında yok oldu. Tren bir köĢeyi döndü. Harry‘nin eli hâlâ elveda
manasında havadaydı.
―Ġyi olacak,‖ diye mırıldandı Ginny.
Harry ona bakarken, akılsızca elini indirdi ve alnındaki ĢimĢek biçimindeki yaraya dokundu.
―Olacağını biliyorum.‖
Yara izi on dokuz yıl boyunca Harry‘nin canını hiç yakmamıĢtı. Her Ģey yolundaydı. |