―O… o bana bir görev bıraktı.‖
―Öyle mi?‖dedi Aberforth. ―Ġyi bir iĢtir umarım? HoĢ? Kolay? Yetersiz küçük bir büyücüden kendilerini
aĢırı germelerine gerek duymadan bekleyebileceğin tipte bir Ģey?‖
Ron neĢesizce güldü. Hermione gergin görünüyordu.
―Ben-kolay bir Ģey değil, hayır‖ dedi Harry. ―Ancak yapmam lazım-‖
―Lazım? Neden lazım? O öldü, değil mi?‖ dedi Aberforth kabaca. ―Bırak gitsin, oğlum, onu takıp
etmeden önce kendini kurtar!‖
―Yapamam.‖
―NedenmiĢ?‖
―Ben-‖ Harry yenilmiĢ hissediyordu, açıklayamıyordu, bu nedenle bunun yerine saldırıya geçti.‖ Ama
sen de savaĢıyorsun, Zümrüdü Anka YoldaĢlığı‘ndasın-‖
―Ordaydım,‖ dedi Aberforth. ―Zümrüdü Anka YoldaĢlığı bitti. Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen kazandı, bitti
artık, ve bu olmamıĢ gibi davrananlar kendilerini kandırıyorlar. Burası senin için asla güvenli
olmayacak Potter, seni çok fena istiyor. Bu nedenle uzaklara git, git saklan, kendini kurtar. En iyisi bu
ikisini de yanında götür.‖ Parmağını Ron ve Hermione‘ye salladı.
―YaĢadıkları sürece tehlikede olacaklar, herkes onların seninle birlikte çalıĢtığını biliyor.‖
―Kaçamam.‖ dedi Harry. ―Bir görevim var-‖
―Onu baĢkasına ver!‖
―Yapamam. Ben yapmalıyım, Dumbledore hepsini açıkladı-‖
―Ah, o biliyor muydu? Sana her Ģeyi söyledi mi, sana karĢı dürüst müydü?‖
Harry onun ―Evet‖i bütün kalbiyle söylediğini düĢünmesini istemiĢti ama bir Ģekilde bu basit sözcük
dudaklarından dökülemedi, Aberforth ne düĢündüğünü biliyormuĢ gibi görünüyordu.
―KardeĢimi tanıyorum, Potter. Sır saklamayı daha annemizin dizlerinin dibindeyken öğrenmiĢti. Sırlar
ve yalanlar, bu Ģekilde büyüdü, ve Albus... o doğuĢtan yetenekliydi.‖
YaĢlı adamın gözleri Ģömine rafının üzerinde duran kız çizimine takıldı. O anda Harry de etrafa ve
odadaki tek resme iyice bir baktı. Albus Dumbledore‘un hiç resmi yoktu, baĢka herhangi birinin de.
―Mr. Dumbledore,‖ dedi Hermione ürkekçe. ―Bu sizin kız kardeĢiniz mi? Ariana?‖
―Evet,‖dedi Aberforth kısa ve öz bir Ģekilde. ―Rita Skeeter okuyorsunuz, değil mi, Bayan?‖
AteĢin kızılımsı ıĢığına rağmen Hermione‘nin kızardığı belliydi.
―Elphias Doge ondan bahsetmiĢti,‖ dedi Harry Hermione‘yi kurtarmaya çalıĢarak.
―O yaĢlı aptal,‖ diye mırıldandı Aberforth içkisinden koca bir yudum almadan önce. ―Herkes gibi o da
güneĢin abimin ofisinden doğduğunu düĢünürdü. Çok fazla insan gibi, bakıĢlarınızdan anlaĢıldığı
kadarıyla siz üçünüz de buna dahil.‖
Harry sessiz kaldı. Dumbledore‘la ilgili birkaç aydır kafasını kurcalayan kuĢku ve kararsızlıklarından
bahsetmek istemiyordu. Dobby‘nin mezarını kazarken kararını vermiĢti, Albus Dumbledore tarafından
gösterilen bu tehlikeli ve dolambaçlı yolda devam edecek ve bilmesi gereken her Ģeyin söylenmediği
ancak sadece güvenilmesinin istendiği gerçeğini kabul edecekti. Tekrar Ģüphe etme gibi bir isteği
yoktu; onu amacından saptıracak herhangi bir Ģey duymak istemiyordu. Aberforth‘un çarpıcı bir Ģekilde
kardeĢininkilere benzeyen gözleriyle karĢılaĢtı: Parlak mavi gözler aynı Ģekilde araĢtırdığı nesneyi xray
ıĢınlarıyla tarıyormuĢ izlenimi veriyordu ve Harry Aberforth‘un ne düĢündüğünü bildiğini anladı ve
onu küçümsedi.
―Profesör Dumbledore Harry‘e çok önem verirdi,‖ dedi Hermione alçak sesle.
―ġimdi de mi?‖ dedi Aberforth. ―Abimin önem verdiği pek çok kiĢinin onları yalnız bıraktığı anda çok
kötü durumlara düĢtüğünü bilmek komik Ģey.‖
―Ne demek istiyorsunuz?‖ diye sordu Hermione nefesi kesilircesine.
―BoĢ ver,‖dedi Aberforth.
―Ancak bu gerçekten oldukça ciddi bir Ģey!‖ dedi Hermione. ―Siz-siz kız kardeĢinizden mi
bahsediyorsunuz?‖
Aberforth ona ters ters baktı: Dudakları ağzında tutmaya çalıĢtığı sözcükleri çiğniyormuĢ gibi
görünüyordu. Ve sonra konuĢmaya baĢladı.
―Kız kardeĢim altı yaĢındayken, üç tane Muggle oğlan tarafından saldırıya uğramıĢtı. Onu çitlerin
oradan gözetleyip sihir yaptığını görmüĢlerdi: o sadece bir çocuktu, gücünü kontrol edemiyordu, hiçbir
cadı ve büyücü o yaĢta bunu yapamaz. Sanıyorum gördükleri Ģey onları korkutmuĢtu. Çitin diğer
tarafına zorla geçmiĢler ve o da onlara numarasını tekrarlayamayınca, küçük kaçığın böyle Ģeyler
yapmasını engellemek için onu biraz uzağa götürmüĢlerdi.‖
Hermione‘nin gözleri ateĢin ıĢığında kocaman görünüyordu, Ron biraz midesi bulanmıĢ gibiydi.
Aberforth ayağa kalktı, Albus kadar uzun ve birden öfkesinden ve acısının yoğunluğundan dolayı
berbat göründü.
―Bu onu mahvetti, yaptıkları Ģey: Bir daha hiç düzelmedi. Sihir kullanmadı ancak ondan tam da
kurtulamadı, yolundan çıktı ve onu çıldırttı, kontrol edemediği zamanlarda onu patlattı ve bazı
zamanlar oldukça garip ve tehlikeli oluyordu. Ancak çoğu zaman tatlı, korkmuĢ ve zararsızdı.
―Ve babam bunu yapan piçlerin ardından gitti,‖ dedi Aberforth, ―ve onlara saldırdı. Bu nedenle onu
Azkaban‘a tıktılar. Bunu neden yaptığını asla söylemedi, çünkü Bakanlık Ariana‘nın ne hale geldiğini
bilseydi, onu iyiliği için St. Mungo‘ya kilitlerlerdi. Onun dengesiz olduğunu ve daha fazla içinde
tutamadığı zamanlarda ondan fıĢkıran sihrin Uluslararası Gizlilik Nizamnamesi için bir tehdit
oluĢturduğunu düĢünürlerdi.
―Onu güvende ve huzurlu tutmalıydık. Evimizden taĢındık ve onun hasta olduğunu söyledik, annem
ona bakıyor, onun sakin ve mutlu olmasını sağlıyordu.
―Ben onun favorisiydim,‖ dedi, bunu derken bir an için kırıĢıklıkları ve yaĢlı sakalının ardından pis bir
okul çocuğu bakıyormuĢ gibi oldu. ―Albus değildi, evde olduğu zaman içinde hep odasında olurdu,
kitaplarını okur ve ‗günün en dikkate değer sihirli isimleri‘ gibi Ģeylere benzeyen ödüllerini sayardı.‖
dedi Aberforth kendisini haklı çıkarmak istercesine. ―Onunla uğraĢmak istemiyordu. En çok beni
severdi. Annemin yedirmesini istemediğinde ona ben yemek yedirirdim, öfke nöbetlerinde ben
sakinleĢtirirdim, ve huzurlu olduğu zamanlarda keçileri beslememe yardım ederdi.
―Sonra, on dört yaĢına geldiğinde… Anlıyorsunuz ya, orada değildim.‖ dedi Aberforth. ―Eğer orada
olsaydım, onu sakinleĢtirebilirdim. Öfke nöbetlerinden birindeydi ve annem onun kadar genç değildi,
ve…bir kaza oldu. Ariana bunu kontrol edemedi. Ancak annem ölmüĢtü.‖
Harry acıma ve nefret karıĢımı korkunç bir Ģey hissetti; daha fazlasını duymak istemiyordu, ancak
Aberforth konuĢmaya devam etti, ve Harry onun bu konudan en son ne kadar zaman önce bahsetmiĢ
olduğunu düĢündü, ancak aslında bundan daha önce hiç bahsetmemiĢti.
―Bunun faturası da Albus‘un küçük Doge ile dünyayı dolaĢmasına kesildi. Ġkisi annemin cenazesi için
eve döndü ve Doge kendisi devam etti, Albus da ailenin reisi olarak yerleĢti. Hah!‖
Aberforth ateĢe tükürdü.
―Ona ben bakmalıydım, bunu ona söyledim, okulu umursamadığımı, evde kalıp bunu yapabileceğimi.
Bana eğitimimi bitirmem gerektiğini ve annemin yerine geçebileceğini söyledi. Bay dahi için küçük bir
hayal kırıklığı, yarı-deri kız kardeĢine bakmak, onun her gün evi havaya uçurmasını engellemek için
ödül falan yoktur. Ancak yine de birkaç hafta iyi idare etti… ta ki o gelene kadar.‖ Ve o anda gerçekten
tehlikeli bir ifade Aberforth‘un yüzüne yerleĢti. ―Grindelwald. Ve sonunda, abimin konuĢabileceği kendi
kadar zeki ve yetenekli bir eĢiti oldu. Böylece onlar yeni bir Büyücü YoldaĢlığı kurmak için planlarını
tasarlarlarken ve kutsalları ararlarken, bu her neyse her Ģeyden daha fazla ilgi gösteriyorlardı,
Ariana‘ya bakmak ona bir yük haline geldi. Büyücü dünyası için yüce planlar, ve eğer genç bir kız göz
ardı edilirse bunun ne önemi olurdu ki, özellikle de Albus çok daha iyi Ģeyler için çalıĢırken?
―Ancak haftalar sonra, burama kadar geldi. Benim için Hogwarts‘a geri gitme vaktiydi, ve onların ikisine
de, yüzlerine karĢı, dedim ki artık sizin karĢınızdayım.‖Ve Aberforth aĢağıya Harry‘e baktı, onu adaleli,
ince ve kızgın bir genç olarak abisine karĢı gelirken hayal etmek için biraz hayal gücü yeterliydi. ―Ona
dedim ki, bunu artık bırakman daha iyi olur. Onu bir yere taĢıyamazsın, o sağlıklı değil, o zeki
konuĢmalarını yaparken, kendine bir takipçi ararken her nereye gitmek istiyorsan onu yanında
götüremezsin. Bundan hiç hoĢlanmadı.‖ dedi Aberforth, gözleri gözlük camları nedeniyle Ģömine
ateĢini emiyormuĢ gibi görünürken: bir kez daha beyaz ve kör olmuĢlardı.
―Grindelwald da bundan hoĢlanmamıĢtı. Sinirlendi. Benim onun ve dahi abisinin önüne geçmeye
çalıĢarak ne kadar aptal bir çocuk olduğumu söyledi… Anlamıyor muydum, dünyayı değiĢtirdiklerinde
zavallı kız kardeĢim saklanmak zorunda kalmayacaktı, ve büyücülerin saklandıkları yerden çıkmasına
izin verecek Mugglelara yerlerimizi öğreteceklerdi?
―Ve bir tartıĢma oldu… ben asamı çektim, o da kendininkini, ve abimin en yakın arkadaĢı bana
Cruciatus Lanetini yaptı—abim onu durdurmaya çalıĢıyordu, ve sonunda üçümüz de düelloya giriĢtik,
uçuĢan ıĢıklar ve patlamalar onu da çığırından çıkardı, o buna dayanamadı--‖
Sanki ölümcül bir yara yüzünden ıstırap çekiyormuĢ gibi Aberforth‘un yüzündeki renk çekilmiĢti.
―--sanırım yardım etmeye çalıĢtı, ama tam olarak ne yaptığını bilmiyordu, ve bunu hangimiz yaptık
bilmiyorum, herhangi birimiz olabilirdi—o ölmüĢtü.‖
Sesi son kelimede çatallaĢtı ve en yakın sandalyeye kendini attı. Hermione‘nin yüzü yaĢlardan
ıslanmıĢtı ve Ron neredeyse Aberforth kadar solgun görünüyordu. Harry tiksinme dıĢında hiçbir Ģey
hissetmiyordu: bunu duymamıĢ olmayı dilerdi, bunları zihninden silebilmeyi.
―Çok…çok üzgünüm,‖ diye fısıldadı Hermione.
―Gitti,‖ dedi Aberforth çatlak bir sesle. ―Sonsuza kadar gitti.‖
Burnunu koluna sildi ve gırtlağını temizledi.
―Elbette Grindelwald toz oldu. Kendi ülkesinde zaten birkaç müzik albümü vardı, Ariana‘nın kendi
hesabına kesilmesini de istemiyordu. Ve Albus da özgürdü, değil mi? Kız kardeĢinin yükünden
kurtulmuĢtu, en iyi büyücü olmak için özgür--‖
―Hiçbir zaman özgür değildi,‖ dedi Harry.
―Ne dedin?‖ dedi Aberforth.
―Hiçbir zaman,‖dedi Harry. ―Abinin öldüğü gece, o aklını kaçırmasına sebep olan bir iksir içti. Çığlık
atmaya baĢladı, orada olmayan birilerine yalvarıyordu. ‗Lütfen onları incitmeyin… onların yerine bana
zarar verin.‘‖
Ron ve Hermione Harry‘e bakıyordu. O gece göldeki adada neler olduğunun ayrıntısına hiçbir zaman
girmemiĢti: o ve Dumbledore o gece Hogwarts‘a döndükten sonra gerçekleĢen olaylar baĢka her Ģeyi
gölgede bırakmıĢtı.
―Orada sen ve Grindelwald‘la olduğunu sanıyordu, bunu biliyorum,‖ dedi Harry, Dumbledore‘un
fısıltıyla yalvardığını hatırlayarak. ―Grindelwald‘ın sana ve Ariana‘ya zarar verdiğini gördüğünü
sanıyordu… Bu onun için tam bir iĢkenceydi, eğer onu görmüĢ olsaydın, onun özgür olduğunu
söylemezdin.‖
Aberforth kendi düğümlenmiĢ ve damarlı ellerinin derin düĢüncelerine dalmıĢ gibi görünüyordu.
Uzun bir duraklamadan sonra konuĢtu: ―Abimin senden ziyade en iyiyle ilgilenmediğinden nasıl emin
olabiliyorsun, Potter? Kendinin de kız kardeĢim gibi vazgeçilmez olmadığından nasıl emin
olabiliyorsun?‖
Keskin bir buz Harry‘nin kalbini deliyor gibiydi.
―Buna inanmıyorum. Dumbledore Harry‘i severdi,‖ dedi Hermione.
―Öyleyse neden ona saklanmasını söylemedi?‖ diye cevabı yapıĢtırdı Aberforth. ―Neden ona ‗Kendine
dikkat et, iĢte böyle hayatta kalacaksın‘ demedi?‖
―Çünkü,‖ dedi Harry daha Hermione cevap veremeden, ―bazen kendi emniyetinden çok daha fazlasını
düĢünmelisin! Bazen daha iyisini düĢünmek zorundasındır! Bu bir savaĢ!‖
―Sen daha on yedindesin, evlat!‖
―Ben reĢidim ve sen bıraksan da ben savaĢmaya devam edeceğim!‖
―Bırakacağımı da kim söyledi?‖
―Zümrüdü Anka YoldaĢlığı bitti,‖ diye tekrarladı Harry, ―Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen kazandı, bitti, ve bu
olmamıĢ gibi davranan herkes kendini kandırıyordur.‖
―Bundan hoĢlandığımı söylemedim ama gerçek bu!‖
―Hayır değil.‖ dedi Harry. ―Abin Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen‘i bitirmenin yolunu biliyordu ve bunu bana
da söyledi. Bunu baĢarana kadar devam edeceğim--ya da ölene kadar. Bunun nasıl bitebileceğini
bilmiyorum sanma. Bunu yıllardır biliyorum.‖
Aberforth‘un alay etmesini ya da tartıĢmasını bekliyordu, ama yapmadı. Kıpırdamadı bile.
―Hogwarts‘a girmeliyiz,‖ dedi Harry tekrar. ―Eğer bize yardım edemezsen, gün doğumuna kadar bekler,
seni huzur içinde bırakıp bunu kendi baĢımıza yapmanın bir yolunu buluruz. Eğer bize yardım
edebilirsen--bunu söylemek için Ģimdi çok uygun bir zaman.‖
Aberforth sandalyesinde sabit kalarak anormal derecede kardeĢininkilere benzeyen gözlerini Harry‘e
dikip baktı. Sonunda boğazını temizleyip ayağa kalktı, masanın yanından geçip Ariana‘nın portresinin
yanına gitti.
―Ne yapacağını biliyorsun,‖ dedi.
Kız gülümsedi, döndü ve yürüdü, diğer portrelerdeki insanların genelde yaptıkları gibi çerçevenin bir
kenarından kaybolmak yerine arkasında resmedilmiĢ uzun bir tünele benzeyen yola doğru yürüdü.
Onun narin siluetinin sonunda karanlıkta kaybolana kadar uzaklaĢmasını izlediler.
―Ee--ne?‖diye baĢladı Ron.
―ġimdi içeriye girmek için tek bir yol var,‖ dedi Aberforth. ―Bilmelisiniz ki içeriden aldığım bilgilere göre
bütün eski gizli geçitlerin iki ucunu da kapattılar, sınır duvarlarının her yerinde Ruh Emiciler var ve
okulun içinde de sürekli devriyeler geziyor. Bu yer daha önce hiç bu kadar fazla korunmamıĢtı. Ġçeri
girdiğinizde bulacağınız Ģey baĢta Snape ve onun vekilleri Carrowlar. .. zaten aradığınız da bu, değil
mi? Ölmeye hazır olduğunuzu söylediniz.‖
―Ama nasıl…?‖ diye sordu Hermione, Ariana‘nın resmine çatık kaĢlarla bakarken.
Küçük beyaz bir nokta tünelin ucunda belirdi, ve Ģimdi Ariana yeniden onlara doğru yürüyor,
yaklaĢtıkça giderek büyüyordu. Ancak yanında baĢka biri daha vardı, ondan daha uzun, toparlayarak
gelirken heyecanlı görünen biri. Adamın saçları Harry‘nin daha önce hiç kimsede görmediği kadar
uzundu. Giderek büyüyen iki figür sonunda sadece kafaları ve omuzları portreyi dolduracak Ģekilde
yakına geldi. Ve sonra bütün obje sanki küçük bir kapıymıĢ gibi öne savruldu ve gerçek bir tünelin
giriĢi ortaya çıktı. Ve sonunda saçı aĢırı uzamıĢ, yüzü kesilmiĢ, cüppesi yırtılmıĢ gerçek bir Neville
Longbottom tırmanıp hazdan kükreyerek Ģömine rafından atladı ve haykırdı.
―Geleceğini biliyordum! Biliyordum, Harry!‖
YİRMİ DOKUZUNCU BÖLÜM
KAYIP TAÇ
―Neville —na —nasıl--?‖
Fakat Neville, Ron ve Hermione‘yi fark etmiĢti ve sevinç çığlıklarıyla onları da kucaklıyordu. Harry,
Neville‘e daha dikkatli bakınca, Neville‘in durumu ona daha kötü göründü: Gözlerinden biri sararmıĢ ve
morarmıĢ bir Ģekilde ĢiĢmiĢti, yüzünde derin oyuk izleri vardı ve dağınık üst-baĢı, zor bir yaĢantısı
olduğu izlenimi veriyordu. Yine de, Hermione‘yi bırakıp, tekrar konuĢmaya baĢlayınca çok kötü dayak
yemiĢe benzeyen yüzü mutlulukla parıldadı, ―Geleceğinizi biliyordum! Seamus‘a an meselesi olduğunu
söylemiĢtim!‖
―Neville, sana ne oldu?‖
―Ne? Bunlar mı?‖ Neville yaralarının önemsiz olduğunu belirtir bir Ģekilde kafasını salladı. ―Bu bir Ģey
değil, Seamus daha kötü. Göreceksiniz. Ne dersiniz, gidelim mi? Ah, ‖ Aberforth‘a döndü, ―Ab, birkaç
kiĢi daha yolda olabilir.‖
―Birkaç kiĢi mi?‖ diye tekrar etti Aberforth. ―Ne demeye çalıĢıyorsun birkaç kiĢi diyerek, Longbottom?
Tüm köyde sokağa çıkma yasağı ve DıĢ-Kapan Büyüsü var!‖
―Biliyorum, onların direk bara Cisimlenecek olmalarının sebebi de bu zaten,‖ dedi Neville.
―Geldiklerinde, sadece onları geçitten yolla, tamam mı? Çok teĢekkürler.‖
Neville Hermione‘ye elini uzatıp, Ģömine rafına tırmanmasına ve tünele girmesine yardım etti, Ron onu
izledi, peĢinden de Neville gitti. Harry Aberforth‘a yöneldi.
―Sana nasıl teĢekkür edeceğimi bilemiyorum. Hayatlarımızı iki kere kurtardın.‖
―Öyleyse, onlara göz kulak ol,‖ dedi Aberforth huysuzca. ―Hayatlarınızı üçüncü kez
kurtaramayabilirim.‖
Harry Ģömine rafına güç bela tırmandı ve Ariana‘nın portresinin arkasındaki geçide geçti. Diğer tarafta
düzgün taĢ basamaklar vardı: Geçit sanki yıllardır oradaymıĢ gibi görünüyordu. Duvarlarda pirinç
lambalar asılıydı, toprağımsı zemin aĢınıp, düzgünleĢmiĢti; onlar yürüdükçe gölgeleri de duvara
yelpazelenmiĢ gibi dalgalanarak yansıdı.
―Bu geçit ne zamandır burada?‖ diye sordu Ron yola çıktıklarında. ―Çapulcu Haritası‘nda yer almıyor,
değil mi, Harry? Okula giden sadece yedi tane geçit olduğunu sanıyordum?‖
―Bu yıl okul baĢlamadan önce onların hepsini mühürlediler.‖ dedi Neville. ‖ġuan, giriĢlerinde lanet,
çıkıĢlarda da Ölüm Yiyen ve Ruh Emiciler varken, onların hiçbirinden okula girme Ģansınız yok.‖ Geri
geri yürümeye baĢlayıp, gülümseyerek, onlara, kendilerini anladığını hoĢnut bir Ģekilde hissettirdi. ―Bu
meseleleri boĢ verin… Doğru mu? Hırsızlık yapmak için Gringotts‘a girdiniz mi? Bir ejderha ile mi
kaçtınız? Her yerde konuĢuluyor, herkes sizin hakkınızda konuĢuyor, Teddy Boot Büyük Salon‘da
kaçıĢınız hakkında naralar attığı için, Carrow tarafından dövüldü!‖
―Evet, doğru.‖ dedi Harry.
Neville neĢeli bir Ģekilde güldü.
―Ejderha‘ya ne yaptınız?‖
―Onu vahĢi doğaya bıraktık,‖ dedi Ron. ―Hermione onu evcil bir hayvan olarak yanımızda tutmaya
kararlıydı ama—‖
―Abartma, Ron—‖
―Fakat siz ne yapıyordunuz? Ġnsanlar diyorlar ki, siz birilerinden kaçmaktaymıĢsınız, Harry, fakat
bence öyle değil. Bence siz bir Ģeylerin peĢindeydiniz.‖
―Doğru,‖ dedi Harry. ―Sadece bize Hogwarts‘ı anlat, Neville, hiçbir Ģey duymadık.‖
―Burası... ġey, burası artık gerçekten de Hogwarts‘a benzemiyor,‖ dedi Neville, konuĢmaya baĢladığı
anda yüzündeki gülümseme silindi. ―Carrowlar‘ı biliyor musunuz?‖
―Burada ders veren iki Ölüm Yiyeni mi?‖
―Ders vermekten daha fazlasını yapıyorlar,‖ dedi Neville. ―Tüm disiplin onların yetkisi altında. Onlar,
Carrowlar, cezalandırmayı seviyorlar.‖
―Umbridge gibi mi?‖
―I-ıh, onların yanında, Umbridge uysal kalır. Diğer öğretmenler, biz yanlıĢ bir Ģey yaparsak Carrowlar‘a
bildirmekle yükümlüler. Tabi bildirmiyorlar, onlardan gizlemeyi baĢarabilirlerse bildirmiyorlar. Diğer
öğretmenlerin, onlardan bizim ettiğimiz kadar nefret ettiğini söyleyebilirim.‖
―Amycus adlı herif, bir zamanlar Karanlık Sanatlara KarĢı Savunma olan, Ģimdilerde sadece Karanlık
Sanatlar olan dersi veriyor. Biz, gözaltına alınan kiĢiler üzerinde, Cruciatus Laneti çalıĢmakla
yükümlüyüz—‖
―Ne?‖
Harry, Ron ve Hermione‘nin birleĢmiĢ sesleri geçidin yukarısı tarafında ve aĢağı tarafında yankılandı.
―Evet,‖ dedi Neville. ―Bu, bu yüzden oldu,‖ Özellikle yanağındaki depderin bir yarayı iĢaret ederek.
―Yapmayı reddettim. Bazıları oldukça meraklıydı, sanırım; Crabbe ve Goyle bu iĢi sevdiler.
Yanılmıyorsam, Ģimdiye kadar ilk defa herhangi bir derste sınıf birincileri oldular.‘‘
―Alecto, Amycus‘un kız kardeĢi, Ģimdi herkes için zorunlu olan Muggle AraĢtırmaları dersini veriyor.
Onun, Muggle‘ların hayvanlar gibi aptal ve kirli olduklarını ve büyücülere karĢı saldırgan davranarak,
onları nasıl gizlenmeye zorladıklarını, doğal düzenin nasıl yeniden kurulmaya baĢlandığını anlatmasını
dinlemek zorundayız. Ben bu yarayı,‖ yüzündeki baĢka bir kesiği gösterdi, ―onun ve kardeĢinin
kanlarında, ne kadar Muggle kanı olduğunu sorduğum için aldım.‖
―Vay canına, Neville,‖ dedi Ron, ―BoĢ boğazlık yapmanın bir yeri ve zamanı vardır.‖
―Onu duymadın sen,‖ dedi Neville. ―Siz de buna katlanamazdınız. Olay Ģu ki, insanlar onlara karĢı
çıktığı zaman çok yardımı dokunuyor, bu herkese umut veriyor. Sen yaptığın zamanlarda, bunu fark
ederdim, Harry.‖
―Fakat seni bıçak bileyici bir alet gibi kullanmıĢlar,‖ dedi Ron. Tam bir lambayı geçtiklerinde, Neville‘in
yaralarını normalden daha muazzam kabartılar Ģeklinde görünce irkildi.
―Sorun değil. Çok fazla saf kan dökmek istemiyorlar; bu yüzden boĢboğazlık yaparsak, bize bir parça
iĢkence uyguluyorlar, fakat gerçekten bizi öldürecekleri yok.‖
Harry, Neville‘in söylediklerinin mi yoksa onlarla konuĢken ki gerçekçi ses tonunun mu, hangisinin,
daha kötü olduğunu bilemiyordu.
―Gerçekten tehlikede olan insanlar, sadece dıĢarıdaki arkadaĢları ya da yakınları sorun çıkaran kiĢiler.
Rehin alındılar. YaĢlı Xeno Lovegood Dırdırcı‘da biraz fazla açık sözlü olmaya baĢlamıĢtı, bu yüzden
Noel dönüĢ yolunda, Luna‘yı zorla trenden alıp götürdüler.‖
―Neville, durumu iyi, onu gördük—‖
―Evet, biliyorum, bana bir mesaj göndermeyi baĢarabildi.‖
Cebinden altın bir madeni para çıkardı ve Harry, onun, bir aralar Dumbledore‘un Ordusu‘ndayken
birinin baĢkasına mesaj göndermek için kullandıkları sahte Galleonlardan biri olduğunu anladı.
―Bunlar harika oldular,‖ dedi Neville, Hermione‘ye gülümseyerek. ―Carrowlar, nasıl iletiĢim
kurduğumuzu anlayamadılar, bu da onları çılgına çevirdi. Önceden geceleri gizlice çıkar ve duvarlara
yazılar yazardık: ‗Dumbledore‘un Ordusu, Hâlâ asker topluyor‘ ve bu tarz Ģeyler. Snape bundan nefret
etti.‖
―Yazar mıydınız?‖ dedi Harry, geçmiĢ zamanı fark ettiği için.
―Pekâlâ, zaman geçtikçe daha da zorlaĢtı,‖ dedi Neville. ―Noel‘de Luna‘yı kaybettik, Ginny, Paskalya
yortusundan sonra geri dönmedi ve biz üçümüz bir çeĢit lider gibiydik. Carrowlar yapılanların
birçoğunun ardında benim olduğumu biliyormuĢ gibi gözüküyorlardı, bu yüzden beni sert bir Ģekilde
cezalandırdılar ve sonra Michael Corner gidip, onların zincirlediği birinci sınıflardan birini serbest
bırakırken yakalandı ve ona hayli kötü bir Ģekilde iĢkence ettiler. Bu da insanları korkuttu.‖
―Bunun Ģakasını yapmayacağım,‖ diye mırıldandı Ron, geçit yukarı doğru meyletmeye baĢladığı
sırada.
―Evet, Ģey, insanlardan, Michael‘ın yaptığı Ģeyleri yapmaya gitmelerini isteyemedim, bu yüzden bu tarz
tehlikeli iĢleri bıraktık. Fakat biz hâlâ savaĢıyor, el altından yapılacak tarzda iĢler yapıyorduk, tam
olarak birkaç hafta öncesine kadar. O vakitlerde beni durdurmanın tek bir yolu olduğuna karar verdiler,
zannedersem, ve ninemi ele geçirmeye çalıĢtılar.‖
―Onlar ne yaptılar?‖ dedi Harry, Ron ve Hermione hep birlikte.
―Evet,‖ dedi Neville, Ģimdi biraz nefes nefese kalmıĢtı, çünkü geçit çok dikleĢmiĢti, ―Ģey, düĢüncelerini
görebilirsiniz. Çocukları kaçırıp akrabalarını istedikleri gibi davranmaya zorlamaları, gerçekten iyi iĢe
yaradı, sanırım bunun tam tersini yapmaları da an meselesiydi. Mesele Ģu ki,‖ Onlarla yüz yüze geldi
ve Harry onun sırıttığını görünce hayrete düĢtü, ―Ninemden çiğneyebileceklerinden biraz daha fazla
ısırık aldılar. Yalnız baĢına yaĢayan küçük yaĢlı bir cadı, büyük olasılıkla, çok güçlü birini göndermeye
gerek olmayacağını düĢündüler. Herneyse,‖ Neville kahkaha attı, ―Dawlish hâlâ St. Mungo‘da ve
Ninem de kaçak durumda. Bana bir mektup gönderdi,‖ cüppesinin göğüs cebine bir elini vurdu, ―benle
gurur duyduğunu, anne ve babamın oğlu olduğumu ve buna devam etmemi söylüyordu.‖
―Harika,‖ dedi Ron.
―Evet,‖ dedi Neville mutlu bir Ģekilde. ―Tek mesele Ģu ki, beni durdurmanın bir yolu olmadığını fark
ettikleri zaman, Hogwarts‘ın bensiz de ayakta kalabileceğine karar verdiler. Beni öldürmeyi mi yoksa
Azkaban‘a göndermeyi mi planlıyorlardı, bilmiyorum, her iki Ģekilde de, o anın ortadan kaybolmanın
zamanı olduğunu anlamıĢtım.‖
―Fakat,‖ dedi Ron, tamamen kafası karıĢmıĢ görünüyordu, ―biz—biz doğruca Hogwarts‘a gitmiyor
muyuz?‖
―Elbette,‖ dedi Neville. ―Göreceksiniz. Vardık.‖
Bir köĢeyi döndüler ve hemen karĢılarında geçidin sonu duruyordu. BaĢka bir kısa merdiven, tıpkı
Ariana‘nın portresinin arkasında olduğu gibi, bir kapıya gidiyordu. Neville kapıyı iterek açtı ve diğer
tarafa geçti. Harry onu takip ettiği sırada, Neville‘in göze görünmeyen insanları çağırdığını duydu:
―Bakın bu kim! Size söylemedim mi?‖
Harry geçitten çıkıp, odanın içinde göründüğü sırada, çeĢitli çığlık ve bağırıĢlar yükseldi: ―HARRY!‖
―Bu Potter, bu POTTER!‖ ―Ron!‖ ―Hermione!‖
Renkli flamaların, lambaların ve bir sürü yüzün, kafa karıĢtırıcı etkilerini hissetti. Sonraki anda,
yirmiden daha fazla gibi görünen insan tarafından o, Ron ve Hermione kalabalığın ortasına çekilmiĢti,
herkes onlara sarılmıĢ, sırtlarına vurmuĢ, saçlarını karıĢtırmıĢ, el sıkıĢmıĢtı: Sanki daha az önce
Quidditch finalinde Ģampiyon olmuĢlardı.
―Tamam, tamam, sakinleĢin!‖ diye seslendi Neville ve kalabalık geri çekildiği sırada, Harry ortamı yeni
yeni kavramayı baĢarabilmiĢti.
Bu odayı hiç tanımıyordu. Kocaman ve daha çok, son derece görkemli bir ağaç evinin içindelermiĢ
veya belki de dev gibi bir geminin kamarasındaymıĢlar gibi görünüyordu. Çok renkli hamaklar,
tavandan ve koyu renkli ağaçlarla kaplanmıĢ penceresiz duvarlar boyunca ilerleyen, parlak goblen
flamalar ile örtülmüĢ balkondan sarkıyordu: Harry kırmızı renkle süslenmiĢ altın sarısı Gryffindor
aslanını; sarı arka plan ile tezatlık oluĢturan, Hufflepuff‘ın siyah porsuğunu ve mavi rengin üstündeki
Rawenclaw‘ın bronz renkli kartalını gördü. Yalnız Slytherin‘in gri ve yeĢili yoktu. ġiĢkin kitaplıklar,
duvara yaslanmıĢ birkaç süpürge ve köĢede de, geniĢ ahĢap kasalı bir radyo vardı.
―Biz neredeyiz?‖
―Ġhtiyaç odası‘ndayız, tabii ki!‖ dedi Neville. ―Yapabildiğinin daha iyisini yaptı, değil mi? Carrowlar beni
kovalıyorlardı ve gizlenebileceğim bir yer için sadece tek bir Ģansım olduğunu biliyordum: Kapıdan
geçmeyi baĢardım ve bulduğum yer burası oldu! Pekâlâ, ilk vardığım da tam olarak böyle
görünmüyordu, son derece küçüktü, sadece bir tane hamak ve sadece Gryffindor flamaları vardı, fakat
gitgide, daha çok D.O. üyesi geldikçe kendiliğinden geniĢledi.‖
―Ve Carrowlar içeri giremedi mi?‖ diye sordu Harry, etrafına kapıyı bulmak için bakındı.
―Hayır,‖ dedi Harry‘nin, o konuĢana kadar tanıyamadığı Seamus Finnigan: Seamus‘un yüzü yara bere
içindeydi ve ĢiĢmiĢti. ―Burası uygun bir gizlenme yeri, içimizden biri burada kaldığı sürece, bize
ulaĢamazlar, kapılar açılmayacaktır. Bunların hepsi Neville‘in sayesinde. Bu odayı gerçekten iyi
anlıyor. Tam olarak neye ihtiyacın varsa onu istemek zorundasın—Ģunun gibi, ‗Hiçbir Carrow
destekçisinin içeri girmeyi baĢarmasını istemiyorum—‗ ve oda bunu senin için yapıyor! Sadece
kaçamak noktaları kapattığından emin olmak zorundasın! Neville bu iĢin adamı!‖
―Bu oldukça açık, gerçekten,‖ dedi Neville alçakgönüllü bir edayla. ―Bir buçuk gün kadar buradaydım
ve gerçekten acıkmaya baĢlamıĢtım ve yiyecek bir Ģeyler bulmayı diliyordum ve iĢte o zaman Domuz
Kafası‘na giden geçit açıldı. Geçit boyunca gittim ve Aberforth ile tanıĢtım. Bize yiyecek temin
ediyordu, çünkü bazı sebeplerden ötürü, odanın gerçekten yapamadığı tek Ģey bu.‖
―Evet, Ģey, yiyecek, Gamp‘ın Temel Biçim DeğiĢtirme Yasası‘nın beĢ istisnasından biridir,‖ dedi Ron
genel bir ĢaĢkınlıkla.
―Bu yüzden biz burada neredeyse iki haftadır saklanıyoruz,‖ dedi Seamus, ―ve oldukça iyi bir banyo
bile ortaya çıktı, kızlar sayıca artmaya baĢlayıp da—‖
―—yıkanmayı istediklerini düĢününce, evet,‖ diye cevapladı Harry‘nin o noktaya kadar fark etmediği
Lavender Brown. ġimdi tam anlamıyla etrafına bakındı, bir sürü tanıdık yüzün farkına vardı. Patil
ikizleri, ayrıca Terry Boot, Ernie Macmillan, Anthony Goldstein ve Michael Corner da oradaydı.
―Ne iĢler peĢinde olduğunuzu bize söylesenize, her ne kadar,‖ dedi Ernie. ―Etrafta pek çok söylenti
dolaĢıyor, Potter‘ın PeĢinde programında size ayak uydurmaya çalıĢıyor,‖ Radyoyu iĢaret etti.
―Hırsızlık yapmak için Gringotts‘a girmediniz ya?‖
―GirmiĢler!‖ dedi Neville. ―Ve ejderha olayı da doğru!‖
Azıcık bir alkıĢ ve birkaç haykırıĢ ortama hâkim oldu; Ron öne doğru eğilip, reverans yaptı.
―Neyin peĢindeydiniz?‖ diye sordu Seamus istekli bir Ģekilde.
Ġçlerinden herhangi biri daha soruya kaçamak bir yanıt veremeden, Harry ĢimĢek Ģeklindeki yara
izinde korkunç, yakıcı bir acı hissetti. Meraklı ve mutlu yüzlere aceleyle sırtını dönerken, Ġhtiyaç Odası
gözlerinin önünden silindi. Ve bir barakanın içinde ayakta duruyordu, ayaklarının altındaki çürümüĢ
döĢeme tahtaları parçalanıp etrafa dağılmıĢtı. Toprağın altından çıkarılmıĢ bir altın kutu, yerdeki
deliğin yanında ağzı açık ve içi boĢ bir Ģekilde duruyordu, Voldemort‘un öfke çığlıkları kafasının içinde
titreĢti.
Muazzam bir çabayla Voldemort‘un zihninden bir kez daha çıkıp, ayakta durduğu, sallanan, Ġhtiyaç
Odası‘na geri döndü, yüzünden terler akıyordu ve Ron onu ayakta tutuyordu.
―Ġyi misin, Harry?‖ KonuĢan Neville‘di. ―Oturmak ister misin? Sanırsam yorgunsunuzdur, siz--?
―Hayır,‖ dedi Harry. Voldemort‘un diğer Hortkuluklarından birinin kaybını az önce fark ettiğini kelimeler
olmadan anlatmaya çalıĢarak, Ron ve Hermione‘ye baktı. Zamanları hızla tükeniyordu: Voldemort bir
sonraki yer olarak Hogwarts‘ı ziyaret etmeyi seçerse, Ģanslarını kaybedeceklerdi.
―BaĢlamamız gerek,‖ dedi, onların yüz ifadeleri ona anladıklarını söylüyordu.
―Ne yapacağız, öyleyse, Harry?‖ diye sordu Seamus. ―Plan nedir?‖
―Plan mı?‖ diye tekrar etti Harry. Harry tüm iradesini, kendini Voldemort‘un öfkesine teslim etmemek
için kullanıyordu: Yara izi hala yanmaktaydı. ―ġey, bizim—Ron, Hermione ve benim—yapmamız
gereken bir Ģeyler var ve bu durumda bizim buradan çıkmamız gerek.‖
Hiç kimse artık ne gülüyordu ne de haykırıyordu. Neville kafası karıĢmıĢ bir Ģekilde ona baktı.
―Ne demeye çalıĢıyorsun ‗buradan çıkmak‘ ile?‖
―Biz buraya kalmak için gelmedik, dedi Harry, yara izini ovalayıp, acıyı hafifletmeye çalıĢarak.
―Yapmamız gereken bazı önemli Ģeyler var—‖
―Ne yapacaksınız?‖
―Ben—Ben, size söyleyemem.‖
O anda bir mırıldanma dalgası olmuĢtu. Neville‘in kaĢları büzüldü.
―Niye bize söyleyemiyorsun? Kim-Olduğunu-Bilirsin‘e karĢı savaĢ ile ilgili bir Ģey, değil mi?‖
―ġey, evet—‖
―Öyleyse size yardım edeceğiz.‖
Diğer Dumbledore‘un Ordusu üyelerinin bazıları hevesle, geriye kalanlar da ciddi bir Ģekilde kafalarını
sallıyorlardı, Bir kaçı doğrudan doğruya yapılacak hareketlere karĢı istekliliklerini sandalyelerinden
kalkarak kanıtladılar.
―Anlamıyorsunuz,‖ Harry‘ye son birkaç saatte bunları çok fazla söylemiĢ gibi göründü. ―Biz—biz size
söyleyemeyiz. Bunu biz yapmak zorundayız—yalnız baĢımıza.‖
―Neden?‖ diye sordu Neville.
―Çünkü…‖ Kayıp Hortkuluk‘u aramaya baĢlamaktaki ya da en azından Ron ve Hermione ile aramaya
nereden baĢlayabilecekleri hakkında özel olarak tartıĢmaktaki umutsuzluğu arasından, Harry
düĢüncelerini toplamanın zorlaĢtığını olduğunu fark etti; Yara izi hâlâ yanmaktaydı. ―Dumbledore, bize,
üçümüze bir görev bıraktı,‖ dedi dikkatli bir Ģekilde, ―ve biz baĢkalarına söylememekle yükümlüyüz—
demek istediğim, bizim yapmamızı istedi, sadece üçümüzün.‖
―Biz onun ordusuyuz,‖ dedi Neville. ―Dumbledore‘un Ordusu. Biz hep birlikte bunun içindeydik, siz
üçünüz dıĢarıda kendi baĢınızayken, biz bunun devam etmesini sağladık—‖
―Tam olarak bir piknik olmadı, dostum,‖ dedi Ron.
―Öyle bir Ģey olduğunu hiç söylemedim, fakat bize niye güvenemediğini anlamıyorum. Bu odadaki
herkes savaĢıyordu ve Carrowlar yakalamak amacıyla, peĢlerine düĢtüğü için burada kalıyorlar.
Buradaki herkes Dumbledore‘a sadık olduklarını—sana sadık olduklarını kanıtladılar.‖
―Bak,‖ diye baĢladı Harry, ne söyleyeceğini bilmeden, fakat mesele bu değildi: tünel kapısı az önce
arkasında açılmıĢtı.
―Mesajını aldık, Neville! Merhaba, siz üçünüz, sizin de kesinlikle burada olduğunuzu düĢünmüĢtüm!‖
Gelenler Luna ve Dean‘di. Seamus son derece büyük bir sevinç kükreyiĢi koyuverdi ve koĢup, en iyi
arkadaĢına sarıldı.
―Herkese merhaba!‖ dedi Luna mutlu bir Ģekilde. ―Ah, geri dönmüĢ olmak harika!‖
―Luna,‘‘ dedi Harry dikkatleri üstüne toplayarak, ―burada ne yapıyorsun? Sen nasıl—?‖
―Gönderdim,‖ dedi Neville, elinde sahte Galleon‘u tutuyordu. ―Ona ve Ginny‘ye, siz eğer ortaya
çıkarsanız, onları haberdar edeceğime dair söz verdim. Biz hepimiz, eğer geri dönerseniz, bunun
devrim olacağını düĢünüyorduk. Bu, Snape‘i ve Carrowlar devireceğiz demek.‖
―Tabii ki bu anlama geliyor,‖ dedi Luna berrak bir sesle, ―değil mi, Harry? Onlarla savaĢıp, onları
Hogwarts‘tan atacağız?‖
―Dinleyin,‖ dedi Harry panikleme hissini arttıracak bir Ģekilde, ―Üzgünüm, fakat bizim dönmemizin
sebebi bu değil. Bizim yapmamız gereken bir Ģey var ve sonra—‖
―Bizi bu karıĢıklıkta bırakacak mısın?‖ diye ısrar etti Michael Corner.
―Hayır!‖ dedi Ron. ―Bizim yaptığımız Ģey sonunda herkesin yararına olacak, tüm bunlar Kim-Bilirsin-
Sen‘den kurtulmak ile alakalı—‖
―Öyleyse yardım etmemize izin verin!‖ dedi Neville kızgın bir Ģekilde. ―Bunu bir parçası olmak
istiyoruz!‖
Arkalarında baĢka bir gürültü çıktı ve Harry döndü. Kafası yerinden çıkıp düĢmüĢ gibiydi: ġimdi
duvardaki delikten Ginny tırmanıyordu, hemen arkasından da Fred, George ve Lee Jordan onu
izliyordu. Ginny Harry‘ye son derece mutlu bir Ģekilde gülümsedi: Harry, onun ne kadar güzel
olduğunu, değerini Ģimdiye kadar neden hiç tamamıyla anlamadığını unutmuĢtu, fakat Ģimdiye kadar
onu gördüğü için, hiç bu kadar az hoĢnut olmamıĢtı.
―Aberforth biraz sinirlenmeye baĢlamıĢtı,‖ dedi Fred, birkaç selamlama çığlığını yanıtlamak için elini
kaldırdı. ―Biraz uyuklamak istiyor ve barı, tren istasyonuna dönmüĢtü.‖
Harry‘nin ağzı açık kaldı. Lee Jordan‘ın hemen arkasından Harry‘nin eski kız arkadaĢı, Cho Chang
gelmiĢti. Cho, ona gülümsedi.
―Mesajı aldım,‖ dedi, kendi sahte Galleonunu tutuyordu ve Michael Corner‘a doğru yürüyüp, yanına
oturdu.
―Öyleyse, plan nedir, Harry?‖ dedi George.
―Plan diye bir Ģey yok,‖ dedi Harry, tüm bu insanların aniden ortaya çıkıĢı yüzünden aklı hâlâ karıĢıktı,
yara izi hâlâ o kadar Ģiddetli yanıyordu ki, her Ģeyi anlamak elinden gelmiyordu.
―Sadece elimizden geldiğince hayatta kalacağız, değil mi? En sevdiğim tarz,‖ dedi Fred.
―Bunu durdurmak zorundasın!‖ dedi Harry Neville‘e. ―Onların hepsini buraya ne için çağırdın? Bu
delilik—‖
―SavaĢıyoruz, değil mi?‖ dedi Dean, kendi sahte Galleon‘unu çıkarırken. ―Mesaj diyor ki Harry geri
döndü ve biz de savaĢacağız! Bir asaya ihtiyacım olacak, herhalde—‖
―Asan yok mu—?‖ diye baĢladı Seamus.
Ron aniden Harry‘ye döndü.
―Onlar niye yardım edemiyorlar?‖
―Ne?‖
―Yardım edebilirler.‖ Sesini öyle alçaltıp konuĢtu ki, aralarında duran Hermione‘den baĢka kimse onu
duyamadı, ―Nerede olduğunu bilmiyoruz, Onu çabucak bulmak zorundayız. Aradığımız Ģeyin, bir
Hortkuluk olduğunu söylemek zorunda değiliz.‖
Harry, Ron‘dan, mırıldanmaya baĢlayan Hermione‘ye baktı, ―Sanırım Ron haklı. Daha ne aradığımızı
bile bilmiyoruz, onlara ihtiyacımız var.‖ Ve Harry ikna olmamıĢ bir Ģekilde görününce, ―her Ģeyi tek
baĢına yapmak zorunda değilsin, Harry.‖
Harry hızlı bir Ģekilde düĢündü, yara izi hâlâ karıncalanmaktaydı, baĢı yarılacak gibi sancılandı.
Dumbledore, Hortkuluklar hakkında Ron ve Hermione‘den baĢka kimseye hiçbirĢey söylememesi
konusunda onu uyarmıĢtı. Sırlar ve yalanlar, biz böyle büyüdük ve Albus… O doğuĢtan yetenekliydi…
Onun gibi güvenmeye korkarak, sırlarını göğsünün içine sımsıkı bir Ģekilde muhafaza ederek,
Dumbledore‘a mı benzemeye baĢlıyordu? Fakat Dumbledore Snape‘e güvenmiĢti ve bu onu nereye
götürmüĢtü? Onu en yüksek kulenin tepesinde öldürülmeye götürmüĢtü…
―Çok iyi,‖ dedi sessizce diğer ikisine. ―Tamam,‖ diye seslendi odaya serbestçe ve tüm gürültü kesildi:
Yakındakilerin Ģans eseri duydukları, espriler patlatan Fred ve George, sustular, herkes tetikte ve
heyecanlanmıĢ görünüyordu.
―Bulmamız gereken bir Ģey var,‖ dedi Harry. ―Bu Ģey—bu Ģey Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen‘i yenmekte
bize yardım edecek. Burada, Hogwarts‘ta, fakat nerede olduğunu bilmiyoruz. Rawenclaw‘a ait olabilir.
Böyle bir nesne duyanınız var mı? Örneğin, hiç üstünde Rawenclaw‘ın kartalının olduğu bir Ģeye rast
geldiniz mi?‖
Ravenclawlar‘dan oluĢan küçük gruba; Padma, Michael, Terry ve Cho'ya ümitle baktı ama Ginny'nin
koltuğunun koluna tünemiĢ olan Luna cevapladı.
"Pekala, Ģu kayıp taç. Sana söylemiĢtim, hatırlıyor musun Harry? Ravenclaw'ın kayıp tacı? Babam
onun kopyalamaya çalıĢıyor."
"Evet, kayıp taç," dedi Michael Corner gözlerini devirerek, "Kayıp, Luna. Bu önemli bir nokta."
"Ne zaman kayboldu?" diye sordu Harry.
"Söylendiğine göre yüzyıllarca önce," dedi Cho ve Harry'nin ümitleri yıkıldı. "Profesör Flitwick tacın
Ravenclaw'ın kendisiyle birlikte kaybolduğunu söylemiĢti. Ġnsanlar aramıĢtı ama," Ravenclawlara hitap
etti. "Hiç kimse ona dair bir iz bulamadı, değil mi?"
Hepsi baĢlarını salladı.
"Özür dilerim ama taç nedir? diye sordu Ron.
"Bir çeĢit baĢlık,‖ dedi Terry Boot. "Ravenclaw'unki giyenin bilgeliğini arttıran sihirli özelliklere sahip
olmalı.
"Evet, babamın MahfıĢt-"
Ama Harry Luna'yı böldü.
"Ve hiçbiriniz buna benzer birĢey gördünüz mü?"
Yine baĢlarını salladılar. Harry, kendi hissettiği hayal kırıklığının aynısını yüzlerinde gördüğü Ron ve
Hermione'ye baktı. AnlaĢılan hiç izi olmayan ve bu kadar uzun zamandır kayıp bir nesne Ģatoda gizli
bir Hortkuluk için uygun bir aday gibi görünmüyordu... Harry yeni bir soru soramadan, ne yazık ki, Cho
tekrar konuĢtu.
"Eğer tacın neye benzediğini görmek isterseniz sizi ortak salona götürüp gösterebilirim, Harry.
Ravenclaw, heykelinde onu takıyor."
Harry'nin yara izi yeniden yandı.: Bir anlığına Ġhtiyaç Odası hızla döndü ve orası yerine kanalık yerin
altında süzüldüğünü gördü ve omuzlarına dolanmıĢ büyük yılanı hissetti. Voldemort yeniden uçuyordu,
yeraltındaki göle ya da buraya, Ģatoya, bilmiyordu; ama hangisi olursa olsun, çok az zamanları
kalmıĢtı.
"Yolda," dedi Ron ve Hermione'ye sessizce. Cho'ya sonra da onlara bir bakıĢ attı. "Dinleyin, bunun
pek yol gösterici olmadığını biliyorum ama gideceğim ve Ģu heykele bakacağım, en azından neye
benzediğini bulalım. Beni burada bekleyin ve bilirsiniz- diğerini- güvende tutun."
Cho ayağa fırladı ama Ginny Ģiddetle, "Hayır, Luna Harry'i götürecek, değil mi Luna?" dedi.
"Ah, evet, memnuniyetle," dedi Luna mutlulukla ve Cho hayal kırıklığıyla yerine oturdu.
"Nasıl çıkacağız?" diye sordu Harry Neville'e.
"Buradan."
Harry ve Luna'ya küçük gardırobun merdivene açıldığı köĢeye kadar eĢlik etti.
"Her gün farklı yerlerde ortaya çıkıyor, böylece bulmaları imkansızlaĢıyor," dedi. "Tek sorunumuz
çıktığımızda kendimizi nerede bulacağımızı bilmiyor oluĢumuz. Dikkatli ol, Harry, geceleri hep devriye
geziyorlar."
"Önemli değil," dedi Harry. "En kısa zamanda görüĢürüz."
Harry ve Luna; uzun, meĢalelerle aydınlatılmıĢ ve beklenmeyen yerlerden köĢeler çıkan merdivenlere
doğru aceleyle gitti. Sonunda bütün duvara benzer bir yere ulaĢtılar.
"Altına gir," dedi Harry Luna'ya Görünmezlik Pelirini'ni çıkarıp üstlerine örterek. Duvarı hafifçe itti.
Onun dokunuĢuyla duvar eridi ve dıĢarı çıktılar: Harry arkasına göz attı ve kendisini derhal
mühürlediğini gördü. Karanlık bir koridorda duruyorlardı: Harry Luna'yı gölgelere çekti, boğazındaki
keseyi arandı ve içinden Çapulcu Haritası'nı çıkardı. Burnuna yakın tutarak aramaya baĢladı ve
kendisinin ve Luna'nın yerini saptadı.
"BeĢinci kattayız," diye fısıldadı, Filch'in koridor boyunca onlardan uzaklaĢmasını izleyerek. "Hadi, bu
taraftan."
Sürünmeye baĢladılar.
Harry daha önce geceleri Hogwarts'ta çok dolanmıĢtı ama kalbi hiç bu kadar hızlı çarpmamıĢtı ve hiç
bir yerden geçerken kendi güvenliğine bu kadar bağlı olmamıĢtı. Ay ıĢığının aydınlattığı taĢlardan,
yavaĢ adımları arasında miğferleri gıcırdayan zırhların yanından geçtiler, köĢelerin ilerisinde kim bilir
neler pusuda bekliyor diye, iki kez onlara dikkat etmeden devam eden hayalatlere izin vermek için
durdular, Harry ve Luna Çapulcu Haritası'nı ıĢık el verdikçe kontrol ederek yürüdüler. Harry bir engelle
karĢılaĢacaklarını düĢündü; en kötüsü Peeves'ti ve her adımı ilk önce duymak için kulaklarını açtı,
hortlağın sahte iĢaretleri yaklaĢtı.
"Bu taraftan, Harry." diye soludu Luna yenini kavrayıp sarmal merdivene çekti.
Dar, baĢ döndürücü merdivenleri tırmadılar; Harry daha önce buraya hiç çıkmamıĢtı. Sonunda bir
kapıya ulaĢtılar. Bir kapı kolu ya da anahtar deliği yoktu; yalnızca gösteriĢsiz geniĢ yaĢlı ahĢap ve
kartal Ģeklinde bronz kapı tokmağı vardı. Luna, bir kola ya da vücuda bağlı değilmiĢ, havada
yüzüyormuĢ gibi tüyler ürpertici soluk renkli ellerinin birini öne uzattı. Bir kez tıklattı ve sessizliğin
içinde Harry'e top atıĢı gibi geldi. Kartalın gagası açıldı ama kuĢun sesi yerine yumuĢak müzikal bir
ses "Hangisi önce gelir, anka mı yoksa alev mi?" dedi.
"Hmm... Ne düĢünüyorsun, Harry?" dedi Luna düĢünceli gözükerek.
"Ne? Yalnızca parola yok mu?"
"Ah, hayır, soruyu yanıtlaman gerekiyor," dedi Luna.
"Ya yanlıĢ olursa?"
"Bunu düzeltecek birini beklemen gerekir," dedi Luna. "Böyle öğrenebilirsin, anladın mı?"
"Evet... Sorun Ģu ki, kimseyi bekleyecek vaktimiz yok, Luna."
"Evet, ne demek istediğini anlıyorum," dedi Luna ciddiyetle. "Pekala öyleyse, bence cevap bir
döngünün baĢlangıcı yoktur."
"Mantıklı," dedi ses ve kapı savrularak açıldı.
Ravenclawlar‘ın bomboĢ ortak salonu geniĢ bir daireydi ve Harry‘nin Hogwarts‘ta gördüğü her yerden
daha gösteriĢliydi. Zarif pencere kalıpları mavi-bronz ipeklerle duvarda noktalanıyordu; ayrıca
Ravenclawlar dağın harika manzarasına da sahipti. Tavanları kubbeli ve gece mavisi halıya da
yansıdığı gibi yıldızlarla bezeliydi. Masalar, sandalyeler ve kitaplıklar ve kapının karĢısına uzun beyaz
mermerden bir heykel yerleĢtirilmiĢti.
Harry, Luna‘nın evinde gördüğü Rowena Ravenclaw‘un heykelini fark etti. IĢıklandırılmıĢ bir kapının
yanındaydı, Harry yatakhanenin üst katta olduğunu tahmin etti. Uzun adımlarla mermer kadına doğru
ilerledi ve o da ona güzel ama korkutucu yüzüyle alaycı bir Ģekilde karĢılık veriyor gibiydi. Narin
görünüĢlü mermer bir taç baĢının tepesinde gerçeğini temsil ediyordu. Fleur‘un düğünde taktığı taca
hiç benzemiyordu. Ġçine minik harfler kazınmıĢtı. Harry Görünmezlik Pelerini‘nin altından dıĢarı adım
attı ve heykelin kaidesine doğru ne yazdığını okumak için tırmandı.
―Büyüklüğün ötesinde büyük adamların hazinesi vardır.‖
―Seni bir aptal gibi beĢ parasız yapar,‖ dedi kesik kesik konuĢan bir ses.
Harry etrafında döndü, kaideyi çıkardı ve yere bıraktı. Alecto Carrow‘un düĢük-omuzlu bedeni
arkasında duruyordu ve Harry daha asasını kaldırırken, o güdük iĢaret parmağını kafatasına bastırdı
ve alnına yılan damgalandı.
OTUZUNCU BÖLÜM
SEVERUS SNAPE’İN KOVULUŞU
Parmakları ĠĢaret‘e değdiği an, Harry‘nin yara izi öldüresiye yandı, yıldızlı oda görüĢ alanından
kayboldu ve sarp bir kayalığın altındaki bir sürü kayanın üzerinde duruyordu ve dalgalar kıyıya
vuruyordu ve kalbinde bir zafer vardı – Çocuğu ele geçirdiler.
Yüksek sesli bir patlama Harry‘yi bulunduğu yere geri getirdi: Ne yaptığını ĢaĢırmıĢ halde, asasını
kaldırdı, ama önündeki cadı öne düĢüyordu bile; yere öyle çarptı ki kitap dolabının camı çınladı.
―D.O. dersleri dıĢında birini hiç SersemletmemiĢtim,‖ dedi Luna, biraz ilgili tonda. ―Ama
düĢündüğümden daha gürültülüydü.‖
Ve beklendiği gibi tavan titremeye baĢladı. Yatakhanelere açılan kapının arkasından koĢuĢturan ayak
sesleri giderek yükseliyordu: Luna‘nın büyüsü yukarıda uyuyan Rawenclaw‘lıları uyandırmıĢtı.
―Luna, nerdesin? Pelerin‘in altına girmem gerek!‖
Luna‘nın ayakları yoktan var oldu; o da hemen onun tarafına geçti ve kapı açılıp bütün Rawenclaw‘lar
gece kıyafetleriyle içeri akarken kız Pelerin‘i üstlerine çekti. Soluk soluğa kalmalar ve Alecto‘yu baygın
halde görmenin verdiği hayretin etkisiyle bağırıĢlar oldu.
Her an uyanıp saldırabilecek vahĢi bir hayvanmıĢçasına yavaĢça onun etrafında ilerlediler. Ufak tefek
cesur bir Birinci Sınıf öne doğru sıçradı ve koca ayak parmağıyla sırtını dürttü.
―Bence ölmüĢ olabilir!‖ diye bağırdı keyifle.
―A, bak,‖ diye fısıldadı Luna neĢeyle, Rawenclaw‘lar Alecto‘nun etrafında toplanınca. ―Memnun
oldular!‖ Harry gözlerini kapattı ve yara izi zonklayıp tekrar Voldemort‘un zihnine sızmayı seçti... Birinci
mağaranın içindeki tünele doğru hareket ediyordu... Gelmeden önce madalyondan emin olmayı
seçmiĢti... ama bu uzun sürmezdi...
Ortak salonun kapısı tıkladı ve tüm Rawenclaw dondu kaldı. Öteki taraftan kartal Ģekli kapı tokmağının
çıkardığı müzikal bir ses duyuldu: ―Kaybolan nesneler nereye gider?‖
―Ne bileyim? Kapa çeneni!‖ diye hırladı Harry‘nin Carrow kardeĢ, Amycus‘a ait olduğunu bildiği
görgüsüz bir ses. ―Alecto? Alecto? Orda mısın? Onu yakaladın mı? Aç kapıyı!‖
Rawenclaw‘lar dehĢete düĢmüĢler, birbirlerine fısıldıyorlardı. Ardından ikaz etmeden, sanki biri kapıya
silahla ateĢ ediyormuĢcasına bir tomar gürültülü patlama oldu.
―ALECTO! Eğer o gelir de biz Potter‘ı yakalamamıĢsak– Malfoy‘larla aynı hale mi düĢmek istiyorsun?
CEVAP VER BANA!‖ diye feryat etti Amycus, kapıyı tüm gücüyle sallayarak, ama hala açılmıyordu.
Rawenclaw‘ların hepsi geri kaçıyorlardı ve bazı bir hayli ürkmüĢlerdi diğerleri ise yukarıya yataklara
koĢuyordu. Ardından, tam Harry, O, patlatamadan kapıyı açıp Ölüm Yiyen bir Ģey yapamadan
Amycus‘u Sersemletmeyi düĢündükten bir saniye sonra en aĢina olduğu ses kapının ardından
yükseldi.
―Size ne yaptığınızı sorabilir miyim, Profesör Carrow?‖
―Kahrolası – kapıdan – geçmeye – çalıĢıyorum!‖ diye bağırdı Amycus. ―Git ve Flitwick‘i getir! Getir ve
aç Ģunu, hemen!‖
―Ama sizin kız kardeĢiniz orada değil mi?‖ diye sordu Profesör McGonagall. ―Profesör Flitwick onu
sizin acil isteğiniz üzerine bu akĢam içeri bırakmadı mı? Belki o sizin için kapıyı açabilir? O zaman
Ģatonun yarısını uyandırmak zorunda olmazsınız.‖
―Cevap vermiyor, seni yaĢlı süpürge! Sen aç! Kahretsin! Yap, hadi!‖
―Elbette, arzu ettiğiniz gibi,‖ dedi Profesör McGonagall, müthiĢ bir soğuklukla. Tokmağa nazikçe
dokundu ve müzikal ses tekrar sordu.
―Kaybolan nesneler nereye gider?‖
“Hiçliğe ya da her yere!‖ diye yanıtladı Profesör McGonagall.
―Güzel anlattın,‖ diye cevapladı kartal Ģeklindeki kapı tokmağı ve kapı sallanarak açıldı.
Amycus asasını savurarak eĢikten fırlarken geride kalan bir kaç Rawenclaw da süratle merdivenlere
koĢtular. Kız kardeĢi gibi kamburdu, solgun, yumuĢak yüzü ve ufak gözleri tepkisizce yere uzanmıĢ
Alecto‘ya çevrildi. Kızgınlık ve korkuyla çığlık attı.
―Ne yaptılar, küçük itler?‖ diye bağırdı. ―Kimin yaptığını bana söyleyene kadar hepsine Cruciatus laneti
uygulayacağım – ve Karanlık Lord ne der?‖ diye feryat etti, kız kardeĢinin yanında duruyor ve iĢaret
parmağıyla alnını Ģamarlıyordu. ―Onu yakalayamadık ve gittiler ve onu öldürdüler!‖
―Sadece Sersemletildi,‖ dedi Alecto‘yu incelemek için öne eğilen Profesör McGonagall sabırsızlıkla.
―Mükemmel derecede iyi olacak.‖
―Bludger olasıca, olmayacak!‖ diye böğürdü Amycus, ―Karanlık Lord onu bulduktan sonra olmayacak!
O gitti ve onun için gönderildi, ĠĢaret‘in yandığını hissediyorum ve o Potter‘ı yakaladığımızı düĢünüyor.‖
―Potterı yakaladığınızı mı?‖ dedi Profesör McGonagall keskince. ―Ne demek istiyorsunuz, Potter‘ı
yakalamakla?‖
―Bize Potter‘ın Rawenclaw Kulesi‘ne girmeyi deneyebileceğini ve eğer onu yakalarsak haber
göndermemizi söyledi!‖
―Harry Potter Rawenclaw Kulesi‘ne girmeyi neden denesin? Potter benim Bina‘mda!‖
Ġnanamazlığın ve korkunun ardında, Harry onun sesinde hafif bir gurur nağmesi duydu ve Minerva
McGonagall‘a olan Ģefkat duygusu kabardı.
―Bize buraya gelebileceği söylendi!‖ dedi Carrow. ―Neden olduğunu biliyor muyum?‖
Profesör McGonagall kalktı ve boncuk boncuk gözleri odayı taradı.
Ġkinci kez Harry ve Luna‘nın durduğu yerden geçtiler.
―Çocukların üzerine atabiliriz,‖ dedi Amycus, domuza benzeyen suratı aniden Ģeytanca bir hal alarak.
―Tabi, yapacağımız Ģey bu. Alecto‘nun çocuklar tarafından pusuya düĢürüldüğünü söyleyeceğiz ve
ardından yukarıdaki çocuklar‖ – yatakhanenin yönüne yıldızlı tavana baktı –―ve onların ĠĢaret‘e
zorladıklarını ve bu nedenle yanlıĢ alarm aldığını… Onları cezalandırabilir. Birkaç çocuk fazla ya da az
ne fark eder?‖
―Sadece doğru ile yalan, cesaret ile ödleklik arasındaki fark,‖ dedi bembeyaz kesilen Profesör
McGonagall, ―kısaca sen ve kız kardeĢinin değerini bilemeyeceği fark. Ama bir Ģeyi açığa
kavuĢturmama izin ver. Bir sürü beceriksizliklerini Hogwarts‘ın öğrencilerinin üstüne atmayacaksın.
Buna izin vermeyeceğim.‖
―Efendim?‖
Amycus, Profesör McGonagall‘a tiksindirici Ģekilde yaklaĢana dek öne yürüdü, yüzü onunkinden
santim ötedeydi. Profesör McGonagall ise vazgeçmiĢ halde geri gitti, ama ona tuvalet oturağına
yapıĢmıĢ iğrenç bir ĢeymiĢ gibi bakıyordu.
―Bu izin verme meselesi değil Minerva McGonagall. Senin vaktin doldu. Burada iktidarda olan biziz ve
ya beni desteklersin ya da bedelini ödersin.‖
Ve suratına tükürdü.
Harry Pelerini üzerinden attı, asasını kaldırdı ve ―Bunu yapmayacaktın.‖ dedi.
Amycus etrafına baktığında ise Harry ―Crucio!‖ diye bağırdı.
Ölüm Yiyen yerden kesildi. BoğuluyormuĢ gibi çırpınarak ve acıdan inleyerek havada kıvrandı ve
ardından çatırtıyla ve cam çatırtısıyla bir kitaplığın içine girdi ve baygın halde yere çöktü.
―Bellatrix‘in ne demek istediğini anlıyorum,‖ dedi Harry, kan beynine sıçramıĢtı, ―gerçekten kastetmen
lazım.‖
―Potter!‖ diye fısıldadı Profesör McGonagall, kalbini tutarak. ―Potter buradasın! Ne –? Nasıl –?‖ Kendini
toparlamaya çalıĢtı. ―Potter, bu aptalcaydı!‖
―Size tükürdü,‖ dedi Harry.
―Potter – ben – bu çok – çok yiğitçeydi – ama farkında değil misin –?‖
―Evet, farkındayım,‖ diye temin etti onu. Nedense onun telaĢı Harry‘I ciddileĢtirdi. ―Profesör
McGonagall, Voldemort yolda.‖
―Oh, artık adını söylememize izin var mı?‖ diye sordu Luna ilgilenir tavırla, Görünmezlik Pelerini‘ni
çekip çıkartarak. Bu saniyelik yasak ihlalinin meydana geliĢi, geriye sendeleyip ekose geceliğinin
yakasını kavrayarak en yakın sandalyeye çöken Profesör McGonagall‘ı bunaltmıĢ görünüyordu.
―Ona ne dediğimizin bir farkı yok,‖ diye anlattı Harry Luna‘ya. ―Zaten benim nerede olduğumu biliyor.‖
Harry, hiddetle birleĢen beyninin uzak bir köĢesinde, yara izi yanar halde, hayaletimsi yeĢil geminin
içindeki Voldemort‘un karanlık gölün üzerinde seyrettiğini görebiliyordu... Neredeyse taĢtan tasın
olduğu adacığa eriĢmiĢti.
―Kaçmalısın,‖ diye fısıldadı Profesör McGonagall, ―Hemen Potter, olabildiğince hızlı!‖
―Olmaz,‖ dedi Harry. ―Yapmam gereken bir Ģey var. Profesör, Rawenclaw‘ın tacının nerede olduğunu
biliyor musunuz?‖
―Rawenclaw‘ın t–tacı mı? Tabii ki hayır – yüzyıllardır kayıp değil miydi?‖
Biraz daha dik oturdu. ―Potter, çılgınlıktı, bu Ģatoya girmen gerçekten çılgınlıktı –―
―Yapmalıydım,‖ dedi Harry. ―Profesör, burada benim bulmam gereken bir Ģey saklı ve bu taç olabilir –
Profesör Flitwick ile konuĢabilirsem –―
ġıkırdayan cam parçaları, hareketlenme sesi duyuldu: Amycus kendine geliyordu. Harry ya da Luna
harekete geçmeden Profesör McGonagall, asasını sersemlemiĢ Ölüm Yiyene doğrultarak ayağa kalktı
ve, ―Imperio.‖ dedi.
Amycus ayağa kalktı kız kardeĢine doğru yürüdü, onun asasını aldı, ardından itaatkârca Profesör
McGonagall‘a yürüdü ve kendi asası ile birlikte ona verdi.
Ardından Alecto‘nun yanında yere yattı. Profesör McGonagall asasını tekrar salladı ve bir boy parıltılı
ip yoktan var oldu ve Carrowları sımsıkı birbirlerine bağlayarak sarmaladı.
―Potter,‖ dedi Profesör McGonagall, Carrowlar‘ın vaziyetine son derece aldırmayıp tekrar ona doğru
dönerek. ―Eğer Adı—Anılmaması—Gereken—KiĢi burada olduğunu gerçekten biliyorsa –―
Bunu söylediğinde, Harry‘de yara izini ateĢe veren bedensel acıya benzer bir öfke alevlendi ve bir
anlığına iksiri boĢaltılmıĢ bir tasın içine doğru baktı ve yüzeyde bir altın madalyonun güvenli bir Ģekilde
yatmadığını gördü –
―Potter, iyi misin?‖ dedi bir ses ve Harry kendine geldi. Ayakta durabilmek için Luna‘nın omzunu
kavramıĢtı.
―Süre daralıyor, Voldemort yaklaĢıyor, Profesör, Dumbledore‘un emirleri ile hareket ediyorum,
bulmamı istediği Ģeyi bulmam lazım! Ama ben Ģatoyu ararken öğrencileri uzaklaĢtırmamız gerek —
Voldemort‘un istediği benim ama bir kaç tane az ya da fazla öldürmeye aldırıĢ etmez—― hem de
Hortkuluk‘lara saldırdığımı öğrenmiĢken. Harry cümleyi kafasında bitirdi.
―Dumbledore‘un emirleriyle mi hareket ediyorsun?‖ diye tekrarladı bir mucize seziyormuĢçasına. Sonra
kendini tam ağırlığına kavuĢturdu.
―Sen bu–bu nesneyi ararken biz okulu Adı—Anılmaması—Gereken—KiĢi‘ye karĢı güvenceye
alacağız.‖
―Bu mümkün mü?‖
―Evet, ben öyle düĢünüyorum,‖ dedi McGonagall kuru kuru, ―biz öğretmenler sihirde epey iyiyiz,
bilirsin. Eğer bütün gayretimizi gösterirsek onu bir süreliğine uzak tutabileceğimize eminim. Tabii ki,
Profesör Snape‘in de çaresine bakılması gerekiyor—―
―Bana bırak—―
―Ve eğer Hogwarts, Karanlık Lord kapılarında, bir kuĢatmaya sahne olacaksa, olabildiğince çok
masum insanı yoldan çekmek makul olacaktır. Uçuç Ģebekesi gözetim altındayken ve Hogwarts alanı
içinde Cisimlenme mümkün–―
―Bir yol var,‖ dedi Harry hemen ve Domuz Kafası‘na giden pasajdan bahsetti.
―Potter, yüzlerce öğrenciden bahsediyoruz—―
―Biliyorum, Profesör, ama eğer Voldemort ve Ölüm Yiyenler okul sınırlarına odaklanıyorlarsa Domuz
Kafası‘ndan kimin BuharlaĢtığı ile ilgilenmeyeceklerdir.‖
―Orada bir Ģey var,‖ diye onayladı. Asasını Carrow‘lara doğrulttu ve gümüĢ bir ağ vücutlarını kapladı,
kendi kendini etrafında düğümledi ve onları havaya kaldırdı. Orada mavi ve altın sarısı tavanda iki
büyük, çirkin deniz yaratığı gibi asılı kaldılar. ―Gel. Diğer bina baĢkanlarını uyarmalıyız. O Pelerini
giysen iyi olur.‖
Kapıyı geçti ve geçtikten sonra asasını kaldırdı. Ucundan gözlerinin etrafında gözlük izi olan üç tane
kedi fırladı. Patronuslar; Profesör McGonagall, Harry ve Luna takrar aĢağıya indiklerinde Ģık bir Ģekilde
öne fırlayarak spiral merdivenleri ıĢıkla doldurdular.
Koridorlar boyunca yarıĢtılar ve birer birer onlardan ayrıldılar; Profesör McGonagall‘ın ekose geceliği
zeminde hıĢırdıyordu ve Harry ve Luna Pelerin‘in altında onun arkasından hızlı hızlı yürüdüler.
BaĢka ayak sesleri onlarınkine katıldığında iki kat daha aĢağı inmiĢlerdi, yara izi hala karıncalanan
Harry onları ilk duyan oldu. Boynundaki kesede bulunan Çapulcu Haritası‘na dokundu, ama
çıkartamadan McGonagall da misafirlerinin farkına varmıĢ gibi gözüküyordu. Durdu, düelloya hazır
halde asasını kaldırdı ve ―Kim var orada?‖ dedi.
―Benim,‖ dedi alçak bir ses.
Zırhtan bir takımın ardından Severus Snape adım attı.
Onun yanındayken nefret Harry‘nin içinde kaynadı: Suçlarının önemliliğinin ardında Snape‘in
görünüĢünün detaylarını unutmuĢtu, yağlı siyah saçının ince yüzünün etrafında nasıl perdelendiğini,
siyah gözlerinin nasıl ölü, soğuk görünüme sahip olduğunu unutmuĢtu.
―Carrow‘lar nerede?‖ diye sordu sessizce.
―Onlara nerede olmalarını söylediysen orada, tahminimce, Severus,‖ dedi Profesör McGonagall.
Snape daha da yakında durdu ve gözleri sanki Harry‘nin orada olduğunu biliyormuĢçasına Profesör
McGonagall‘ın üzerinden etrafındaki boĢluğa kaydı. Harry de asasını saldırıya hazır Ģekilde kaldırdı.
―Kanımca,‖ dedi Snape, ―Alecto bir davetsiz misafir yakalamıĢ.‖
―Gerçekten mi‖ dedi Profesör McGonagall. ―Ve bu kanıya nerden vardınız?‖
Snape derisine Karanlık ĠĢaret kazınmıĢ olan sol koluyla narin, esnek bir hareket bir hareket yaptı.
―Oh, ama doğal olarak,‖ dedi Profesör McGonagall. ―Siz Ölüm Yiyenler‘in kendine has haberleĢme
metotları vardır, unutmuĢum.‖
Snape onu duymamıĢ gibi davrandı. Gözleri hala etrafındaki havayı araĢtırıyordu ve ne yaptığını
dikkat ediyormuĢ edasıyla gitgide yakına geliyordu.
―Koridorları gezme devriyenin bu gece olduğunu bilmiyordum, Minerva.‖
―Bir itirazın mı var?‖
―Bu saatte seni yataktan neyin kaldırmıĢ olacağını merak ediyorum?‖
―Bir kargaĢa duyduğumu düĢündüm,‖ dedi Profesör McGonagall.
―Gerçekten mi? Ama her Ģey sakin görünüyor.‖
Snape onun gözlerinin içine baktı.
―Harry Potter‘ı gördün mü Minerva? Çünkü eğer öyleyse, ısrar etmeliyim—―
Profesör McGonagall Harry‘nin inanabileceğinden daha hızlı hareket etti: Asası havayı yardı ve bir an
Harry, Snape‘in bilinçsizce büzüĢmüĢ olacağını düĢündü, ama Kalkan Büyüsü‘nün çabukluğu
öylesineydi ki McGonagall dengeden yoksun kaldı. Asasını duvardaki bir meĢaleye savurdu ve meĢale
dirseğinden ayrıldı. Snape‘i lanetlemenin eĢiğinde olan Harry, Luna‘yı çullanan alevlerin yolundan
çekmek zorunda kaldı. Alevler çember halinde koridoru doldurmuĢ ve bir kement gibi Snape‘in üzerine
uçmuĢtu—
Ve daha fazla alev değil, McGonagall‘ın dumana çevirip patlattığı büyük siyah bir yılan saniyeler içinde
yeniden Ģekil alıp kuvvetlenen ve yol alan bir hançer yığını olmuĢtu. Snape onları ancak önündeki zırh
takımla engelledi ve yankılanan bir sesle hançer teker teker göğsüne tesir etti—
―Minerva!‖ dedi tiz bir ses ve Luna‘yı hala uçan büyülerden koruyarak arkasına baktığında, Harry,
Profesör Flitwick‘i ve Sprout‘un gece kıyafetleriyle onlara karĢı duran koridordan geldiklerini gördü.
Muazzam geniĢlikteki Profesör Slughorn da arkada nefes nefese kalmıĢtı.
―Hayır!‖ diye ciyakladı Flitwick asasını kaldırarak. ―Hogwarts‘ta baĢka cinayet iĢleyemeyeceksin!‖
Flitwick‘in büyüsü Snape‘in arkasına sığındığı zırhtan takımı vurdu: Takım tangırtıyla canlandı. Snape
kendini sıkıĢtıran kollardan çabalayıp kurtardı ve saldırganlarına geri gönderdi; Harry ve Luna, duvara
çarpıp paramparça olurken bunları engellemek için yana doğru atladı. Harry tekrar baktığında, Snape
büsbütün kaçıyordu, McGonagall, Flitwick ve Sprout arkasından koĢuyordu. Bir sınıfın kapısına atıldı
ve saniyeler sonra McGonagall çığlık atarken duyuldu, ―Korkak! KORKAK!‖
―Ne oldu, ne oldu?‖ diye sordu Luna.
Harry onu ayağa kaldırdı ve Görünmezlik Pelerini‘ni de peĢlerinden sürükleyerek koridor boyunca
koĢtular, Profesörler McGonagall, Flitwick ve Sprout‘un kırık bir pencerenin önünde durduğu
terkedilmiĢ bir sınıfa girdiler.
―Atladı,‖ dedi Profesör McGonagall, Harry ve Luna odaya koĢtuklarında.
―Öldü mü yani?‖ diye pencereye koĢtu Harry, onun ani ortaya çıkıĢının verdiği Ģokun etkisiyle bağrıĢan
Flitwick ve Sprout‘u duymazdan gelerek.
―Hayır, ölmedi,‖ dedi McGonagall acı bir Ģekilde. ―Dumbledore‘un aksine hala asa taĢıyordu… ve öyle
görünüyor ki ustasından bir sürü numara öğrenmiĢ.‖
DehĢetin ürpertisiyle, Harry, uzakta yüzeyi çevreleyen duvarda karanlığa uçan dev gibi yarasavari bir
suret gördü.
Artlarında ağır ayak vuruĢları ve bir dolu üfleme vardı: Slughorn anca yakalayabilmiĢti.
―Harry,‖ dedi nefes nefese zümrüt yeĢili ipek pijamasının altındaki geniĢ göğsüne masaj yaparak.
―Oğlum... ne sürpriz... Minerva, lütfen açıkla... Severus... ne?‖
―Müdürümüz kısa bir ara veriyor,‖ dedi Profesör McGonagall, pencerelerdeki Snape biçimli Ģekli iĢaret
ederek.
―Profesör!‖ diye bağırdı Harry, elleri alnında. Inferi ile dolu gölün yanından kaydığını görebiliyordu ve
hayalet gibi yeĢil kayığın gizli sahile çarptığını hissetti ve Voldemort kalbindeki ölümle atlayıp öte
tarafa geçti—
―Profesör, okulu müdafaa etmemiz gerekiyor, o Ģimdi gelir!‖
―Tamam. Adı—Anılmaması—Gereken—KiĢi geliyor.‖ diye anlattı diğer öğretmenlere. Sprout ve
Flitwick soludu; Slughorn bir inilti çıkardı. ―Potter‘ın Ģatoda Dumbledore‘un emirleriyle bir iĢi halletmesi
gerek. Potter yapması gerekeni yaparken elimizden gelen bütün korumayı bu yere koymamız
gerekiyor.‖
―Tabii, bizim yapacağımız hiç bir Ģey Kim—Olduğunu—Bilirsin—Sen‘i uzak tutmaya yeterli olmaz
farkında mısınız?‖ dedi Profesör Sprout.
―TeĢekkürler, Pomona,‖ dedi Profesör McGonagall, iki cadı arasında zalim bir anlayıĢ bakıĢı yaĢandı.
―Bana sorarsanız önce etrafa temel koruma kuracağız ve ardından öğrencileri toplayacağız ve Büyük
Salon‘da buluĢacağız. Büyük bölümü tahliye edilmeli, buna rağmen eğer bunlardan reĢit olanlar ve
kalıp savaĢmak isteyenlere olursa bir Ģans verilmeli.‖
―Kabul,‖ dedi Profesör Sprout, çoktan kapıya doğru acele ederek. ―Yirmi dakika içinde Binamla birlikte
sizinle Büyük Salon‘da buluĢacağım.‖
Ve gözden kaybolunca, onun mırıldanmalarını duyabiliyorlardı. ―Tentakula, ġeytan Kapanı. Ve
Snargaluf fasulyesi... evet, Ölüm Yiyen‘lerin bunlarla savaĢtığını görmek isterim.‖
―Ben buradan harekete geçebilirim,‖ dedi Flitwick ve böylece yalın bir Ģekilde görebiliyordu, asasını
kırılan pencereye doğru yöneltti ve aĢırı karmaĢık büyüler mırıldanmaya baĢladı. Harry, tuhaf bir
püskürme sesi duydu, sanki Flitwick rüzgârın gücünü araziye salıvermiĢti.
―Profesör,‖ dedi Harry, küçük Tılsım öğretmenine yaklaĢarak, ―Profesör, sözünüzü kestiğim için özür
dilerim ama bu önemli. Rawenclaw‘ın tacının nerde olduğu hakkında bir fikriniz var mı?‖
―Protego Horribilis—Rawenclaw‘ın tacı mı?‖ diye ciyakladı Flitwick. ―Biraz fazla irfan göz çıkarmaz,
Potter, ama bu durumda kullanıĢlı olacağını zorlukla düĢünüyorum!‖
―Ben sadece—nerde olduğunu biliyor musunuz demek istedim? Gördünüz mü?‖
―Görmek mi? YaĢayan hafızası olan kimse görmedi! Uzun süre kaybolduğundan beri, evlat!‖
Harry umutsuz bir hayal kırıklığı ve panik karıĢımı bir duygu hissetti. O zaman Hortkuluk neydi?
―Seninle ve senin Rawenclaw‘larla Büyük Salon‘da buluĢalım, Filius!‖ dedi Profesör McGonagall Harry
ve Luna‘ya takip etmeleri için iĢaret ederek.
Slughorn konuĢmak için gürüldediğinde kapıyı anca geçmiĢlerdi.
―Aman Allah‘ım,‖ diye soludu, solgun ve terli halde, fok bıyığı titriyordu. ―Ne telaĢ! Bütün bunların
mantıklıca olup olmadığından emin değilim, Minerva. Ġçeriye bir yol bulmaya kararlı, biliyorsun ve onu
geciktirmeyi deneyen herkes en acı tehlikenin içinde ola—―
―Seni ve Slytherin‘leri de yirmi dakika içinde Büyük Salon‘a bekliyorum,‖ dedi Profesör McGonagall.
―Eğer öğrencilerinle gitmek istiyorsan, sizi durdurmayız. Ama eğer biriniz bizim direncimizi sabote
teĢebbüsünde bulunursanız ya da bu Ģatoda bize karĢı tavır takınırsanız, o zaman, Horace, öldürmek
için savaĢırız.‖
―Minerva,‖ dedi donakalmıĢ vaziyette.
―Slytherin Binası‘nın sadakatinin doğrultusunda karar verme vaktidir,‖ diye sözünü kesti Profesör
McGonagall. ―Git ve öğrencilerini uyandır, Horace.‖
Harry, Slughorn‘un ĢaĢkınlıktan karmakarıĢık Ģeyler söylemesini izlemek için beklemedi: O ve Luna,
koridorun ortasında pozisyon almıĢ ve asasını kaldırmıĢ olan Profesör McGonagall‘ın arkasından
koĢtular.
―Piertotum—oh, Allah aĢkına, Flich, Ģimdi değil—―
YaĢlı hademe topallaya topallaya görüĢ alanına girmiĢti, bağırıyordu. ―Yataktan çıkan öğrenciler!
Öğrenciler koridorda!‖
―Burada olmaları gerekiyor, seni saçmalayan dangalak!‖ diye bağırdı McGonagall.
―ġimdi git ve yararlı bir Ģey yap! Peeves‘i bul!‖
―Peeves?‖ diye kekeledi Filch sanki bu adı daha önce hiç duymamıĢ gibi.
―Evet, Peeves, seni aptal, Peeves! Çeyrek yüzyıl boyunca onu Ģikâyet etmedin mi? Bir kere olsun, git
ve onu yakala!‖
Filch besbelli, Profesör McGonagall‘ın aklını yitirdiğini düĢündü, ama topallayarak, kambur omuzla,
soluğunun bastırdığı mırıltıyla gitti.
―Ve Ģimdi—Piertotum Lokomotor!‖ diye haykırdı Profesör McGonagall.
Ve tüm koridor boyunca heykeller ve zırh takımları kaidelerinden ve yankılanan sesle birlikte yukarı ve
aĢağıdaki duvarlarından zıpladılar, Harry, Ģatonun baĢından sonundaki eĢlerinin de aynını yaptığını
biliyordu.
―Hogwarts tehdit ediliyor!‖ diye bağırdı Profesör McGonagall. ―Sınırlarımız olun, bizi koruyun, okula
vefanızı gösterin!‖
Tangırdayarak ve çığlık çığlığa hareketlenen heykeller sürüsü uygun adım Harry‘yi geçtiler, bazıları
küçük bazıları büyük, dahası canlı. Hayvanlar da vardı ve tangırdayan zırh takımları sağa sola kılıçlar
savurdular ve kayıĢlarına toplar çivilediler.
―Ve Ģimdi Potter,‖ dedi Profesör McGonagall, ―iyisi mi sen ve Miss Lovegood arkadaĢlarnıza geri
dönebilirsiniz ve onları Büyük Salon‘a getirebilirsiniz—Ben de diğer Gryffindor‘ları uyandıracağım.‖
Bir sonraki merdivenin tepesinde ayrıldılar, Harry ve Luna geri Ġhtiyaç Odası‘nın gizli kapısına doğru
ilerlediler. KoĢarken, çoğunluğu pijamalarının üzerine seyahat pelerini çekmiĢ, öğretmenler ve Sınıf
BaĢkanları tarafından Büyük Salon‘a doğru yönlendirilen öğrenci kalabalıklarıyla karĢılaĢtılar.
―Potter‘dı!‖
―Harry Potter!‖
―Oydu, yemin ederim, onu gördüm!‖
Ama Harry arkasına bakmadı ve en sonunda Ġhtiyaç Odası‘nın giriĢine ulaĢtılar. Harry büyülü duvara
dayandı, onları içeriye almak için açılmıĢtı ve o ve Luna süratle geri sarp merdivene ilerlediler.
―Ne—?‖
Oda görüĢ alanlarına girdiğinde, Harry bir kaç merdiveni Ģoka girmiĢ halde indi. SıkıĢ tepiĢti, burada
son bulunduğundan çok daha dolu.
Kingsley ve Lupin ona bakıyorlardı ve Oliver Wood, Katie Bell, Angelina Johnson ve Alicia Spinnet, Bill
ve Fleur, ve Mr ve Mrs Weasley de öyle.
―Harry neler oluyor?‖ dedi Lupin, onu merdivenlerin baĢında karĢılayarak.
―Voldemort yolda, okulu müdafaa ediyorlar—Snape tabanları yağladı—Siz ne yapıyorsunuz burada?
Nasıl öğrendiniz?‖
―Dumbledore‘un Ordusu‘nun geri kalanına haber gönderdik,‖ diye açıkladı Fred. ―Herkesin eğlenceyi
kaçırmasını bekleyemezdin, Harry ve D.O. Zümrüdüanka YoldaĢlığı‘na bildirdi ve bütün hepsi kartopu
gibi çoğaldılar.‖
―Ġlk olarak ne, Harry?‖ diye seslendi George. ―Neler oluyor?‖
―Küçük çocukları tahliye ediyorlar ve herkes organize olmak için Büyük Salon‘da buluĢuyor,‖ dedi
Harry. ―
―SavaĢıyoruz.‖
Büyük bir gürültü koptu ve merdivenin ucuna doğru bir dalgalanma, karıĢmıĢ Zümrüdüanka
YoldaĢlığı‘nın üyeleri, Dumbledore‘un Ordusu ve Harry‘nin eski Quidditch takımı, hepsi asaları
yukarda, Ģato yönüne koĢup onun yanından geçerken o, arkada duvara doğru sıkıĢtırılmıĢtı,
Sürü inceliyordu: Ġhtiyaç Odası‘nda sadece bir küme insan arkada kalmıĢtı ve Harry de onlara katıldı.
Mrs Weasley, Ginny ile kavga ediyordu. Etraflarında Lupin, Fred, George, Bill, ve Fleur vardı.
―ReĢit değilsin!‖ diye bağırdı Mrs Weasley kızına Harry yaklaĢtığında. ―Ġzin veremem! Oğlanlar tamam,
ama seni sen eve gitmelisin!‖
―Gitmeyeceğim!‖
Ginny‘nın saçı, kolunu annesinin hamlesinden kurtarınca savruldu.
―Ben Dumbledore‘un Ordusu‘ndayım—―
―Gençlerin çetesi!‖
―Onu alt edecek bir gençlik çetesi, kimsenin onun yaptığını yapmaya cesaret edemeyeceği!‖ dedi Fred.
―O, on altı!‖ diye bağırdı Mrs Weasley. ―Yeterince büyük değil! Siz ikiniz ne düĢünüyordunuz, onu
sizinle beraber götürmek—―
Fred ve George kendilerinden biraz utanmıĢ baktılar.
―Annem haklı, Ginny,‖ dedi Bill kibarca. ―Bunu yapamazsın. ReĢit olmayan herkes gidecek, sadece
adaletli.‖
―Eve gidemem!‖ diye bağırdı Ginny, kızgınlık gözyaĢları gözlerini parlatıyordu. ―Bütün ailem burada,
orada yalnız durup bekleyemem ve bilmeden ve—―
Gözleri ilk kez Harry‘yle buluĢtu. Ona yalvarırcasına baktı, ama kafasını salladı ve o da sinirle geri
döndü.
―Tamam,‖ dedi, Domuz Kafası‘na geri giden tünelin giriĢine bakarak ―HoĢçakal diyeceğim, sonra ve—―
KargaĢa ve muazzam bir dövüĢ oldu: Tünelden bir baĢkası tırmandı, hafif dengesini kaybetti ve düĢtü.
Kendini en yakın sandalyeye sürükledi, yamuk boynuz—kenarlı gözlükleriyle etrafa göz gezdirdi ve,
―Çok mu geç kaldım? BaĢladı mı? Ben sadece daha yeni buldum ve ben—ben—― dedi.
Percy ipe sapa gelmez laflardan sessizliğe büründü. Besbelli ailesinin çoğuyla burun buruna gelmeyi
beklememiĢti. Fleur‘ün Bill‘e dönmesi ve çok belli Ģekilde gerilimi kırmak için, ―Peki, — küçük Teddy
nasıl?‖ deyiĢinin bozduğu uzun bir donakalma anı yaĢandı.
Lupin ona ĢaĢırarak göz kırptı. Weasley‘ler arasındaki sessizlik buz misali kuvvetlenmiĢ görünüyordu.
―Ben—ah evet—o iyi!‖ dedi Lupin yüksek sesle. ―Evet, Tonks onunla—annesinde—―
Percy ve diğer Weasley‘ler hala donmuĢ halde birbirlerine bakıyorlardı.
―ĠĢte, resmi var!‖ diye bağırdı Lupin, ceketinin cebinden bir fotoğraf çıkararak ve Fleur ve Harry‘ye
göstererek, bir perçem parlak türkuaz saçı olan minicik bir bebek fotoğraf makinesine yumruklar
sallıyordu.
―Aptalın tekiydim!‖ diye gürledi Percy, o kadar yüksek ki Lupin neredeyse fotoğrafı düĢürüyordu.
―Ahmaktım, kendini beğenmiĢ aptalın tekiydim, ben bir—bir‖
―Bakanlık sevdalısı, aile retçisi, güce aç gerzek.‖ dedi Fred.
Percy yutkundu.
―Evet, öyleydim!‖
―HoĢ, bundan daha açık sözlü söyleyemezsin,‖ dedi Fred, elini Percy‘ye uzatarak.
Mrs Weasley gözyaĢlarına boğuldu. Ġleri koĢtu, Fred‘i kenara ittirdi ve Percy‘yi boğarcasına kucağına
çekerken o da gözleri babasında onun sırtını okĢadı.
―Özür dilerim, baba.‖ dedi Percy.
Mr Weasley biraz hızlı göz kırptı ardından oğlunu kucaklamak için telaĢla koĢtu.
―Muhakeme etmeni ne sağladı?‖ diye sordu George.
―Uzun bir zamandır vardı,‖ dedi Percy seyahat pelerininin köĢesiyle gözlerini silerek. ―Ama bir çıkıĢ
yolu bulmam lazımdı ve Bakanlık‘ta o kadar kolay değil, uzun zamandır hainleri tutukluyorlar.
Aberforth‘la temasa geçmek istedim ve o beni on dakika önce Hogwarts‘ın savaĢacağına dair uyardı
bu yüzden buradayım.‖
―Aslında, sınıf baĢkanını bu gibi zamanlarda liderlik yapması için ararız,‖ dedi George Percy‘nin en
kendini beğenmiĢ davranıĢının iyi bir taklidini yaparak. ―ġimdi yukarı çıkalım ve savaĢalım yoksa bütün
iyi Ölüm Yiyenler kapılacak.‖
―Sen de benim yengem misin Ģimdi?‖ dedi Percy, Bill, Fred ve George ile aceleyle merdivenden
çıkarlarken Fleur ile el sıkıĢarak.
―Ginny!‖ diye bağırdı Mrs Weasley havlarcasına.
Ginny barıĢmadan istifade gizlice yukarı sıvıĢma teĢebbüsünde bulundu.
―Molly, buna ne dersin,‖ dedi Lupin. ―Neden Ginny burada kalmıyor, böylece en azından olayın içinde
olur ve neler olduğunu bilir ama savaĢın ortasında olmayacaktır?‖
―Bu iyi bir fikir,‖ dedi Mr Weasley kesinkes. ―Ginny, bu odada kalıyorsun, duydun mu beni?‖
Ginny bu fikri çok beğenmiĢ gibi gözükmedi, ama babasının olağandıĢı katı bakıĢının etkisinde baĢını
salladı. Mr ve Mrs Weasley ve Lupin bununla birlikte baĢı çektiler.
―Ron nerede?‖ diye sordu Harry. ―Hermione nerede?‖
―Çoktan Büyük Salon‘a gitmiĢ olmalılar,‖ diye seslendi Mr. Weasley omzunun üzerinden.
―Yanımdan geçtiklerini görmedim,‖ dedi Harry.
―Tuvalet hakkında bir Ģey söylediler,‖ dedi Ginny, ―sen gittikten çok sonra değil.‖
―Tuvalet mi?‖
Odadan geçerek, Ġhtiyaç Odası‘ndan çıkıĢa götüren açık bir kapıya doğru uzun adımlarla ilerledi ve
arkasındaki lavaboyu kontrol etti. BoĢtu.
―Emin misin tuvalet dedikleri—?‖
Ama ardından yara izi kavruldu ve Ġhtiyaç Odası yok oldu: Her iki yanda sütunların üzerinde kıvrılmıĢ
yabandomuzlarının olduğu, ıĢıklarla alevlenmiĢ Ģatonun karanlık arazisine bakan, iĢlenmiĢ demirden
yapılmıĢ yüksek kapılara doğru bakıyordu. Nagini, omuzlarının üzerinde sarkıyordu. Cinayetten önceki
o soğuk acımasız maksadın hissine sahipti.
OTUZ BİRİNCİ BÖLÜM
HOGWARTS SAVAŞI
Büyük Salon‘un büyülü tavanı karanlıktı ve yıldızlar serpiĢtirilmiĢti ve altında dört uzun Bina masası
darmadağın öğrencilerle sıralanmıĢtı, bazıları yolculuk pelerinleri giymiĢti, diğerleri ise sabahlık. Kimi
yerde okul hayaletlerinin incimsi beyaz figürleri parlıyordu. Her göz, yaĢayan ve ölü, Salonun
tepesindeki yükseltilmiĢ platformda konuĢan Profesör McGonagall üzerinde sabitlenmiĢti. Onun
arkasında altın sarısı at-adam Firenze ve savaĢmak için gelmiĢ olan YoldaĢlık üyeleri dahil geri kalan
öğretmenler duruyordu.
―…boĢaltmaya Mr. Filch ve Madam Pomfrey nezaret edecek, ben söylediğimde Binanızı
ayarlayacaksınız ve sorumluluğunuz altındakileri çıkıĢ noktasına düzenli bir Ģekilde götüreceksiniz.‖
Öğrencilerden çoğu donakalmıĢa benziyordu. Fakat Harry duvarın etrafından dolanıp Gryffindor
masasında Ron ve Hermione‘yi ararken Ernie McMillan Hufflepuff masasında ayağa kalktı ve bağırdı,
―Ve ya kalıp savaĢmak istiyorsak?‖
Azıcık bir alkıĢ oldu.
―Eğer yaĢınız tutuyorsa, kalabilirsiniz,‖ dedi Profesör McGonagall.
―Peki ya eĢyalarımız?‖ diye bağırdı Ravenclaw masasındaki bir kız. ―Sandıklarımız, baykuĢlarımız?‖
―EĢyaları alacak vaktimiz yok,‖ dedi Profesör McGonagall. ―Önemli olan Ģey sizi buradan güvenle
çıkarabilmek.‖
―Profesör Snape nerede?‖ diye bağırdı Slytherin masasından bir kız.
―Sık kullanılan bir deyim kullanmak gerekirse, tabanları yağladı,‖ diye cevapladı Profesör McGonagall
ve daha büyük bir tezahürat Gryffindor, Hufflepuff ve Ravenclaw‘lardan patladı.
Harry Salon boyunca Gryffindor masasının yanından yürüdü, hala Ron ve Hermione‘yi arıyordu.
Geçerken, yüzler onun yönüne çevrildi ve peĢinden epeyce bir fısıldama yükseldi.
―ġatonun etrafına zaten koruma yerleĢtirdik,‖ diyordu Profesör McGonagall, ―ama
kuvvetlendirmediğimiz sürece fazla uzun dayanması olası değil. Bu yüzden sizden hızla ve sakinlikle
hareket etmenizi istemeliyim ve sınıf baĢkanlarınızın –―
Ama son kelimeleri Salon boyunca baĢka bir ses yankılanırken boğuldu. Yüksek, soğuk ve açıktı:
Nereden geldiğine dair bir Ģey söylenmemiĢti; Duvarlardan çıkıyor gibiydi. Bir zamanlar emir verdiği
yaratık gibi, orada yüzyıllardır uykuya yatmıĢ olabilirdi.
―SavaĢmaya hazırlandığınızı biliyorum.‖ Öğrencilerin arasında çığlık atanlar oldu, bazıları birbirine
sarıldı, sesin kaynağı için dehĢetle etraflarına bakındılar. ―Çabalarınız nafile. Benimle savaĢamazsınız.
Sizi öldürmek istemiyorum. Hogwarts öğretmenleri için büyük saygım var. Sihirli kan dökmek
istemiyorum.‖
ġimdi Salonda sessizlik hakimdi, kulak zarlarına baskı yapan bir sessizlik, duvarların içeriği olmak için
çok büyük gibi görünen bir sessizlik.
―Bana Harry Potter‘ı verin,‖ dedi Voldemort‘un sesi, ―ve kimseye zarar verilmeyecek. Bana Harry
Potter‘ı verin ve okulu dokunmadan terk edeceğim. Bana Harry Potter‘ı verin ve ödüllendirileceksiniz.
―Gece yarısına kadar vaktiniz var.‖
Sessizlik onlar bir kez daha yuttu. Oradaki her kafa, her göz binlerce görünmez gülümsemenin bakıĢı
altında donuk tutmak için Harry‘i bulmuĢ gibiydi. Sonra bir figür Slytherin masasında ayağa kalktı ve
titreyen kolunu kaldırıp bağırdığında onun Pansy Parkinson olduğunu anladı, ―Ama o orada! Potter
orada! Biri onu yakalasın!‖
Harry konuĢamadan devasa bir hareket oldu. Önündeki Gryffindor‘lar ayağa kalkmıĢtı ve Harry‘e
doğru değil Slytherin‘lere doğru dönmüĢlerdi. Sonra Hufflepuff‘lar kalktı ve neredeyse aynı anda
Ravenclaw‘lar kalktı, hepsinin arkası Harry‘e dönük hepsi onun yerine Pansy‘e bakıyordu ve huĢu
içinde ve ĢaĢkına dönmüĢ Harry her yerden pelerinlerin ve kolların içinden çekilerek çıkan asaları
gördü.
―TeĢekkürler, Miss Parkinson,‖ dedi Profesör McGonagall kırpılmıĢ bir sesle. ―Salonu Mr. Filch ile ilk
siz terk edeceksiniz. Eğer Binanızın gerisi sizi takip edebilirse.‖
Harry sıraların sürtünmesini duydu ve sonra Slytherin‘lerin Salonun öbür ucundan sıra sıra çıkıĢının
sesini.
―Ravenclawlar, takip edin!‖ diye bağırdı Profesör McGonagall.
YavaĢça dört masa boĢaldı. Slytherin masası tamamen boĢtu, ama birkaç yaĢı büyük Ravenclaw
arkadaĢları sırayla dıĢarı çıkarken oturmaya devam etti; daha fazla Hufflepuff geride kaldı ve
Gryffindor‘un yarısı oturdukları yerde kaldılar, Profesör McGonnagall‘ın öğretmenler platformundan
yaĢı tutmayanları yola kıĢkıĢlama gereksinimini verdiler.
―Kesinlikle hayır, Creevy, git! Ve sen de, Peakes!‖
Harry hepsi Gryffindor masasında oturan Weasley‘lerin yanına aceleyle gitti.
―Ron ve Hermione nerede?‖
―Onları bulmadın – ?‖ diye baĢladı Mr. Weasley, endiĢeli görünüyordu.
Ama Kingsley geri kalanlara seslenmek için yükseltilmiĢ platformda ileri adım atınca lafını kesti.
―Gece yarısına kadar sadece yarım saatimiz var, bu yüzden hızlı davranmamız gerek! Hogwarts
öğretmenleri ve Zümrüdüanka YoldaĢlığı arasında bir savaĢ planı kabul edildi. Profesörler Flitwick,
Sprout ve McGonagall savaĢçı gruplarını üç en yüksek kuleye götürecek – Ravenclaw, Astronomi ve
Gryffindor – orada güzelce üstünden geçecekler, büyüleri kullanmak için harika pozisyonlar. Bu arada
Remus‖ – Lupin‘i iĢaret etti – ―Arthur‖ – Gryffindor masasında oturan Mr Weasley‘i parmağıyla iĢaret
etti – ―ve ben grupları bahçeye çıkaracağım. Birisinin okula giren yolların giriĢinin korumasını organize
etmesine ihtiyacımız –―
―Kulağa bize göre bir iĢ gibi geliyor,‖ diye bağırdı Fred, kendini ve George‘u iĢaret ederek ve Kingsley
baĢıyla onayladı.
―Pekala, liderler buraya çıksın ve insanları birliklere bölelim!‖
―Potter,‖ dedi Profesör McGonagall, ona doğru aceleyle gelerek, öğrenciler pozisyon için itip kakarak
platforma sel gibi akarken ve talimat alırken. ―Bir Ģeyi araman gerekmiyor muydu?‖
―Ne? Ha,‖ dedi Harry, ―ha evet!‖
Hortkuluğu neredeyse unutmuĢtu, savaĢın onu arayabilmesi için savaĢıldığını neredeyse unutmuĢtu:
Ron ve Hermione‘nin açıklanamaz yokluğu bir anlığına aklından baĢka her düĢünceyi uzaklaĢtırmıĢtı.
―Öyleyse yürü, Potter, yürü!‖
―Doğru – evet – ―
Büyük Salon‘dan hala binayı boĢaltmakta olan öğrencilerin doldurduğu giriĢ salonuna tekrar koĢarak
çıkarken gözlerin onu takip ettiğini hissetti. Kendisini onlarla birlikte mermer merdivenlerin yukarısına
sürüklenmeye bıraktı, ama tepede boĢ bir koridora aceleyle gitti. Korku ve panik düĢünme aĢamalarını
bulutlandırıyordu. Kendisini sakinleĢtirmeye çalıĢtı, Hortkuluğu bulmaya yoğunlaĢmaya çalıĢtı, ama
düĢünceleri bir camın altında kapalı kalmıĢ bir eĢek arısı gibi çılgıncasına ve faydasızca vızıldadı. Ona
yardım edecek Ron ve Hermione olmadan fikirlerini dizemiyor gibiydi. BoĢ bir yolun ortasında durarak
yavaĢladı ve terk etmiĢ heykelin tümseğine oturdu ve boynundaki keseden Çapulcu Haritası‘nı çıkardı.
Ron‘un ya da Hermione‘nin adını hiçbir yerinde göremiyordu, ama Ġhtiyaç Odası‘na yol alan
kalabalığın yoğunluğu onları kapatıyor olabileceğini düĢündü. Haritayı kaldırdı, ellerini yüzüne bastırdı
ve gözlerini kapadı, konsantre olmaya çalıĢtı…
Voldemort Ravenclaw Kulesi‘ne gideceğimi düĢündü.
ĠĢte buradaydı: somut bir gerçek, bir baĢlangıç yeri. Voldemort Alecto Carrow‘u Ravenclaw ortak
salonuna yerleĢtirmiĢti ve yalnızca bir açıklaması olabilirdi: Voldemort Harry‘nin çoktan Hortkuluğun o
Bina‘yla iliĢkili olduğundan korkmuĢtu.
Ama herkesin Ravenclaw‘la iliĢkilendirebileceği tek obje kayıp taçtı… peki Hortkuluk nasıl taç
olabilirdi? Slytherin olan Voldemort‘un jenerasyonlar boyu Ravenclaw‘lardan kaçmıĢ olan tacı bulması
nasıl mümkündü? YaĢayan hafızası olan hiçbir kimse tacı görmemiĢken kim ona nereye bakması
gerektiğini söyleyebilmiĢti?
YaĢayan hafızası olan…
Parmaklarının altında Harry‘nin gözleri tekrar açılıverdi. Tümsekten zıpladı ve geldiği yönde yara yırta
koĢtu, artık tek ve son umudunun peĢindeydi. Yüzlerce insanın Ġhtiyaç Odası‘na doğru yürümesinin
sesi mermer merdivenlere geri dönerken gitgide yükseldi. Sınıf BaĢkanları talimatları bağırıyordu,
kendi Binalarındaki öğrencileri kontrol etmeye çalıĢıyorlardı; pek çok iteleme ve dürtükleme vardı;
Harry Zacharias Smith‘in sıranın önüne geçmek için birinci sınıfların üstünden yuvarlandığını gördü;
orada burada daha genç öğrenciler ağlıyordu, daha büyükler ise arkadaĢları veya kardeĢlerini
umutsuzca çağırıyorlardı…
AĢağıdaki giriĢ salonunda uzaklaĢan Ġncimsi beyaz bir figür Harry‘nin gözüne çarptı ve kargaĢanın
üzerinden elinden geldiğince yüksek sesle bağırdı.
―Nick! NICK! Seninle konuĢmam gerek!‖
Öğrenci dalgasının içinden zorlukla geçti, sonunda Neredeyse Kafasız Nick, Gryffindor Kulesi‘nin
hayaletinin onu beklediği merdivenlerin altına ulaĢtı.
―Harry! Sevgili evladım!‖
Nick Harry‘nin ellerini kendi iki eliyle yakalamaya giriĢti: Harry buzumsu suya sokulmuĢlar gibi hissetti.
―Nick, bana yardım etmek zorundasın. Ravenclaw Kulesi‘nin hayaleti kim?‖
Neredeyse Kafasız Nick ĢaĢırmıĢ e biraz gücenmiĢ göründü.
―Gri Leydi, elbette; ama ihtiyacın olan hayalet hizmetiyse – ?
―O olmak zorunda – nerede olduğunu biliyor musun?‖
―Bakalım…‖
Nick‘in kafası öteki yana dönerken boyunluğunun üstünde biraz sallandı, akan öğrencilerin kafalarının
üstünden baktı.
―ĠĢte oradaki o, Harry, Uzun saçlı genç kadın.‖
Harry Nick‘in transparan iĢaret eden parmağının gösterdiği yöne baktı ve Harry‘nin ona baktığını
gören, tek kaĢını kaldırıp katı duvardan geçen uzun boylu hayaleti gördü.
Harry peĢinden koĢtu. Yok olduğu koridorun kapısından geçince onu yolun en sonunda gördü, hala
ondan uzağa doğru kayarak ilerliyordu.
―Hey – bekle – geri dön!‖
Durmaya razı oldu, yerden birkaç santimetre yukarda süzüldü. Harry beline gelen saçları ve yere
kadar uzanan peleriniyle güzel olduğunu düĢündü, ama aynı zamanda kendini beğenmiĢ ve gururlu
görünüyordu. Yakından, koridorda birkaç kez yanından geçtiği ama hiç konuĢmadığı hayalet olarak
tanıdı.
―Sen Gri Leydi misin?‖
BaĢıyla onayladı, ama konuĢmadı.
―Ravenclaw Kulesi‘nin hayaleti?‖
―Doğru.‖
Ses tonu cesaretlendirici değildi.
―Lütfen: Yardıma ihtiyacım var. Kayıp taç hakkında söyleyebileceğin her Ģeyi bilmem gerekiyor.‖
Soğuk bir gülümseme dudaklarında büküldü.
―Korkarım,‖ dedi gitmek için dönerek, ―sana yardım edemem.‖
―BEKLE!‖
Bağırmak istememiĢti, ama öfke ve panik onu dehĢete düĢürmeye tehdit ediyordu. Önünde süzülürken
saatine bakıverdi gece yarısına çeyrek vardı.
―Bu acil,‖ dedi sertçe. ―Eğer taç Hogwarts‘taysa, Onu çabuk bulmalıyım.‖
―Tacın peĢine düĢen ilk öğrenci sayılmazsın,‖ dedi küçümseyerek. ―Jenerasyonlar boyu öğrenciler beni
rahatsız etti – ―
―Ġyi not almaya çalıĢmak konusunda değil bu!‖ diye bağırdı ona. ―Bu Voldemort hakkında –
Voldemort‘u yenmek – yoksa bu ilgini çekmiyor mu?‖
Kızaramazdı, ama transparan yanakları saydamlığını biraz yitirdi ve sesi cevap verirken ateĢli çıktı,
―Elbette ben – ne cüretle böyle bir Ģey – ?‖
―Eh, bana yardım et, o zaman!‖
Soğukkanlılığı gidiyordu.
―Bu – sorun yardım etmek – ― diye kekeledi. ―Annemin tacı –―
―Annenin mi?‖
Kendine sinirlenmiĢ gibi göründü.
―YaĢadığım zaman,‖ dedi sertçe, ―Helena Ravenclaw‘dum.‖
―Onun kızı mısın? Pek o zaman, ona ne olduğunu biliyor olmalısın!‖
―Taç bilgelik bahĢetmesine rağmen,‖ dedi kendini toparlamak için besbelli çaba sarf ederek, ―ġüphe
ederim ki o kendisine Ģey diyen büyücüyü yenme Ģansını artıracaktır, Lord –―
―Sana az önce söylemedim mi, onu takmakla ilgilenmiyorum!‖ dedi Harry sertçe. ―Açıklayacak vakit
yok – ama eğer Hogwarts‘ı düĢünüyorsan, eğer Voldemort‘un bitiĢini görmek istiyorsan, bana taç
hakkında bildiğin her Ģeyi söylemen gerekiyor!‖
Hareketsiz kaldı, havanın ortasında süzülerek ona baktı ve bir umutsuzluk hissi Harry‘i sard. Elbette,
eğer bir Ģey biliyorduysa, elbette ki ona aynı soruyu sormuĢ olan Flitwick veya Dumbledore‘a söylerdi.
Alçak bir sesle konuĢtuğunda baĢını iki yana sallayıp arkasını dönme hareketinde bulunmuĢtu.
―Tacı annemden çaldım.‖
―Sen – sen ne yaptın?‖
―Tacı çaldım,‖ diye tekrar etti Helena Ravenclaw fısıltıyla. ―Kendimi daha zeki yapmak istedim,
annemden daha önemli yapmak. Onunla kaçtım.‖
Onun güvenini nasıl kazandığını bilmiyordu ve sormadı da; sadece o devam ederken dikkatle dinledi.
―Annem, diyorlar ki, tacın gittiğini hiçbir zaman kabul etmedi, ama hala ondaymıĢ gibi davrandı.
Kaybını, benim korkunç ihanetimi sakladı, Hogwarts‘ın öteki kurucularından bile.
―Sonra annem ölümcül bir hastalığa yakalandı. Güvenini korkunç bir Ģekilde boĢa çıkarmama rağmen,
beni umutsuzca bir kez daha görmek istiyordu. Beni uzun süre sevmiĢ olan fakat benim onun beni
baĢtan çıkarmaya çalıĢmasını sertçe reddettiğim bir adamı beni bulması için gönderdi. Beni bulana
dek durmayacağın biliyordu.‖
Harry durdu. Derin bir nefes aldı ve baĢını arkaya attı.
―Saklandığım ormanda izimi sürdü. Onunla dönmeyi reddettiğimde, vahĢileĢti. Baron her zaman
sinirleri hemen oynayan bir adamdı. Geri çevirmeme öfkelenerek, özgürlüğümü kıskanarak, beni
bıçakladı.‖
―Baron mu? Yani –?‖
―Kanlı Baron, evet,‖ dedi Gri Leydi ve beyaz göğsündeki tek bir karanlık iĢareti ortaya çıkarmak için
giydiği pelerini kenara çekti. ―Ne yaptığını gördüğünde, piĢmanlıkla dolmuĢtu. Hayatımı alan silahı aldı
ve kendisini öldürmek için kullandı. Bütün bu yüz yılar sonra, zincirlerini piĢmanlık göstergesi olarak
giyiyor…ve giymeli de,‖ diye ekledi kinle.
―Ve…ve taç?‖
―Baron orman boyunca bana doğru kendini ele vererek gelirken duyduğumda sakladığım yerde kaldı.
Bir oyuk bir ağacın içinde saklı.‖
―Oyuk bir ağaç mı?‖ diye tekrarladı Harry. ―Hangi ağaç? Nerede bu?‖
―Arnavutluk‘ta bir ağaç. Annem‘in ulaĢabileceğinin ötesinde olduğunu düĢündüğüm yalnız bir yer.‖
―Arnavutluk,‖ diye tekrarladı Harry. Kafa karıĢıklığının arasından mucizevi Ģekilde anlam çıkıyordu ve
Ģimdi Dumbledore ve Flitwick‘e anlatmayı geri çevirdiğini neden ona anlattığını anlıyordu. ―Bu hikayeyi
zaten birine anlattın, değil mi? BaĢka bir öğrenciye?‖
Gözlerini kapadı ve baĢıyla onayladı.
―Hiçbir fikrim…yoktu…o…baĢtan çıkarıcıydı. Anlıyor gibi…sempati duyuyor gibi…görünüyordu…‖
Evet, diye düĢündü Harry, Tom Riddle Helena Ravenclaw‘un üzerinde çok az hakkı olan harikulade
objelere sahip olma tutkusunu kesinlikle anlardı.
―Eh, Riddle‘ın laf aldığı ilk kiĢi sen değildin,‖ diye mırıldandı Harry. ―Ġstediği zaman büyüleyici
olabiliyordu…‖
Böylece Voldemort kayıp tacın yerini Gri Leydi‘den çıkarmayı baĢarmıĢtı. O uzaklardaki ormana
yolculuk etmiĢti ve tacı saklandığı yerden almıĢtı, belki Hogwarts‘ı bırakır bırakmaz, Borgin ve
Burkes‘te çalıĢmaya bile baĢlamadan.
Ve o gizli Arnavutluk ormanları çok sonraları Voldemort‘un bir uzun on yıl rahatsız edilmeyeceği sineye
çekilmesi gerektiğinde harika bir saklanma yeri gibi görünmüĢtür?
Ama taç, onun değerli Hortkuluğu olduktan sonra, o alçak ağacın içinde bırakılmamıĢtı… Hayır, taç
gizlice gerçek evine geri götürülmüĢtü ve Voldemort onu oraya koymuĢtu –
―—iĢ istemeye geldiği gece!‖ dedi Harry düĢüncesini tamamlayarak.
―Pardon?‖
―Tacı Ģatoya sakladı, Dumbledore‘dan ona öğretmesine izin vermesini istediği gece!‖ dedi Harry.
Yüksek sesle söylemek her Ģeyin aklına yatmasına yardımcı oldu. ―Tacı Dumbledore‘un ofisinden
yukarı veya aĢağı giderken saklamıĢ olmalı! Ama iĢi almayı denemeye değerdi – böylece Gryffindor‘un
kılıcını da yürütme Ģansı elde edebilirdi…teĢekkür ederim, teĢekkürler!‖
Harry onu orda gerçekten ĢaĢkına dönmüĢ vaziyette süzülürken bıraktı. GiriĢ salonuna giden köĢeyi
dönerken saatini kontrol etti. Gece yarısına beĢ vardı ve son Hortkuluğun ne olduğunu artık bilmesine
rağmen, nerede olduğunu keĢfetmeye hiç de yakın değildi.
Çaresiz spekülasyon yapmaya dalarak, Harry bir köĢeyi döndü, ama solundaki pencere sağır edici
gürültü çıkararak kırılarak açıldığında yeni koridorda yalnızca birkaç adım atmıĢtı. Yana sıçradığında
devasa bir beden pencereden içeri uçtu ve karĢı duvara çarptı. Büyük ve kürklü bir Ģey sızlanarak
kendini yeni gelenden ayırdı ve Harry‘e fırlattı.
―Hagrid!‖ diye böğürdü Harry, devasa sakallı figür ayağa süklüm püklüm kalkarken Zağar Fang‘in
dikkatiyle savaĢarak. ―Neler –?‖
―Harry, buradasın! Buradasın!‖
Hagrid çömeldi, Harry‘e geliĢigüzel ve kaburga çatlatıcı bir kucaklama verdi sonra parçalanmıĢ
pencereye geri koĢtu.
―Ġyi çocuk, Grapy!‖ diye böğürdü penceredeki delikten. ―Seni biraz sonra görürüm, aferin sana!‖
Hagrid‘in ötesinde karanlık gecenin içinde, Harry uzakta ıĢık patlamaları gördü ve tuhaf merak
uyandırıcı bir çığlık duydu. Saatine baktı. Gece yarısıydı. SavaĢ baĢlamıĢtı.
―Vay anasını, Harry,‖ dedi Hagrid soluk soluğa ―zaman bu, ha? SavaĢma zamanı?‖
―Hagrid, sen nereden geldin?‖
―Mağaramızdan Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen‘i duydum,‖ dedi Hagrid asık suratla. ―Ses güçlüydü, di mi?
‗Bana Potter‘ı vermeniz için gece yarısına kadar vaktiniz var.‘ Burada olduğunu biliyordu, ne olduğunu
biliyordu. AĢağı Fang. O yüzden katılmaya geldik, ben ve Grapy ve Fang. Ormandaki sınırı
parçalayarak aĢtık, bizi, Fang ve beni Grawpy taĢıyordu. Ona beni Ģatoda bırakmasını söyledim, o
yüzden beni pencereden içeri sokuĢturdu, Tanrı onu korusun. Tam olarak demek istediğim bu değildi,
ama – Ron ve Hermione nerde?‖
―Bu,‖ dedi Harry, ―gerçekten iyi bir soru. Hadi.‖
Koridor boyunca aceleyle yürüdüler, Fang yanlarında dörtnala gidiyordu. Harry her yanında koridorlar
boyunca hareketleri duyabiliyordu: koĢan ayak sesleri, bağırıĢlar; pencerelerden, karanlık bahçede
daha fazla ıĢık parlamaları.
―Nereye gidiyoruz?‖ diye pofladı Hagrid, Harry‘nin topuklarında gümbür gümbür koĢarak ve yerdeki
tahtaları sarsarak.
―Tam olarak bilmiyorum,‖ dedi Harry, baĢka bir rasgele dönüĢ yaparak, ―ama Ron ve Hermione
buralarda bir yerlerde olmalılar…‖
Önlerindeki geçit boyunca savaĢın ilk zayiatları çoktan serpilmiĢti: genellikle öğretmenler odasının
giriĢini koruyan iki taĢ çirkin heykel baĢka bir kırık pencereden gelen bir lanetle parçalanmıĢtı.
Kalıntıları halsizce yerde kıpırdadı ve Harry vücutsuz kalan kafalardan birinin üzerinden sıçrarken
hafifçe inledi. ―Ah, siz bana bakmayın… Ben sadece burada yatıp parçalara ayrılırım…‖
Çirkin taĢ suratı bir anda Harry‘e Xenophilus‘un evindeki Rowena Ravenclaw‘un o deli kafa kıyafetini
giyen mermer büstünü hatırlattı – ve sonra Ravenclaw Kulesi‘ndeki beyaz buklelerinin üstünde taĢtan
taç olan heykeli…
Ve geçitin sonuna ulaĢtığında, üçüncü bir taĢ modelin hatırası aklına geldi: çirkin yaĢlı bir büyücünün,
baĢına Harry‘nin kendisinin bir peruk ve paralanmıĢ eski bir süs tacı taktığı. ġok Harry‘i ateĢ viskisi gibi
çarptı ve neredeyse tökezliyordu.
Sonunda Hortkuluğun onu nerede beklediğini biliyordu…
Kimseye açılmayan ve kendi baĢına yol alan Tom Riddle, o ve yalnızca onun Hogwarts ġatosu‘nun en
derin gizemlerine ulaĢtığını düĢünecek kadar kibirli olmuĢ olabilirdi. Elbette, Dumbledore ve Flitwick, o
örnek öğrenciler, o özel yere ayak basamamıĢ olabilirlerdi, ama o, Harry, okuldaki zamanında o yoldan
geçmiĢti – sonunda o ve Voldemort‘un bildiği bir sır vardı, Dumbledore‘un hiçbir zaman keĢfetmediği –
Ardında Neville ve hepsi kulaklık takan ve büyük saksıya konmuĢ bitkiler gibi görünen Ģeyleri taĢıyan
bir düzine yarısı öğrenciyle yanından Ģiddete geçen Profesör Sprout tarafından uyandırıldı.
―Adamotları!‖ diye böğürdü Neville Harry‘e omzunun üstünden koĢarken. ―Onları duvarın üzerinden
atacağız – bundan hoĢlanmayacaklar!‖
Harry artık nereye gideceğini biliyordu. Hagrid ve Fang arkasında dörtnala koĢarken hızla ilerledi.
Birbiri ardına portre geçtiler ve boyalı figürler boyunluk ve topuzlar, zırh ve pelerin içindeki büyücüler
ve cadılar kendilerini birbirlerinin tuvaline sıkıĢtırarak, Ģatonun öbür ucundan haberleri bağırarak
yanlarında koĢtu. Koridorun sonuna ulaĢtıklarında, bütün Ģato sallandı ve devasa bir vazo tümseğinde
patlayıcı bir güçle havaya uçarken Harry biliyordu ki o öğretmenlerin ve YoldaĢlık‘ın büyülerinden daha
sinsi büyülerin avucu altındaydı.
―Sorun yok, Fang – Sorun yok!‖ diye bağırdı Hagrid, ama büyük Zağar porselen parçaları havada
Ģarapnel gibi uçarken kaçmaya baĢlamıĢtı ve Hagrid Harry‘i yalnız bırakarak dehĢete düĢmüĢ köpeğin
ardından paldır küldür koĢtu.
Sallanan geçitler boyunca asasını hazırda tutarak yavaĢ yavaĢ ilerledi ve bir koridor boyunca,
resmedilmiĢ ufak Ģövalye Sir Cadogan bir resimden ötekine zırhında Ģangırdayarak, yüreklendirici bir
Ģeyler bağırarak, arkasında ĢiĢman küçük midillisi tırıs giderken onun yanında aceleyle ilerledi.
"Palavracılar ve hilekarlar, hainler ve aĢağılıklar, püskürt onları, Harry Potter, gönder onları!"
Harry bir köĢeyi hızla döndü ve Fred ile birlikte heykeli gizli bir geçidi saklayan baĢka boĢ bir kaidenin
yanında duran, içlerinde Lee Jordan ile Hannah Abbott'un da bulunduğu küçük bir grup öğrenci buldu.
Asalarını çekmiĢ gizli deliği dinliyorlardı.
"Bunun için hoĢ bir gece!" diye bağırdı Fred kale tekrar sallanırken ve Harry eĢit ölçüde hem gurur
hem de korku duyarak hızla fırladı. BaĢka bir koridora koĢtu, her yer baykuĢ doluydu ve Mrs Norris
onlara tıslıyor ve Ģüphe götürmez bir Ģekilde onları ait oldukları yere geri götürmek için patileriyle
vurmaya çalıĢıyordu...
"Potter!"
Aberforth Dumbledore koridoru tutuyordu, asası elinde hazırdı.
"Barımda yüzlerde yıldırım çakıyordu, Potter."
"Biliyorum, tahliye ediyoruz," dedi Harry, "Voldemort-"
"saldırıyor çünkü seni daha ele geçiremediler, evet," dedi Aberforth. "Sağır değilim, tüm Hogsmeade
duydu onu. Hiçbirinizin aklına Slytherin'den birkaç rehine almak gelmedi mi? Güvenli bir Ģekilde
gönderdiklerinizin arasında Ölüm-Yiyenler'in çocukları var. Biraz daha onları burada tutacak kadar
kurnaz olunamaz mıydı?"
"Bu Voldemort'u durdurmazdı." dedi Harry, "ve kardeĢin asla böyle bir Ģey yapmazdı."
Aberforth homurdandı ve aksi yönde bir koĢu kopardı.
KardeĢin asla yapmazdı... Eh, bu bir gerçekti, Harry koĢarken tekrar düĢünüyordu: Snape'i uzun
zaman koruyan Dumbledore, asla öğrencileri rehin olarak tutmazdı...
Ve son bir köĢeyi kayarak geçti, hiddet ve ferahlamayla karıĢık bir çığlıkla onları gördü: Ron ve
Hermione, ikisi de kollarının altında kocaman, kavisli ve kirli sarı nesneler tutuyordu, Ron'da bir de
süpürge vardı.
"Hangi cehennemdeydiniz?" diye bağırdı Harry.
"Sırlar Odası'nda," dedi Ron.
"Sırlar-ne?" dedi Harry, onlardan önce dengesizce durarak.
"Ron'du, hepsi Ron'un fikriydi!" dedi Hermione nefes almadan. "Kesinlikle mükemmel, değil mi?
Oradaydık, sen gittikten sonra, Ron'a eğer baĢka bir tane ele geçirirsek, ondan nasıl kurtulacağız?
Hala kupadan kurtulamadık! Ve sonra buldu! Basilisk!"
"Ne-?"
"Hortkuluklardan kurtulmak için bir Ģey," dedi Ron basitçe.
Harry'nin gözleri Ron'un ve Hermione'nin kollarındaki nesnelere kaydı: kavisli diĢler, boynuz, Ģimdi fark
etmiĢti, bunlar ölü basiliskin kafatasındandı.
"Ama oraya nasıl girdiniz?" diye sordu gözlerini diĢlerden Ron'a çevirerek. "Çataldili konuĢman lazım."
Ron boğazlanır gibi korkunç bir tıslama çıkardı.
"Bu senin madalyonu açtığın Ģekilde," dedi Harry'ye özür dilercesine. "Birkaç kere denemem gerekti,
ama," alçak gönüllülükle omuz silkti, "sonunda içerdeydik."
"O harikaydı!‖ dedi Hermione, "Harika!"
"Yani..." Harry devam etmeye çabalayarak. "Yani..."
"Yani bir Hortkuluk'u daha indirdik," dedi Ron, ceketinin altından Hufflepuff'un Kupası'nın kalanlarını
çıkararak. "Hermione sapladı. DüĢününce o yapmalıydı. Bu zevki daha tadamamıĢtı henüz."
"Dahice!" diye bağırdı Harry.
"Önemli bir Ģey değildi," dedi Ron, yine de kendinden memnun görünerek. "Senden ne haber?"
Tam cevap verecekken tepelerinde bir patlama oldu: Tavandan tozlar dökülürken yukarı baktılar ve
uzaklardan bir çığlık duydular.
"Tacın nasıl göründüğünü ve nerede olduğunu biliyorum," dedi Harry, hızlı hızlı. ―Benim eski Ġksirler
kitabımı sakladığım yere, insanların yüzyıllardır bir Ģeylerini sakladıkları yere saklamıĢ. Onu bulacak
tek kiĢi olduğunu düĢünmüĢ. Gelin."
Duvarlar titrerken diğer ikisini saklı giriĢe götürdü ve Ġhtiyaç Odası'nın merdivenlerinden indiler. Üç
kadın haricinde boĢtu: Ginny, Tonks ve güve-yemiĢ bir Ģapka takan ve Harry'nin hemen Neville'in
büyükannesi olduğunu fark ettiği yaĢlıca bir cadı.
"Ah, Potter," dedi gevrek gevrek, onu bekliyormuĢ gibi. "Neler olduğunu bize anlatabilirsin."
"Herkes iyi mi?" dedi Ginny ve Tonks aynı anda.
"Bildiğimiz kadarıyla öyle," dedi Harry. ―Domuz Kafası'na giden geçitte hala insan var mı?"
Hala içinde insanlar varken odanın dönüĢemeyeceğini biliyordu.
"Son geçen bendim," dedi Mrs Longbottom. "Mühürledim, düĢündüm ki, Ģimdi Aberforth barından
ayrıldığına göre, onu açık bırakmak akılsızlık olur. Torunumu gördün mü?"
"DövüĢüyordu," dedi Harry.
"Doğal olarak," dedi yaĢlı hanım gururla. "Pardon, gidip ona yardım etmeliyim."
TaĢ basamaklardan ĢaĢırtıcı bir hızla geçerek gitti.
Harry Tonks'a baktı.
"Teddi ile birlikte annenlerde olacağını sanmıĢtım?"
"Bir Ģey bilmeden durmaya dayanamadım-" dedi Tonks kederle. "O ona bakar-Remus'u gördün mü?"
"Zeminde bir grup savaĢçıyı yönlendirmeyi planlıyordu-"
BaĢka söze bakmadan, Tonks hızla çıktı.
"Ginny," dedi Harry, "Üzgünüm ama senin de gitmen lazım. Kısa bir süre. Sonra içeri dönebilirsin."
Ginny sığınağından ayrılmaktan memnun görünüyordu.
"Bir saniye bekle!" dedi Ron aniden. "Birini unuttuk!"
"Kim?" diye sordu Hermione.
"Ev cinleri, hepsi aĢağıda, mutfakta, değil mi?"
"Yani onları da dövüĢtürmemiz gerektiğini kastediyorsun?" diye sordu Harry.
"Hayır," dedi Ron ciddi ciddi, "Gitmeleri gerektiğini söylemeliyiz, bunu kastediyorum. BaĢka Dobby'ler
olsun istemeyiz, değil mi? Onlara bizim için ölmeleri emrini veremeyiz-"
Hermione'nin kollarından taĢan basilisk diĢleri tangırdadı. Ron'a koĢup boynuna dolandı ve
dudaklarından öptü. Ron da tuttuğu diĢleri ve süpürgeyi fırlatarak Hermione'yi karĢıladı ve büyük bir
istekle havaya kaldırdı.
"ġimdi sırası mı?" diye sordu Harry haffiçe ve Ron ile Hermione'nin birbirini daha sıkı sarmaları ve
sallanmaları dıĢında bir Ģey olmayınca, sesini yükseltti. "Hey! Orada bir savaĢ var!"
Ron ve Hermione ayrıldılar, kolları hala birbirine dolanmıĢtı.
"Biliyorum, dostum," dedi kafasının arkasından bir Bludger yemiĢ gibi görünen Ron, "ama Ģimdi ya da
asla, değil mi?"
"BoĢ ver, Hortkuluktan ne haber?" diye bağırdı Harry. "Biz tacı alana kadar öylece-öylece durmayı mı
düĢünüyordunuz?"
"Evet-haklısın-özür dilerim-" dedi Ron, o ve Hermione pembeleĢmiĢ suratlarla diĢleri toplamaya
baĢladılar.
Üst kattaki koridora döndüler, boĢtu, Ġhtiyaç Odası'nda geçirdikleri dakikalar içinde kalenin durumu
daha kötüye gitmiĢti: Duvarlar ve tavan her zamankinden kötü sallanıyordu; hava toz toprak dolmuĢtu,
Harry pencereden kalenin zemininin çok yakınlarından gelen yeĢil ve kızıl ıĢıkları gördü, Ölüm-
Yiyenler'in alana girmek için çok yakında olması gerektiğini biliyordu. AĢağı bakarken, sallanarak
geçen dev Grawp'ı gördü, tavanda çirkin yüzlü heykele benzeyen bir Ģey sallanıyordu ve o da
memnuniyetsizliğini kükrüyordu.
Yakında daha fazla çığlık yankılanırken "Umalım da birilerinin üstüne bassın!" dedi Ron.
"Bizden biri olmadığı sürece!" dedi bir ses: Harry dönüp Ginny ile Tonks'u gördü, ikisinin de asası
birkaç camı eksik pencereye dönüktü. Ġzlerken, Ginny kalabalık bir savaĢçı grubuna iyi-niĢanlanmıĢ bir
nazar gönderdi.
"Ġyi kız!" diye kükredi tozların içinden koĢarak onlara gelen bir Ģekil ve Harry Aberforth'u tekrar gördü,
küçük bir grup öğrenciyi idare ederken gri saçları dalgalanıyordu. "Kuzey mazgallarını kırmıĢ gibi
görünüyorlar, devleri de yanlarında getirmiĢler."
"Remus'u gördün mü?" diye seslendi Tonks onun ardından.
"Dolohov ile düello ediyordu," diye bağırdı Aberforth, "o zamandan beri görmedim!"
"Tonks," dedi Ginny, "Tonks, eminim iyidir-"
Ama Tonks Aberforth'un peĢinden toz bulutuna koĢtu.
Ginny elinden bir Ģey gelmez bir Ģekilde Harry, Ron ve Hermione'ye döndü.
"Hepsi iyi olacak," dedi Harry, boĢ sözler olduğunu bildiği halde. "Ginny, hemen geri döneceğiz,
sadece uzak dur, kendine dikkat et-gelin!" dedi Ron ve Hermione'ye ve arkasında Ġhtiyaç Odası'nın
yeni kiĢiyi beklediği uzayan duvar boyunca geri koĢtular.
Her Ģeyin saklandığı bir yere ihtiyacım var. Harry içinden bunu yalvardı ve oda oluĢunca üçü de içeri
koĢtu.
EĢikten geçip arkalarından kapıyı kapattıkları anda savaĢın gazabı sona ermiĢti: Her Ģey sessizdi.
Katedral büyüklüğünde ve Ģehir görünümünde bir yerdi, kule duvarları uzun zaman önce gitmiĢ
öğrenciler tarafından saklanan nesnelerdendi.
"Ve kimsenin içeri gireceğini fark edememiĢ mi?" dedi Ron, sesi dinginlikte yankılanırken.
"Tek olduğunu düĢünüyordu," dedi Harry. "Zamanında benim de eĢyamı saklamıĢ olmam onun için
çok kötü... bu taraftan," diye ekledi. "Sanırım burada, aĢağıda."
DoldurulmuĢ Trol'ü ve Draco Malfoy'un geçen sene korkunç sonuçlarla onardığı Kaybolan Dolap'ı
geçti, sonra tereddüt etti, ıvır zıvır yığınlarını Ģöyle bir süzdü; bir sonraki adımı hatırlamıyordu...
"Accio Taç!" diye bağırdı Hermione umutsuzca, ama onlara doğru uçan hiçbir Ģey yoktu. Oda,
Gringotts'taki kasalar gibi, saklı nesneleri kolaylıkla teslim etmiyor gibi görünüyordu.
"Ayrılalım." dedi Harry diğer ikisine. "Peruk ve sarık giyen yaĢlı bir adamın taĢ büstünü arayın! Bir
dolabın üzerinde ve kesinlikle burada bir yerde."
BitiĢik yollarda bir koĢu kopardılar; Harry ıvır zıvır yığınlarının ki -ĢiĢeler, Ģapkalar, kutular, sandalyeler,
kitaplar, silahlar, süpürgeler, sopalar vardı- arasından diğerlerinin adımlarının yankılarını
duyabiliyordu.
"Buralarda bir yerde," diye mırıldandı Harry kendine. "Buralarda... buralarda..."
Labirentin derinliklerine indikçe, önceki ziyaretinden tanıdık gelen nesnelere bakıyordu. Nefesi
kulaklarına gürültülü geliyordu ve sonra ruhunun titrediğini hissetti. Oradaydı, sağda, içinde eski
Ġksirler kitabını sakladığı büfe ve üstünde o vardı, tozlu, eski bir peruk ve çok eski, renksiz görünen bir
sarık giyen izli taĢtan büyücü.
Tam elini uzatmıĢtı ki, arkasından gelen "Dur, Potter." sesiyle birkaç adımda kalakaldı.
Yana kaydı ve döndü. Arkasında omuz omuza asaları Harry'ye çevrilmiĢ bir halde Crabbe ve Goyle
duruyordu. Gülen yüzlerinin arasındaki küçük boĢluktan Draco Malfoy'u gördü.
"Tuttuğun asa benim, Potter" dedi Malfoy kendininkini Crabbe ve Goyle arasındaki boĢluktan tutarak.
"Artık değil," dedi Harry tek solukta, asayı daha sıkı tutarak.
―Galipler, ellerinde tutar, Malfoy. Onları size kim ödünç verdi?‖
"Annem,‖ dedi Draco.
Bu durumda komik bir Ģey olmamasına rağmen Harry güldü. Ron ile Hermione'yi artık duyamıyordu.
Tacı arayarak duyacakları mesafeden çıkmıĢ görünüyorlardı.
"Siz üçünüz buraya Voldemort'suz nasıl geldiniz?" diye sordu Harry.
"Ödüllendirileceğiz," dedi Crabbe. Sesi o cüssedeki bir insan için ĢaĢırtıcı Ģekilde inceydi: Harry onu
konuĢurken nadiren duymuĢtu.
Crabbe büyük bir Ģeker torbası sözü verilen küçük bir çocuk gibi konuĢuyordu. "Geri döndük, Potter.
Gitmemeye karar verdik. Seni ona götürmeye karar verdik"
"Ġyi plan," dedi Harry küçümseyen bir takdirle. Bu kadar yakınken Malfoy, Crabbe ve Goyle tarafından
engelleneceğine inanamıyordu. YavaĢça kenardan Hortkuluk'un durduğu büstün bulunduğu yere
hareket etti. Kavga kopmadan onu bir alabilseydi..."
―Buraya nasıl girdiniz?" diye sordu onları oyalamak için.
"Geçen sene neredeyse Saklı ġeyler Odası'nda yaĢadım," dedi Malfoy nazikçe. "Nasıl girildiğini
biliyorum."
"DıĢarıdaki koridorda saklanıyorduk," diye hırladı Goyle. "ġimdi Hayalbozan Büyüsü yapabiliyoruz! Ve
sonra," yüzü aptal bir sırıtıĢla çarpıldı, Sen önümüze kadar geldin ve sacı aradığını söyledin! Saç da
nedir?"
"Harry?" Ron'un sesi birden Harry'nin sağındaki duvarın öteki yanından yankılandı. "Biriyle mi
konuĢuyorsun?"
Kamçılar gibi bir hareketle, Crabbe asasını eski mobilyaların, kırık kutuların, eski kitapların, cübbelerin
ve tanımlanamaz ıvır zıvırın elli ayaklık yükseltisine çevirdi ve bağırdı, ―Descendo!‖
Duvar sallandı ve sonra tepeden kopan parçalar Ron'un durduğu yandaki koridora doğru ufalandı.
―Ron!‖ diye böğürdü Harry, görünürde olmayan Hermione çığlık attı ve Harry dengesiz duvarın öteki
tarafında sayısız nesnenin yere çarptığını duydu. Asasını sura çevirdi ve "Finite!" diye haykırdı, sur
sabitlendi.
"Hayır!" diye bağırdı Malfoy, büyüyü tekrarlaması için Crabbe'in kolunu tutarak, "Eğer odayı harabeye
çevirirsen bu taç gibi Ģeyi gömebilirsin!"
"Ne var?" dedi Crabbe, Ģiddetle kendini kurtararak. "Karanlık Lord'un istediği Potter, sacı kim takar?"
―Potter onu almaya geldi,‖ dedi Malfoy saklamadığı bir sabırsızlıkla zor algılayan meslektaĢına. ―bu
demek oluyor ki—―
"Demek oluyor?" Crabbe de saklamadığı bir vahĢilikle Malfoy'a döndü. "Ne düĢündüğünü kim takar ki?
Artık senden emir almıyorum, Draco. Sen ve baban bittiniz."
"Harry?" diye bağırdı Ron tekrar, ıvır zıvır yığınının öteki tarafından. "Neler oluyor?"
―Harry?‖ diye taklit etti Crabbe. ―Neler oluyo—Hayır, Potter! Crucio!‖
Harry sarığa uzanmıĢtı; Crabbe'in laneti onu ıskaladı ama taĢ büste çarptı ve havaya fırlattı, taç da
havaya süzüldü ve nesne yığının tepesine, büstün indiği yere indi.
"DUR!" diye Crabbe'e bağırdı Malfoy, sesi muazzam odada yankılanıyordu. "Karanlık Lord onu canlı
istiyor-"
"Yani? Onu öldürmüyorum, değil mi?" diye kükredi Crabbe, Malfoy'un engelleyen elini savurarak.
"Ama yapabilirsem, yaparım, Karanlık Lord onu ölü de istiyor, fark n-?"
Hızla gelen kızıl bir ıĢın Harry'nin santimlerce yanından geçti, Hermione arkasından köĢeyi döndü ve
doğrudan Crabbe'in kafasına bir Sersemletme Büyüsü gönderdi. Malfoy'un onu kenara çekmesiyle
ıskaladı.
―Bu, bulanık! Avada Kedavra!‖
Harry Hermione'nin kenara eğildiğini gördü ve Crabbe'e yönelen öfkesi kafasındaki diğer her Ģeyi sildi.
Yalpalayan Crabbe'e bir Sersemletme daha gönderdi, Malfoy'un elindeki asayı vurarak onu düĢürdü,
asa kırık mobilya ve kemiklerden oluĢan dağın altına yuvarlandı.
"Onu öldürmeyin! ONU ÖLDÜRMEYĠN!" diye haykırdı Malfoy ikisi de Harry'ye niĢan almıĢ Crabbe ve
Goyle'a: Birkaç saniyelik tereddüt Harry'nin ihtiyacı olan her Ģeydi.
―Expelliarmus!‖
Goyle'ın asası elinden uçtu ve yanında nesnelerden oluĢan siperin arkasında kayboldu; Goyle aptalca
sıçradı ve geri almaya çalıĢtı; Malfoy, Hermione'nin ikinci Sersemletme Büyüsü'nün menzilinden kaçtı
ve aniden ortaya çıkan Ron Crabbe'e tam bir Beden-Kilitleme Laneti yolladı, ve az farkla kaçırdı.
Crabbe döndü ve tekrar haykırdı, "Avada Kedavra!" Ron yeĢil ıĢıktan kaçmak için görüĢ alanının
dıĢına sıçradı. Asasız Malfoy üç bacaklı bir gardırobun arkasında saklanırken Hermione saldırdı ve
Goyle'u bir sersemletme laneti ile vurmayı baĢardı.
"Buralarda bir yerde!" diye bağırdı Harry kıza, eski sarığın düĢtüğü eĢya yığınını iĢaret ederek. "Sen
ararken ben yardıma gideceğim, R-"
―HARRY!‖ diye çığlık attı.
Arkasında kükreyen ve kabaran bir gürültü ona uyarıda bulunmuĢtu. Döndü ve Ron ile Crabbe'in
koridor boyunca koĢabildikleri kadar hızlı koĢtuklarını gördü.
"Sıcak, değil mi?" diye kükredi Crabbe koĢarken.
Ama yaptığı Ģey üzerinde bir hakimiyeti yok gibiydi. Anormal büyüklükteki alevler onları takip ediyor,
eĢya siperlerini yalıyor ve dokunmasıyla un ufak küle dönüĢtürüyordu.
―Aguamenti!‖ diye bağırdı Harry, ama asasından çıkan su fıskiyesi havada buharlaĢıverdi.
―KOġUN!‖
Malfoy SersemlemiĢ Goyle'u kaptı ve sürüklemeye baĢladı; Crabbe hepsinden geride kalmıĢtı ve Ģimdi
korkmuĢ görünüyordu; Harry, Ron ve Hermione deli gibi koĢuyordu ve ateĢ onları takip ediyordu.
Normal bir ateĢ değildi. Crabbe Harry'nin bilmediği bir lanet kullanmıĢtı. KöĢeyi dönerken alevler
onların sanki canlı olduklarını seziyormuĢ ve öldürmeye hevesliymiĢ gibi takip ediyordu. ġimdi Ģekil
değiĢtiriyor ve dev ateĢ canavarlarına dönüĢüyordu: Alev yılanları, kimeralar, ejderhalar büyüdü ve
küçüldüler yine, ve yüzyılların tortusu havada uçuĢup diĢlerine, ağızlarına doldu, inferno tarafından yok
edilmeden önce pençeli ayaklarını savurdular.
Malfoy, Crabbe ve Goyle görünürden kaybolmuĢlardı: Harry, Ron ve Hermione sonlarına durdular,
ateĢten canavarlar etraflarını sarıyor, gitgide yaklaĢıyor, pençe, boynuz ve kuyruk savuruyordu, ve
sıcak etraflarını katı bir madde gibi sarmıĢtı.
"Ne yapabiliriz?" diye bağırdı Hermione alevlerin sağır eden gürültüsü bastırarak. "Ne yapabiliriz?"
―Buradan!‖
Harry yandaki yığından ağır görünen iki süpürgeyi kavradı ve birini arkasına Hermione'yi çeken Ron'a
fırlattı. Kendi de ayağını ikinci süpürgeye attı ve zemine sertçe vurarak havalandılar ve boynuz gagalı
bir raptorun kapanan çenesini ıskalayarak yukarıya süzüldüler. Duman ve sıcak bastırıyordu:
altlarındaki lanetli ateĢ nesiller boyunca aranan öğrencilerin kaçak eĢyalarını yakarken, binlerce
yasaklı deneyin suçluluk duygusu, odayı araĢtıran sayısız ruhun sırları, hepsi yanıyordu. Harry Malfoy,
Crabbe ve Goyle'dan hiçbir yerde iz göremiyordu. Bir an çapulcu ateĢ canavarların arasına dalıp onları
bulmayı denedi ama ateĢten baĢka hiçbir Ģey yoktu: Ölmek için ne korkunç bir yol... Bunu asla
istemezdi...
"Harry, hadi çıkalım, çıkalım!" diye böğürdü Ron, kara dumanlar kapıyı görmeyi imkansız kılarken.
Ve sonra Harry korkunç kargaĢanın, yıkan alev patlamalarının arasından zayıf, zavallı bir insan çığlığı
duydu.
"Bu-çok-tehlikeli!" diye haykırdı Ron ama Harry havada döndü. Gözlükleri dumandan ufak bir koruma
sağlıyordu, bir yaĢam belirtisi, henüz odun gibi kömürleĢmemiĢ bir uzuv arayarak ateĢ fırtınasının içine
daldı...
Ve onları gördü: Kollarında bilinçsiz Goyle ile Malfoy, ikisi de kömürleĢen sıralardan oluĢan kırılgan
kuleye tünemiĢlerdi ve Harry dalıĢa geçti. Malfoy geliĢini gördü ve bir kolunu kaldırdı, ama Harry onu
kavradığında dahi durumun iyi olmadığını biliyordu. Goyle çok ağırdı ve Malfoy'un kolu kazağı ile
kaplıydı, Harry'nin elinden kayıyordu-
"EĞER ONLAR ĠÇĠN ÖLÜRSEK, SENĠ ÖLDÜRECEĞĠM, HARRY!" diye kükredi Ron'un sesi ve büyük
ateĢten bir kimera altlarında atılırken, o ve Hermione Goyle'u süpürgelerine aldılar ve yükseldiler,
yuvarlanarak atıldılar, Malfoy da Harry'nin arkasına tırmandı ve onlar da tekrar havalandılar.
"Kapıya, kapıya yönel, kapıya!" Malfoy'un çığlığı Harry'nin kulaklarında çınlıyordu, ve Harry hızlandı
Ron, Hermione ve Goyle'u takip ederek, duman kabarıyordu ve nefes almak çok zorlaĢmıĢtı:
etraflarındaki her Ģey lanetli ateĢten canavarların kutlama yapar gibi, yanmamıĢ ve etrafı silip süpüren
alevlerce havaya fırlatmıĢ olduğu nesnelerdi: kupalar ve kalkanlar, parlayan bir madalyon ve eski,
renksiz bir sarık-"
"Ne halt ediyorsun, ne halt ediyorsun, kapı bu tarafta!" diye bağırdı Malfoy ama Harry aniden yana
saptı ve dalıĢa geçti. Taç yavaĢ çekimde düĢüyor gibiydi, dönüyor ve parlıyordu, esneyen bir yılanın
boğazına düĢerken onu aldı, bileğinin orada yakaladıHarry
yılan ona uzanırken aniden tekrar saptı; yukarı süzüldü ve doğruca; Ģükürler olsun ki; açık duran
kapıya yöneldi; Ron, Hermione ve Goyle kaybolmuĢtu, Malfoy çığlık atıyor ve acıtarak Harry'yi sıkıca
tutuyordu. Sonra dumanın arasından Harry duvarda dikdörtgen bir açıklık gördü ve o tarafa kırdı,
saniyeler sonra ciğerleri temiz havayla dolmuĢtu ve koridorun duvarına çarptılar.
Malfoy süpürgeden düĢtü ve yüz üstü yattı, güçlükle nefes alıyordu, öksürüyor ve öğürüyordu, Harry
yuvarlandı ve ayağa kalktı. Ġhtiyaç Odası'nın kapısı kayboldu ve Ron ile Hermione de hala bilinçsiz
olan Goyle'un yanında nefes nefese oturuyorlardı.
―C-Crabbe,‖ dedi Malfoy boğulurcasına, konuĢabildiği anda. ―C-Crabbe . . . ‖
―O öldü." dedi Ron sertçe.
Öksürük ve nefeslerle bölünen bir sessizlik oldu. Ardından büyük bir patlama kaleyi sarstı ve büyük,
Ģeffaf bir süvari alayı dört nala geçti, kollarının altındaki kana susamıĢ kafaları çığlık atıyordu. Harry
Kafasız Avı geçince etrafına baktı ve ayakları üzerinde sendeledi. Hala savaĢ devam ediyordu. Geri
çekilen hayaletlerinkinden daha fazla çığlık duydu. Birden içinde bir panik patlak verdi.
"Ginny nerede?" dedi sertçe. "Buradaydı. Ġhtiyaç Odası'na geri gideceğini sanıyordum."
―Vay canına, o yangından sonra hala böyle olacağını sanıyor musun?‖ diye sordu Ron, ama o da
kalktı, göğsünü ovaladı ve sağına soluna bakındı. "Ayrılıp arayalım-?"
"Hayır" dedi Hermione ayağa kalkarken. Malfoy ve Goyle umutsuzca zemine yığılıp kaldılar, asasız bir
halde.
―Ne? Ah evet—―
Tacı bileğinin hareketiyle çekti ve kaldırdı. Hala sıcaktı, isten siyah bir hal almıĢtı, ama daha yakından
baktığında üzerine dağlanmıĢ minik kelimeleri çözebildi: BÜYÜKLÜĞÜN ÖTESĠNDE BÜYÜK
ADAMLARIN HAZĠNESĠ VARDIR.
Taçtan kana benzeyen, karanlık ve donmuĢ bir madde sızıyordu.
Harry, cismin öfkeyle titrediğini hissetti ve ardından ellerinde parçalara ayrıldı, ve parçalandığında, en
soluk kesici, en mesafeli acı çığlığını duyduğunu zannetti, Ģatonun arazisinden değil de az önce
ellerinde parçalanan cisimden yankılanan ses.
―ĠblisateĢi olmalı!‖ diye inledi Hermione, gözleri kırılan parçanın üzerinde.
―Pardon?‖
―ĠblisateĢi—lanetli ateĢ—Hortkuluk‘ları yok eden öğelerden biri, ama ben hayatta, kullanmaya cesaret
edemezdim—Crabbe nasıl bildi de—―
―Carrowlar‘dan öğrenmiĢ olmalı,‖ dedi Harry merhametsizce.
―Nasıl durduracaklarından bahsederken konsantre olmamıĢ olması yazık, gerçekten de,‖ dedi saçları
Hermione‘ninki gibi yanık ve yüzü de kararmıĢ olan Ron.
―Ama farkında mısınız?‖ diye fısıldadı Hermione. ―Bu da Ģu anlama geliyor ki eğer sadece yılanı
yakalarsak—―
Ama çığlıklar ve feryatlar ve besbelli düello sesleri koridoru doldurduğunda kesmek zorunda kaldı.
Harry etrafına baktı ve kalbi baĢarısızlığa uğramıĢ gibi oldu; Ölüm Yiyenler Hogwarts‘a girmiĢlerdi.
Fred ve Percy az önce görüĢ alanına geri girmiĢlerdi, ikisi de maskeli ve kukuletalı adamlarla düello
ediyorlardı.
Harry, Ron ve Hermione yardım için ileri atıldılar: IĢık kümeleri her yöne doğru uçuyordu ve Percy ile
düello eden adam hızla gerileme düĢtü.: Ardından kukuletası kaydı ve uzun alnı ile yol yol kırlaĢmıĢ
saçlarını gördüler—
―Merhaba, Bakanım!‖ diye bağırdı, Percy, asasını düĢüren ve, korkunç rahatsızlık verici bir Ģekilde
cüppesine takılan Thicknesse‘ye muntazam bir uğursuzluk büyüsü göndererek. ―Ġstifa ettiğimden
bahsetmiĢ miydim?‖
―ġaka yapıyorsun, Perce!‖ diye bağırdı Fred, Ölüm Yiyen üç ayrı Sersemletme Büyüsü‘nün ağırlığının
altında çöktüğünde. Thicknesse, üzerine küçük çiviler saçılarak yere düĢtü; bir denizkestanesinin
Ģeklini almıĢ gibi görünüyordu. Fred, sevinçle Percy‘ye baktı.
―Gerçekten Ģaka yapıyorsun, Perce... Senin Ģaka yaptığını uzun zamandır duymamıĢtım—―
Hava yarıldı. GruplaĢmıĢlardı, Harry, Ron, Hermione, Fred ve Percy, bir tanesi SersemlemiĢ, ötekisi
Biçim DeğiĢtirmiĢ iki Ölüm Yiyen ayaklarının altındaydı; ve bu kısa sürenin bir parçasında, tehlike
çanları bir anlığına çalıyor gibi görünürken, dünya tersine dönmüĢtü, Harry havada uçtuğunu
hissediyordu, ve bütün yapabildiği, tek silahı olan ince ahĢap değneği olabildiğince sıkı tutmak, ve
baĢını kollarıyla korumaktı: Onlara ne olduklarını bilemeyerek, arkadaĢlarının çığlıkları ve feryatlarını
duydu—
Nihayet ıstırap ve yarı karanlık bütün her Ģeyin yerini almıĢtı: Korkunç bir saldırıya maruz kalmıĢ
koridorun enkazının altında yarı yanmıĢ haldeydi. Soğuk hava ona Ģatonun bir tarafının patladığını ve
sıcak yapıĢkanlık da yanağının bolca kanadığını söylüyordu. Ardından içine iĢleyen korkunç bir feryat
duydu, ne alevin ne de lanetin sebep olacağı Ģiddetli bir ıstırabın ifadesi olan, ve kalktı, sallanarak ve o
günün en büyük korkusuyla, belki, hayatının en büyük korkusuyla...
Ve Hermione enkazın altından sallanarak kalkıyordu ve üç kızıl saçlı adam duvarın parçalandığı yerde
beraberlerdi.
Harry, taĢın ve tahtanın üzerinden sendelediklerinde Hermione‘nin elinden tuttu.
―Hayır—hayır---hayır!‖ diye bağırıyordu birisi.‖Hayır! Fred! Hayır!‖ Ve Percy kardeĢini sallıyordu, Ron
ise onların yanında diz çökmüĢtü, ve Fred‘in gözleri, son gülüĢünün hayaleti hala yüzünde bomboĢ
bakıyordu.
OTUZ İKİNCİ BÖLÜM
YÜCE ASA
Dünya sona ermiĢti, neden o zaman savaĢ hala sona ermiyordu, neden Ģato korkunç bir sessizliğe
bürünmüĢtü ve her savaĢçı kollarını savaĢmamak üzere indirmiĢti.
Harry‘nin zihni kontrolden çıkmıĢ, boĢlukta düĢüyordu, imkânsızlığı yakalamaktan acizdi, çünkü Fred
Weasley ölmüĢ olamazdı, bütün hisleri yalan söylüyor olmalıydı—
Ve ardından bir vücut, okulun yan kısmında patlamada oluĢan delikten yere düĢtü ve lanetler
karanlıkta, arkalarındaki duvara çarparak ona doğru uçuĢtu.
―Yere yatın!‖ diye bağırdı Harry, daha çok lanet geceyi yarıp uçuĢtuğunda: O ve Ron, Hermione‘yi
yakalamıĢlardı ve onu yere çekmiĢlerdi, ama Percy Fred‘in cesedinin yanında yatıyor, onu daha fazla
zarardan koruyordu ve Harry ―Percy, hadi, gitmeliyiz!‖ diye bağırdığında kafasını salladı.―Percy!‖
Harry, abisinin omuzlarından tuttup çektiğinde gözyaĢı izlerinin Ron‘un yüzünü yol yol örterek
kirlettiğini gördü, ama Percy kımıldamıyordu.
―Percy, onun için bir Ģey yapamazsın! Gitmeli—―
Hermione çığlık attı ve Harry, sorma gereksiniminde bile bulunmayarak döndü. Küçük bir araba
büyüklüğünde devasa bir örümcek duvardaki kocaman delikten tırmanmaya çalıĢıyordu. Aragog‘un
torunlarından biri savaĢa katılmıĢtı.
Ron ve Harry aynı anda bağırdılar; büyüler çarptı ve canavar geriye uçtu, ayakları korkunç derecede
seğirdi ve karanlığa gömüldü.
―ArkadaĢlarını getirdi!‖ diye seslendi Harry diğerlerine, lanetlerin patlattığı duvardaki delikten Ģatonun
kıyısına bakarak. Ölüm Yiyen‘lerin ele geçirmiĢ olacağı, Yasak Orman‘dan salıverilmiĢ daha çok dev
örümcek, binaya tırmanıyorlardı. Harry, geriye yuvarlanıp görünürden kaybolsunlar diye öndeki
canavarı takipçilerinin üzerine itmek için onlara Sersemletme Büyüleri yolladı. Ardından daha çok lanet
Harry‘nin üzerinden süzüldü, o kadar yakınlardı ki güçlerinin saçını sıyırdığını hissetti.
―Gidelim, ġĠMDĠ!‖
Hermione‘yi Ron‘la beraber ittirek, Harry, Fred‘in cesedini koltuk altına almak için öne doğru eğildi.
Percy, Harry‘nin ne yapmak istediğinin farkında, cesede sarılmayı bıraktı ve yardım etti: birlikte,
araziden üzerlerine uçan lanetlerden sakınmak için çömelerek, Fred‘i yoldan çektiler.
―Buraya,‖ dedi Harry ve onu daha önce bir zırh takımının durduğu oyuğa yerleĢtirdiler. Fred‘e olması
gerektiğinden bir saniye bile daha fazla bakmaya dayanamıyordu ve vücudun iyice saklı olduğundan
emin olduktan sonra, Ron ve Hermione‘nin arkasından, Malfoy ve Goyle‘un kayboldukları, Ģimdi ise
tozla ve düĢen taĢlarla dolu, pencerelerdeki camların çoktan yok olduğu koridorun sonuna foğru yol
aldı. Dost mu düĢman mı olduklarını bilemediği birçok insanın sağa ve sola koĢuĢturduklarını gördü.
Percy, köĢeyi dönerek boğa gibi bir gürlemeyle: ―ROOKWOOD!‖ diye bağırdı ve bir grup öğrenciyi
kovalayan uzun bir adamın istikametine doğru koĢtu.
―Harry, buraya!‖ diye çığlık attı Hermione.
Ron‘u bir goblenin arkasına çekmiĢti. GüreĢiyorlarmıĢ gibi görünüyorlardı ve bir anlığına Harry onların
tekrar seviĢtiklerini düĢündü; ardından Hermione‘nin, Ron‘un Percy‘nin peĢinden koĢmasını
engellediğini gördü,
―Beni dinle—BENĠ DĠNLE RON!‖
―Yardım etmek istiyorum—Ölüm Yiyen‘leri gebertmek istiyorum—―
Yüzü buruĢmuĢ, toz ve ise bulanmıĢtı, öfkeden ve üzüntüden titriyordu.
―Ron, bunu sona erdirecek olan yegâne kiĢiler bizleriz! Lütfen—Ron—yılana ihtiyacımız var, yılanı
öldürmeliyiz!‖ dedi Hermione.
Ama Harry, Ron‘un nasıl hissetiğini biliyordu: Bir baĢka Hortkuluk‘u elde etmeye çalıĢmak onun
intikam açısından tatmin etmeyecekti; o da savaĢmak istiyordu, onları cezalandırmak, Fred‘i
öldürenleri cezalandırmak ve diğer Weasley‘leri bulmak istiyordu ve herĢeyin ötesinde, emin olmak,
Ginny‘nin hala hayatta—ama bu fikrin zihninde oluĢmasına izin vermemeliydi—
―SavaĢacağız!‖ dedi Hermione. ―Yılana ulaĢmamız lazım! Ama yapmamız gereken Ģ-Ģeyden
kopmayalım! Biz bunu bitirecek tek kiĢileriz!‖
O da ağlıyordu ve konuĢtuğunda yüzünü yırtık, alazlanmıĢ giysinin yeniyle sildi, ama hala Ron‘u
sımsıkı tutarak ve kendini sakinleĢtirmek için derin nefesler alarak Harry‘ye döndü. ―Voldemort‘un
nerede olduğunu öğrenmelisin, çünkü yılanı da yanında tutuyordur, değil mi? Hadi, Harry—onun içine
bak!‖
Neden bu kadar kolaydı? Yara izi saatlerdir yandığı ve Voldemort‘un zihnini göstermek için yanıp
tutuĢtuğu için mi? Onun emriyle gözlerini kapattı ve birden çığlıklar ve patlamalar ve savaĢın bütün
ahenksiz sesleri boğuldu, ta ki mesafeleri uzaklaĢana dek, sanki uzaktaydı, onlardan çok uzakta...
Duvarlarda soyulmuĢ duvar kağıtlarının olduğu ve bir tanesinin dıĢında bütün camların tahtayla
kapatılmıĢ olduğu virane ama tanıdık bir odanın ortasında duruyordu.
ġatoya yapılan saldırının sesleri boğuk ve uzaktı. Kapatılmayan tek pencere, uzaktaki Ģatonun
bulunduğu yerden gelen patlamaların ıĢığını açığa vuruyordu, ama odanın içi, tek bir yağ lambasının
ıĢığının dıĢında karanlıktı.
Asasını parmaklarının arasında döndürerek izliyordu, düĢünceleri Ģatodaki odaya odaklanmıĢtı, onun
bir zamanlar bulduğu gizli oda, Sırlar Odası gibi, bulmak için akıllı ve kurnaz ve de meraklı olman
gereken oda.
...Oğlanın tacı bulamayacağından emindi... Aslında Dumbledore‘un kuklası onun beklediğinden daha
ileri gitmiĢti... çok ileri...
―Lord‘um,‖ dedi hayal kırıklığına uğramıĢ ve çatlak bir ses. Döndü: Lucius Malfoy, en karanlık köĢede
oturuyordu, pejmürde ve oğlanın son kaçıĢından sonra maruz kaldığı cezaların izlerini hala taĢıyordu.
Bir gözü kapalı ve ĢiĢikti. ―Lord‘um… lütfen… oğlum…‖
―Eğer oğlun öldüyse, Lucius, bu benim suçum değil. Gelip bana katılmadı, Slytherin‘lerin geri kalanı
gibi. Belki Harry Potter‘la arkadaĢ olmaya karar vermiĢtir?‖
―Hayır—asla,‖ diye fısıldadı Malfoy.
―Öyle olmadığını ummalısın.‖
―Potter‘ın sizin değil de baĢka birinin elinde öleceğinden kork—korkmuyor musunuz?‖ diye sordu
Malfoy, sesi titreyerek. ―Bu savaĢı durdursanız, Ģatoya girseniz ve onu k-kendiniz arasanız… beni
affedin… daha tutumlu… olmaz mı?‖
―Numara yapma Lucius. SavaĢı kendi oğlunun nerede olduğunu araĢtırmak için durdurmak istiyorsun.
Gece bitmeden, Potter beni aramak için gelecek.‖
Voldemort bakıĢlarını bir kez daha parmaklarındaki asaya çevirdi. Ona sıkıntı veriyordu… ve Lord
Voldemort‘a sıkıntı veren bütün Ģeylerigözden geçirilmeliydi…
―Git ve Snape‘i getir.‖
―Snape mi, L-Lordum?‖
―Snape. Hemen. Ona ihtiyacım var. Ondan isteyeceğim bir ---hizmet—var. Hadi.‖
KorkmuĢ halde, karanlığa doğru biraz tökezleyerek, Lucius odayı terketti.
Voldemort parmaklarının arasında asayı döndürüp, dik dik bakarak orada durmaya devam etti.
―Bu tek çare, Nagini,‖ diye fısıldadı ve etrafına baktı ve muazzam yılan orada, Ģimdi havada asılı
halde, zarafetle kıvrılıyor, parlayan bir kafes ile depor arasında görünmez bir alanın olduğu ona ayrılan
büyülü mekanda korunuyordu.
Güçlükle soluyarak, Harry geri geldi ve kulağına savaĢın çığlıklarının ve feryatlarının, çarpmalarının ve
patlamalarının nüfuz ettiği anda gözlerini açtı.
―Bağıran Baraka‘da. Yılan onunla, etrafında bir tür büyülü koruma var. Lucius Malfoy‘u Snape‘i
bulması için yolladı.‖
―Voldemort Bağıran Baraka‘da oturuyor mu?‖ dedi Hermione, nefretle. ―SavaĢmıyor bile?‖
―SavaĢması gerektiğini düĢünmüyor,‖ dedi Harry. ―Benim ona gideceğimi düĢünüyor.‖
―Ama neden?‖
―Hortkuluk‘ların peĢinde olduğumu biliyor—Nagini‘yi yakınında tutuyor— belli ki o Ģeye yaklaĢmak için
onun yanına gitmem gerektiğini biliyor—―
―Evet,‖ dedi Ron, omuzlarını dikleĢtirerek. ―Sen gidemezsin, onun istediği bu, onun beklediği bu.
Burada kalıyorsun ve Hermione‘ye göz kulak oluyorsun, ben gidiyorum ve—―
Harry, Ron‘un sözünü kesti.
―Siz burada kalıyorsunuz, ben Pelerin‘in altında gideceğim ve en kısa sürede—―
―Hayır,‖ dedi Hermione. ―eğer ben Pelerini alıp gidersem mantıklı olur ve—―
―Bunu düĢünme bile,‖ diye hırladı Ron ona.
Hermione, ―Ron, benim bunu yapacak kabiliyetim en az—― cümlesinden öteye gidemeden üzerinde
durdukları merdivenin ucundaki goblen açıldı.
―Ġki maskeli Ölüm Yiyen orada duruyorlardı, ama asalarını tam olarak doğrultamadan Hermione
―Glisseo!‖ diye bağırdı.
Ayaklarının altındaki merdivenler yassılaĢıp kaydırak halini aldı ve o, Harry ve Ron hızla atıldılar,
hızlarını kontrol altına alamıyorlardı, Ölüm Yiyenlerin Sersemletme Büyüleri ise kafalarının üzerinden
uçacak kadar hızlıydılar. Dipteki gizli goblenden hızla geçtiler ve karĢıdaki duvara çarparak yere
düĢtüler.
―Duro!‖ diye bağırdı Hermione asasını goblene yönelterek ve goblen taĢa dönüĢtüğünde ve Ölüm
Yiyenlerin çarptığına dair iki yüksek çirkin ses yükseldi.
―Geri çekilin!‖ diye bağırdı Ron; beraberinde o, Harryry ve Hermione, Profesör McGonagall‘ın önünde
bir sürü dört nala koĢan masa yanlarından geçebilsin diye kendilerini bir kapıya yasladılar. Onları
görmemiĢ gibiydi. Saçı açılmıĢtı ve yanağında bir kesik vardı. KöĢeyi döndüğünde onun çığlığını
duydular, ―HÜCUM!‖
―Harry, Pelerin‘i giymelisin,‖ dedi Hermione. ―Bizi boĢ ver—―
Harry, üçünün üstünü örttü, ancak havaya asılı toz yığını, düĢen taĢlar ve uçuĢan lanetler arasında
gizlenmemiĢ ayaklarının görülüp görülmeyeceğini merak etti.
Bir sonraki merdivenden koĢarak geçtiler ve kendilerini düello edenlerle dolu bir koridorda buldular.
Maskeli ve maskesiz Ölüm Yiyenler, öğrenci ve öğretmenlerle düello ederken savaĢçıların her iki
yanındaki portreler nasihat ve cesaret veren sakinlerle dolup taĢmıĢtı, Dean kendine yeni bir asa
bulmuĢtu, o Dolohov‘la, Parvati Travers‘la yüz yüzelerdi. Harry, Ron ve Hermione bir anda asalarını
kaldırdılar, çarpıĢmaya hazırlardı ama düellocular o kadar çok zikzak yapıyorlar ve etraflarına
bakmadan koĢuyorlardı ki, lanet kullansalar masumları yaralama ihtimali çok fazlaydı. Ayrı durup fırsat
kolladıklarında büyük bir ―Vınnnnnnnnnn!‖ sesi duyuldu ve Harry, Peeves‘in üzerlerinden uçtuğunu
gördü.Ölüm Yiyen‘lerin üzerine Kılçırpı tohumları atıyordu, onların da kafaları ĢiĢman kurtlara
benzeyen solucan gibi kıvrılan yeĢil yumrular tarafından içine çekiliyordu.
―Aaah!‖
Bir avuç dolusu yumru Ron‘un kafasındaki Pelerin‘i vurmuĢtu; Ron onların gitmesi için sallandığında
yeĢil tohumların isi normal olmayan bir Ģekilde havada asılı kaldı.
―Orada görünmez biri var!‖ diye bağırdı maskeli Ölüm Yiyen, asasını doğrultarak.
Dean, Ölüm Yiyen‘in dikkatini nerdeyse onu Sersemletme Büyüsü ile devirerek dağıttı; Dolohov
intikamını almaya kalkıĢtı ve Parvati ona bir Vücut Bağlama Laneti gönderdi.
―GĠDELĠM!‖ diye bağırdı Harry ve o, Ron ve Hermione Pelerin‘i sıkıca etraflarında sarmalayarak
kafaları aĢağıda Kılçırpı suyunun oluĢturduğu küçük havuzda kayarak, süratle savaĢanların arasından
uzaklaĢıp, mermer merdivenin tepesinden giriĢ salonuna girdiler.
―Ben Draco Malfoy‘um. Ben Draco, sizin tarafınızdayım!‖
Draco üst kattaydı ve bir baĢka maskeli Ölüm Yiyen‘e yalvarıyordu.
Harry, geçerlerken Ölüm Yiyen‘i Sersemletti. Malfoy etrafına bakındı, sevinçle kurtarıcısını arıyordu ve
Ron Pelerin‘in altından ona bir yumruk attı. Malfoy sırtüstü Ölüm Yiyen‘in ayakucuna düĢtü, ağzı
kanıyordu ve son derece aklı karıĢmıĢtı.
―Bu geceyle birlikte hayatını ikinci kez kurtarıĢımız, seni iki—yüzlü piç kurusu!‖ diye bağırdı.
Merdivenlerde ve giriĢte daha çok düellocu vardı. Ölüm Yiyenler her yerdeydi. Harry bakındı: Yaxley,
ön kapıya yakındı, Flitwick‘le mücadele ediyordu, maskeli bir Ölüm Yiyen hemen yanında Kingsley‘le
düello ediyordu. Öğrenciler her yöne koĢuĢturuyorlardı; bazıları yaralanmıĢ arkadaĢlarını taĢıyor ya da
sürüklüyordu. Harry maskeli Ölüm Yiyen‘e bir Sersemletme Büyüsü gönderdi; ıskaladı neredeyse az
daha kucak dolusu ġeytan Kapanı taĢıyan Neville‘i vuruyordu, Tentakula neĢeyle en yakın Ölüm
Yiyen‘e ilerledi ve onu sarmalamaya baĢladı.
Harry, Ron ve Hermione mermer merdiveni hızla geçtiler: sol taraflarındaki cam kase paramparça oldu
ve Slytherin‘in Bina puanlarını gösteren kum saatinin zümrütleri her yana saçıldı ve koĢan insanlar
kayıp sendelediler. Ġki vücut kafalarının üstündeki balkondan yere düĢtü, Harry dört ayaklı bir hayvan
olarak algıladığı gri bir lekenin ona koĢtuğunu gördü, diĢleriyle ısırıyordu.
―HAYIR!‖ diye bağırdı Hermione ve asasından çıkan sağırlaĢtırıcı bir patlamayla, Fenrir Greyback,
Lavender Brown‘un can çekiĢen vücudundan geriye sıçradı. Mermer tırabzanlara çarptı ve ayağa
kalkmaya çabaladı. Ardından parlak beyaz bir parıltı, kristal bir top çatırtıyla kafasının üstüne düĢtü ve
yere kıvrılıp bir daha hareket edemedi.
―Daha çok var bende!‖ diye bağırdı Profesör Trelawney tırabzanların üzerinden. ―Onları isteyen baĢka
biri varsa! Burada çok—―
Tenis raketininkine benzeyen bir hareketle, çantasından baĢka bir devasa kristal küre kaldırdı, asasını
havada salladı ve kürenin hızla salondan geçip bir pencereye çarpmasını sağladı. Aynı anda ağır
ahĢap giriĢ kapısı açıldı ve daha fazla devasa örümcek giriĢ salonuna daldı.
DehĢet çığlıkları havayı sardı: savaĢanlar; Ölüm Yiyenler ve Hogwarts sakinleri aynı anda ürktüler,
kırmızı ve yeĢil ıĢık kümeleri, daha ürpertici ve ĢahlanmıĢ halde gelen canavarların üzerine uçtu.
―DıĢarı nasıl çıkacağız?‖ diye bağırdı Ron çığlıkların üzerinden, ama ne Harry ne Hermione cevap
veremeden kenara yuvarlanmıĢlardı: Hagrid çiçekli pembe Ģemsiyesini savurarak merdivenlerden
aĢağı paldır küldür gelmiĢti.
―Onları incitmeyin, onları incitmeyin!‖ diye bağırdı.
―HAGRID, HAYIR!‖
Harry diğer her Ģeyi unuttu: Pelerinin altından fırladı, bütün salonu aydınlatan lanetlerden sakınmak
için eğilerek koĢtu.
―HAGRID, GERĠ DÖN!‖
Ama olanları gördüğünde Hagrid‘e yarı yarıya yakınlaĢmıĢ bile değildi: Hagrid örümceklerin arasında
yok oldu ve büyük bir koĢuĢturmayla, sürü halinde iğrenç bir hareketle, büyülerin birbiriyle karĢılaĢtığı
yerin ardına gerilediler, Hagrid ortalarında gömülmüĢtü.
―HAGRID!‖
Harry birinin kendi adını çağırdığını duydu, arkadaĢ mı düĢman mı umursamadı: Ön merdivenlerden
karanlık bahçeye koĢarak iniyordu, örümcekler avlarıyla sürü halinde uzaklaĢıyordu ve Hagrid‘i hiçbir
Ģekilde göremiyordu.
―HAGRID!‖
Örümcek sürüsünün ortasından devasa bir kolun sallandığını görebiliyormuĢ gibi geldi, ama
artlarından koĢmaya giriĢtiğinde, yolu, karanlıkta aĢağı doğru savrulan ve üzerinde durduğu yeri
titreten muazzam bir ayak tarafından kapatıldı. Yukarı baktı: Bir dev onun önünde duruyordu, on metre
yüksekliğinde, kafası gölgelerin arasında saklı, Ģato kapılarından gelen ıĢıkla aydınlanan ağaç
büyüklüğündeki incik kemikleri dıĢında hiçbir yeri görünmüyordu. Hızlı vahĢi bir hareketle, yukarıdaki
bir pencereyi devasa bir yumrukla parçaladı ve cam Harry‘nin üzerine yağarak onu kapının koruması
altına dönmeye zorladı.
―Aman – !‖ diye bağırdı Hermione, Ron ve o Harry‘e yetiĢtiğinde ve Ģimdi yukarıdaki pencereden
insanları yakalamaya çalıĢan deve baktı.
―YAPMA!‖ diye bağırdı Ron, asasını kaldırırken Hermione‘nin elini yakalayarak. ―Onu sersemletirsen
Ģatonun yarısını devirir –―
―HAGGER?‖
Grawp, Ģatonun köĢesinden yalpalayarak döndü; Harry Ģimdi ilk defa anlıyordu ki Grawp gerçekten de
ufak bir devdi. Üst katlardaki insanları ezmeye çalıĢan kocaman canavar diğer tarafa baktı ve gürledi.
Dev daha küçük türüne pat küt ilerlerken taĢ basamaklar titredi ve Grawp‘ın orantısız ağzı açık kalarak
sarı, yarı tuğla büyüklüğünde diĢlerini gösterdi; ve birbirlerinin üstlerine aslan vahĢiliğiyle kendilerini
attılar.
―KAÇIN!‖ diye gürledi Harry; devler güreĢirken gece çirkin çığlıklarla ve solumalarla doldu,
Hermione‘nin elini yakaladı ve Ron arkalarında bahçeye inen basamaklardan uçarak indiler. Harry
Hagrid‘i bulup kurtarma umudunu yitirmemiĢti; o kadar hızlı koĢtular ki yolları tekrar kesildiğinde
ormana giden yolu yarılamıĢlardı.
Etraflarındaki hava donmuĢtu: Harry‘nin nefesi göğsünd tıkanıpe katılaĢmıĢtı. ġekiller karanlıkta
hareket etti, yoğun siyahlık içindeki dönen figürler, Ģatoya doğru büyük bir dalgayla hareket ediyordu,
yüzleri kukuletalı ve nefesleri hırıltılıydı.
Ron ve Hermione arkalarındaki dövüĢ sesleri bir anda kesilirken, Harry‘nin yanına yaklaĢtı, yalnız Ruh
Emicilerin getirebileceği bir sessizlik gecenin üzerine kalın bir perde Ģeklinde düĢüyordu, Fred gitmiĢti
ve Hagrid kesinlikle ölüyordu ya da çoktan ölmüĢtü…
―Hadi, Harry!‖ dedi Hermione‘nin sesi çok uzaklardan. ―Patronuslar, Harry, Hadi!‖
Asasını kaldırdı, ama yavan umutsuzluk her tarafına yayılıyordu: Bilmediği daha kaç kiĢi ölü yatıyordu;
ruhu çoktan vücudunu terk etmiĢ gibi hissediyordu…
―HARRY, HADĠ!‖ diye bağırdı Hermione.
Yüzlerce ruh eminci yaklaĢıyordu, onlara doğru süzülüyordu, bir ziyafet vaadi gibi olan Harry‘nin
umudunu daha da yaklaĢarak emiyorlardı…
Ron‘un gümüĢ teriyerinin havaya fırladığını gördü, solukça parladığını ve yok olfuğunu gördü;
Hermione‘nin su samurunun havada döndüğünü ve solduğunu fark etti ve kendi asası elinde titredi,
neredeyse gelmekte olan hiçliği, hissizliği karĢılamıĢtı
Ve sonra gümüĢ bir yabani tavĢan, yaban domuzu ve bir tilki Harry, Ron ve Hermione‘nin baĢlarının
yanından süzüldü: Ruh emiciler yaratıkların yaklaĢmasına fırsat vermeden geri çekildi. Üç kiĢi daha
karanlıktan çıkagelmiĢ ve yanlarında durmuĢtu.
―ĠĢte böyle,‖ dedi Luna.
Karanlıkta yanlarında üç kişi daha katıldı, uzanmış asalarıyla Patronus yapmaya devam eden: Luna,
Ernie ve Seamus.
"Doğru," dedi Luna cesaretlendirircesine, sanki İhityaç Odası'na dönmüşlerdi de D.O. için alıştırma
yapıyorlardu. "Doğru, Harry... Hadi, mutlu bir şey düşün.
"Mutlu bir şey?" dedi, sesi çatlak çıkmıştı.“
"Hala buradayız," diye fısıldadı kız, "hala savaşıyoruz. Hadi ama, şimdi..."
Gümüşi bir kıvılcım çaktı, ardından zayıf bir ışık ve sonra var gücüyle harcadığı muazzam bir efor
sonucu, Hary'nin asasından çatak boynuzlu bir geyik fışkırdı. İleriye savruldu ve ruh emiciler sağa sola
dağıldılar, birden gece tekrar sakinleşti ancak etraftaki savaşın sesleri kulaklarda yükseliyordu.
"Ne kadar teşekkür etsem azdır," Luna, Ernie ve Seamus'a dönen Ron sallanarak.
Kükreme ve deprem gibi bir sarsıntıyla orman yönünde karanlıklar içinde başka bir dev çıkageldi,
hepsinden daha uzun bir sopayı sallıyordu.
"KOŞUN!" diye bağırdı Harry ama onlara bunu söylemeye gerek yoktu; hepsi dağıldı ve sadece bir
saniye sonra az önce bulundukları noktaya geniş bir ayak indi. Harry etrafına baktı: Ron ve Hermione
onu takip ediyordu ancak diğer üçü savaşın içinde kaybolmuştu.
"Menzilinden çıkalım!" diye haykırdı Ron, dev gecede yankılanan sopasını tekrar sallarken, karşıda
kızıl ve yeşil ışık patlamaları karanlığı aydınlatmaya devam ediyordu
"Şamarcı Söğüt," dedi Harry, "hadi!"
Her nasılsa bir anda her şeyi zihninden çıkardı, şu anda bir daha bakmayacağı bir köşeye tıktı: Fred
ve Hagrid'in düşüncesi, sevdiği insanlara saldığı dehşet, kalenin içinde ve dışındaki koşturmalar yılana
ve Voldemort'a ulaşmak için beklemeliydi, çünkü Hermione'nin de dediği gibi bunu bitirmenin tek yolu
buydu-"
Ölümün kendisini geride bıraktığına yarı inanır bir halde koştu, karanlıkta etrafında fışkırıp uçuşan
ışıkları, denize çarparmış gibi gelen sesleri, hava rüzgarsız olmasına rağmen Yasak Orman'dan gelen
hışırtıları yok sayarak: baş kaldırır gibi yükselen arazide, hayatında her zamankinden daha hızlı koştu,
büyük ağacı gören ilk o oldu, bir sırrı koruyan, kökleriyle ve kırbaç gibi savrulan dallarıyla Söğüt'ü.
Sık sık ve zorlukla nefes alan Harry Söğüt'ün sallanan dallarının yakınında yavaşladı, karanlığın
içinden düz gövdesine bakıp ağaç kabuğundaki ağacı hareketsiz kılacak yumruyu görmeye çalıştı.
Ron ve Hermione ona yetişti, Hermione nefes nefeseydi ve konuşamıyordu.
"İçeri-içeri nasıl gireceğiz?" diye nefes nefese konuştu Ron. "Onu-görebiliyorum-keşke-Crookshanks
tekrar-"
“Crookshanks?” diye hırıltıyla soludu Hermione, iki büklüm olmuş göğsünü tutuyordu. “Sen bir büyücü
müsün, yoksa nesin?”
“Ah—doğru—evet—”
Ron etrafına bakındı, yerde duran bir dala asasını dorultup "Wingardium Leviosa!" dedi. Dal yerden
yükseldi, bir hortuma yakanamış gibi havada döndü ve Söğüt'ün savrulan uğursuz dalları arasından
gövdesine yaklaştı. Köklerin yanında bir yere saplandı ve o anda kıvranan ağaç hareketsiz kaldı.
"Mükemmel!" dedi Hermione tek nefeste.
"Bekle."
Savaşın gürültü ve patırtısının havayı doldurduğu bir saniye boyunca, Harry tereddüt etti. Voldemort
ondan bunu yapmasını istiyordu, gelmesini istiyordu. Acaba Ron ile Hermione'yi bir tuzağa mı
yönlendiriyordu?
Ama gerçek acımasız ve net bir şekilde üzerine kapandı: ilerlemenin tek yolu yılanı öldürmekti, yılan
Voldemort neredeyse oradaydı ve Voldemort bu tünelin ucundaydı.
"Harry, biz geliyoruz, gir şuraya!" dedi Ron onu iterek.“
Harry ağacın kökleri arasındaki gizli toprak geçide geçti. Son girdiklerinden beri çok daha daralmıştı.
Tünelin tavanı çok alçaktı; öyle ki dört sene önce tünelden geçmek için eğilmeleri yeterliyken, şimdi
emeklemekten başka çareleri yoktu. Harry önce girdi, asası aydınlanmıştı, engellerle karşılaşmayı
bekliyordu ama karşılaşmadı. Sessizce ilerlerdiler, Harry'nin gözleri yumruğuyla tuttuğu asasından
çıkan sallanan ışıktaydı.
Sonunda tünel yukarı doğru eğim kazandı ve Harry ileride gümüşi bir ışık gördü. Hermione ayağından
şiddetle çekiştirdi.
"Pelerin!" diye fısıldadı. "Pelerin'i geçir!"
El yordamıyla arkasına uzandı ve kız kaygan bir kumaş bohçasını boş eline tutuşturdu. Sürünmenin
verdiği zorlukla "Nox," diye mırıldanıp asasının ışığını söndürdü ve soğuk bir ses ve parlayan yeşil bir
ışık görmeyi bekler ve bütün duyuları tetikte, her saniye bulunmayı bekleyerek elleri ve dizleri üstünde
devam etti.
Doğrudan, karşılarında bulunan odadan, tünelin açıklığını kapatan kutunun var olması sebebiyle
boğuk boğuk seslerin geldiğini duydu. Nefes almaya cesaret dahi edemeyen Harry, kenarda yavaş
yavaş girişe ilerledi ve duvar ile kutu arasındaki küçük yarıktan dikkatle bakmaya başladı.
İlerideki oda loştu, ama havada destek olmadan asılı duran, yaldızlı parlayan büyülü alanı içinde
dönüp kıvrılan, Nagini'yi görebiliyordu. Masanın kenarını ve bir asayla oynayan uzun, beyaz
parmakları da görebiliyordu. Sonra Snape'in konuşmasıyla Harry'nin kalbi birden titredi: Snape sinip
saklandığı yerden santimetrelerce uzaktaydı.
"Efendim, direnişleri kırılıyor...-“
"-ve senin yardımların olmadan gerçekleşiyor," dedi Voldemort yüksek, net sesiyle. "Yetenekli bir
büyücü olmana rağmen, Severus, şimdi çok fark yaratacağını sanmıyorum, Neredeyse sona ulaştık...
neredeyse."
"Çocuğu bulmama izin verin. Potter'ı getirmeme izin verin. Biliyorum, onu bulabilirim, Efendim. Lütfen.”
Snape yarığın önünden geçti ve Harry gözlerini Nagini'den ayırmayarak biraz geriledi, onu saran
korumayı aşabilecek bir büyü olup olmadığını merak ediyordu ama böyle bir büyü olduğundan
şüpheliydi. Başarısız bir hamle, yerini ele verirdi...
Voldemort ayağa kalktı. Harry şimdi onu, kızıl gözlerini, yassı, yılansı yüzünü, karanlıkta hafifçe
parlayan solgun benzini görebiliyordu.
"Bir sorunum var, Severus," dedi Voldemort yumuşakça.
"Efendim?" dedi Snape.
"Voldemort Yüce Asa'yı kaldırdı, orkestra şefi havasıyla, nazik ve olabildiğince dikkatli tutuyordu.
"Bu neden bende çalışmıyor, Severus?"
Sessizlik anında Harry yılanın dolanıp çözülüyormuş gibi hafifçe tısladığını duyabildiği sandı-yoksa
havayı yaran Voldemort'un ıslıksı nefes alışı mıydı?
"Efen-efendim?" dedi Snape boş boş. "Anlamıyorum. Siz-siz o asayla olağan üstü büyüler yaptınız."
Hayır," dedi Voldemort. "Olağan büyülerimi yaptım. Olağanüstü olan benim, asadan ziyade... hayır.
Söylendiği gibi mucizelerini açığa çıkarmadı. O kadar yıl önce Ollivander'dan aldığım asa ile arasında
hiçbir fark hissedemiyorum.“
Voldemort'un ses tonu derin, sakindi, ama Harry'nin yara izi zonklamaya, atmaya başladı: alnında bir
acı şekilleniyor, Voldemort'un içinde de kontrollü bir öfkenin şekillendiğini hissedebiliyordu.
"Fark yok," dedi Voldemort yeniden.
Snape bir şey söylemedi. Harry yüzünü göremiyordu. Adamın tehlikeyi farkedip farkedemediğini,
efendisini sakinleştirmek için doğru sözleri bulmaya uğraşıp uğraşmadığını merak etti.
Voldermot odada dolaşmaya başladı: saniyeler içinde sessizce Harry'nin görüş alanından çıkmıştı, acı
ve öfke Harry'yi sararken aynı ölçülü sesle konuşuyordu.
"Uzun ve detaylı olarak düşündüm, Severus... seni savaştan buraya neden çağırdığımı biliyor
musun?"
Ve bir saniyeliğine Harry, Snape'in yüzünü gördü. Gözleri büyülenmiş kafesinde duran Nagini’ye
kaymıştı.
―Hayır, Lordum, yalvarırım dönmeme izin verin. Ġzin verin Potter‘ı bulayım.‖
―Lucius gibi konuĢuyorsun. Ġkinizde Potter‘ı, benim anladığım gibi anlamıyorsunuz. Onun bulmaya
gerek yok. Potter‘ın kendisi bana gelecek. Onun zayıflığını biliyorum, anlıyorsun ya, büyük
hatalarından biri. Etrafındaki diğer kiĢilerin, zarar görmesini izlemekten nefret edecektir, çünkü
olanların kendisi yüzünden olduğunu o da biliyor. Ne pahasına olursa olsun, bunu durdurmak
isteyecektir. O gelecek.‖
―Fakat Lordum, sizden baĢka biri tarafından, yanlıĢlıkla öldürülebilir—‖
―Ölüm Yiyenler‘e talimatlarım tamamıyla açık. Potter‘ı yakalayın. ArkadaĢlarını öldürün—ne kadar
çoğunu öldürürseniz, o kadar iyi—fakat onu öldürmeyin.
―Ancak benim konuĢmak istediğim kiĢi sensin, Severus, Harry Potter değil. Benim için çok değerli
oldun. Çok değerli.‖
―Lordum sadece ona hizmet etmeye çabaladığımı biliyor. Fakat—gidip, çocuğu bulmama izin verin,
Lordum. Onu size getirmeme izin verin. Getirebileceğimi biliyorum—‖
―Sana söyledim, hayır!‖ dedi Voldemort ve pelerininin yerde kayan bir yılan gibi hıĢırtı çıkarmasına
sebep olarak, bir kez daha dönerken, Harry onun gözlerindeki kırmızı parıltıyı gördü ve yanan yara
izinin içinde Voldemort‘un sabırsızlığını hissetti. ―ġuanda beni ilgilendiren Ģey, Severus, en sonunda
çocukla karĢılaĢtığımda ne olacağı!‖
―Lordum, gayet aĢikâr, değil mi?‖
―Fakat bir sorun var, Severus. Var.‖
Voldemort durakladı ve Harry onu tekrar net bir Ģekilde, Snape‘e gözlerini dikmiĢ, beyaz parmakları
boyunca Yüce Asa‘yı kaydırırken görebiliyordu.
―Neden ben Harry Potter‘a yönelttiğim zaman, iki asa da baĢarısız oldu?‖
―Ben—ben bunu cevaplayamam, Lordum.‖
―Cevaplayamaz mısın?‖
Harry‘nin kafasına, sanki büyük bir çivi batmıĢ gibi hissettiren bir öfke saplandı: Acı yüzünden çığlık
atmamak için, yumruğunu zorla ağzına tıktı. Gözlerini kapadı ve ansızın Voldemort olup, Snape‘in
solgun yüzüne baktı.
―Porsukağacından yapılma asam istediğim her Ģeyi yaptı, Severus, Harry Potter‘ı öldürmek dıĢında. Ġki
kere baĢarısız oldu. Olivander iĢkence altında, ikiz çekirdeği anlattı, baĢka birinin asasını almamı
söyledi. Dediği gibi yaptım, fakat Lucius‘un asası Potter‘ın asasıyla karĢılaĢınca paramparça oldu.‖
―Be—Benim buna bir açıklamam yok, Lordum.‖
Snape Ģimdi Voldemort‘a bakmıyordu. Kara gözleri hâlâ koruyucu küresinde kıvrılmakta olan yılana
sabitlenmiĢti.
―Üçüncü bir asa aradım, Severus. Yüce Asa, Kader Asası, Ölüm Değneği. Bir önceki efendisinden
aldım. Albus Dumbledore‘un mezarından aldım.‖
Ve Ģimdi Snape Voldemort‘a bakıyordu ve Snape‘in yüzü alçıyla kaplıymıĢ gibi görünüyordu. Rengi
mermer beyazı ve öyle katıydı ki, konuĢtuğunda o boĢ gözlerin arkasında birinin yaĢadığını görmek
Ģok ediciydi.
―Lordum—çocuğa gitmeme izin verin—‖
―Zaferin benim olmasına ramak kaldığı bu uzun gece boyunca, burada oturdum,‖ dedi Voldemort, sesi
bir fısıltıdan çok az daha yüksekti, ―merak ederek, Yüce Asa‘nın olması gerektiği gibi olmayı;
efsanenin de dediği gibi, gerçek sahibi için iĢlemesi gerektiği gibi iĢlemeyi, neden reddettiğini merak
ederek… ve sanırım cevabını da biliyorum.‖
Snape konuĢmadı.
―Belki de sende zaten biliyorsundur? Sen akıllı bir adamsın, her Ģeye rağmen, Severus. Sen iyi ve
sadık bir hizmetkâr oldun ve bu olması gereken Ģeye üzülüyorum.‖
―Lordum—‖
―Yüce Asa bana tam anlamıyla hizmet edemedi, Severus, çünkü ben onu gerçek efendisi değilim.
Yüce Asa son sahibini öldüren büyücüye aittir. Albus Dumbledore‘u sen öldürdün. Sen yaĢadığın
sürece, Severus, Yüce Asa gerçekten benim olamayacak.‖
―Lordum!‖ diye karĢı çıktı Snape, asasını kaldırırken.
―BaĢka bir yolu olamaz,‖ dedi Voldemort. ―Asaya hükmetmeliyim, Severus. Asaya hükmetmeli ve en
sonunda da Potter‘a hükmetmeliyim.‖
Ve Voldemort Yüce Asa‘yı havada savurdu. Asa, Snape‘e hiçbir Ģey yapmadı. Snape, bir anlığına,
ölümünün ertelendiğini sanmıĢ gibi göründü: fakat az sonra Voldemort‘un niyeti açığa çıkmıĢtı. Yılanın
kafesi havada yuvarlanıyordu ve daha Snape, bağırmaktan baĢka bir Ģey yapmaya fırsat bulamadan,
kafes onun kafası ve omuzlarını tamamıyla kapladı. Ve Voldemort Çataldilinde konuĢtu.
―Öldür.‖
Korkunç bir çığlık geldi. Harry Snape‘in yüzünde kalan azıcık renginde, çekildiğini gördü; gözleri
kocaman açılıp, yılanın zehirli diĢleri boynunu delerken, büyülü kafesi üstünden atmayı baĢaramamıĢ,
ardından da dizleri çözülerek, yere düĢmüĢtü. Ve bunlar olurken yüzü daha da beyazlaĢmıĢtı.
―Bu olan için üzgünüm.‖ Dedi Voldemort soğuk bir Ģekilde.
Geri döndü; HüzünlüymüĢ ya da piĢmanlık duyuyormuĢ gibi görünmüyordu. Bu barakayı terk edip,
artık tamamen komutası altında olan bir asayla idareyi eline alabilirdi. Asasını, yukarı doğru kayan,
yılanı muhafaza eden yıldızlı kafese doğrultup, yere yan yatar bir Ģekilde düĢmüĢ, boynundaki
yaralardan kan fıĢkıran Snape‘ten uzaklaĢtırdı. Voldemort odadan, arkasına bir bakıĢ bile atmadan
kendinden emin adımlarla çıktı ve kocaman koruyucu küresinin içinde ki dev gibi yılanı da havada
yüzerek onun peĢinden gitti.
Tünele, kendi zihnine geri dönen Harry, gözlerini açtı; bağırmamak için çabalarken ısırdığı, kanayan
parmak boğumlarını ağzından çekti. ġimdi tahta kutu ile duvar arasındaki ufacık yarıktan bakıp, siyah
bir çizmenin içindeki ayağın yeri sarsıĢını izliyordu.
―Harry!‖ diye nefes alır gibi seslendi Hermione arkasından, fakat Harry çoktan görüĢünü kapatan tahta
kutuya asasını doğrultmuĢtu. Kutuyu Ġki üç santim kadar havaya kaldırdı ve sessiz bir Ģekilde yana itti.
Yapabildiği kadar sessizce, kendi baĢına odaya çıktı.
Bunu neden yaptığını, neden ölen adama yaklaĢtığını bilmiyordu: Snape‘in beyaz yüzünü ve
boynundaki kanlı yaranın kanamasını durdurmaya çalıĢan parmaklarını görünce ne hissettiğini de
bilmiyordu. Harry Görünmezlik Pelerini‘ni çıkarıp, kocaman olmuĢ siyah gözleri Harry‘yi görünce
çığlıklar içinde konuĢmaya çalıĢan, bu nefret ettiği adama yukarıdan baktı. Harry diz çöküp, ona doğru
eğildi ve Snape onu cübbesinin önünden yakalayıp, onu daha da yakına çekti.
Snape‘in boğazından korkunç, kulak tırmalayıcı, çağıltı sesi gibi bir ses çıktı.
―Al…bunu… Al…bunu…‖
Snape‘ten kandan daha baĢka bir Ģey daha akmaktaydı. GümüĢi mavi renkte, ne gaz ne de sıvı olan,
Snape‘in gözleri, kulakları ve ağzından akıyordu ve Harry de bunun ne olduğunu anladı, fakat ne
yapması gerektiğini bilmiyordu—
Hermione, yoktan sihirle var ettiği bir cam kabı Harry‘nin titreyen eline tutuĢturdu. Harry, gümüĢ renkli
maddeyi asasıyla kaldırıp onun içine koydu. Cam ĢiĢe ağzına kadar dolduğu ve Snape akacak kanı
kalmamıĢ gibi göründüğü zaman, Harry‘nin cübbesini tuttuğu eli gevĢedi.
―Bana…bak…‖ diye fısıldadı.
YeĢil gözler siyah gözleri buldu, fakat bir saniye sonra, karanlık gözlerin derinliklerindeki Ģey, onları
sabit, anlamsız ve boĢ bırakarak, görünürden kayboldu. Harry‘yi tutan el yüksek sesle yere çarptı ve
Snape bir daha hareket etmedi.
OTUZ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
PRENSİN HİKAYESİ
Harry, Snape‘in yanında dizleri üzerine eğilmiĢ halde ona bakarak duruyordu, ta ki aniden ona yakın
bir yerden yüksek, soğuk bir ses konuĢuncaya kadar, Voldemort‘un yeniden odaya girdiğini
düĢününce elindeki küçük ĢiĢeyi sımsıkı tutarak ayağa fırladı.
Voldemort‘un sesi duvarlardan yere kadar yankılanıyordu ve Harry onun Hogwarts‘a ve tüm çevre
araziye konuĢtuğunu, Hogsmeade sakinlerine ve savaĢanlara sanki arkalarında duruyor da nefesi
enselerindeymiĢ gibi duyabildiklerini anladı.
―SavaĢtınız,‖ dedi yüksek ve soğuk bir ses, ―kahramanca. Lord Voldemort cesaretin önemini bilir.‖
―Ancak ağır kayıplarınızı sürdürüyorsunuz. Bana direnmeye devam ederseniz, hepiniz teker teker
öleceksiniz. Bunun olmasını istemem. Dökülen her damla sihirli kan bir kayıp ve israftır.
―Lord Voldemort bağıĢlayıcıdır. Kuvvetlerime hemen geri çekilmeyi emrediyorum.‖
―Bir saatiniz var. Ölümünüzü saygınlıkla baĢınızdan atın. Yaralarınızı sardırın.‖
―ġimdi direk olarak Harry Potter, sana konuĢuyorum. Benimle kendin yüzleĢmek yerine arkadaĢlarının
ölmesine izin verdin. Yasak Orman‘da bir saat bekleyeceğim, bir saatin sonunda, eğer bana
gelmemiĢsen, eğer teslim olmamıĢsan, savaĢ yeniden baĢlayacak. Bu sefer kavgaya bizzat ben de
gireceğim, Harry Potter, seni bulacağım ve seni benden saklamaya çalıĢan her adam, kadın ve
çocuğu cezalandıracağım. Bir saat.‖
Hem Ron hem de Hermione, Harry‘e bakarken kafalarını çılgınca iki yana sallıyorlardı.
―Onu dinleme,‖dedi Ron.
―Her Ģey yoluna girecek,‖dedi Hermione çılgın gibi. ―Hadi--hadi Ģatoya dönelim, eğer o ormana gittiyse
yeni bir plan yapmak zorunda kalacağız--‖
Snape‘in vücuduna bir göz attı ve aceleyle tünel giriĢine yöneldi. Ron da onu takip etti. Harry
Görünmezlik Pelerinini toparladı ve Snape‘e baktı. Ne hissedeceğini bilemiyordu, sadece Snape‘in
nasıl öldürüldüğüne ve bunun sebebine karĢı duyduğu Ģoktan baĢka…
Tünel boyunca hiç konuĢmadan emeklediler; Harry, Ron ve Hermione‘nin kafalarının içinde de
kendisininkinde olduğu gibi Voldemort‘un sesinin çınlayıp çınlamadığını merak ediyordu.
Benimle yüzleĢmek yerine arkadaĢlarının ölmesine izin verdin. Bir saat boyunca Yasak Orman‘da
bekleyeceğim…Bir saat…
Küçük çatıĢmalar Ģatonun önündeki çimleri karmakarıĢık etmiĢti. GüneĢin doğmasına sadece bir
saate yakın zaman olmasına rağmen hala etraf zifiri karanlıktı. Küçük kayık büyüklüğünde yalnız bir
köpek, terkedilmiĢ bir Ģekilde önlerinde yatıyordu. Bunun dıĢında ne Grawp‘dan ne de ona
saldırandan bir iz yoktu.
ġato garip bir Ģekilde sessizdi. Artık çakan ıĢıklar, patlamalar, çığlıklar ya da bağırıĢlar yoktu.
TerkedilmiĢ giriĢ salonunda bayraklar kana bulanmıĢtı. Zümrütler yerdeki mermer parçaları ve odun
kıymıkları arasına saçılmıĢtı.
Tırabzanların bir bölümü havaya uçmuĢtu.
―Herkes nerede?‖diye fısıldadı Hermione.
Ron, Büyük Salon‘a giden tarafa yöneldi. Harry giriĢ kapısında durdu. Bina masaları kaldırılmıĢtı ve
oda tıklım tıklımdı. Hayatta kalanlar gruplar halinde kollarını birbirlerinin omuzlarına atmıĢ olarak
dikiliyorlardı. Yaralılar Madam Pomfrey ve bir grup yardımcı tarafından yükseltilmiĢ bir platformda
tedavi ediliyorlardı.
Firenze de yaralılar arasındaydı; göğsünden kan akıyordu ve ayakta duramaz halde uzandığı yerde
titriyordu.
Ölüler salonun ortasında bir sıra halinde uzatılmıĢtı. Harry, Fred‘in vücudunu göremiyordu çünkü etrafı
ailesi tarafından sarılmıĢtı. George baĢının yanına, diz üstü çökmüĢtü, Mrs Weasley, Fred‘in göğsüne
yaslanmıĢtı ve vücudu titriyordu. Mr Weasley gözyaĢları yanaklarından aĢağı boĢalırken karısının
saçlarını okĢuyordu.
Hiçbir Ģey demeden Harry, Ron ve Hermione yürüdüler. Harry, Hermione‘nin yüzü ĢiĢmiĢ ve leke leke
olan Ginny‘e yaklaĢtığını ve ona sarıldığını gördü. Ron, Bill ve Fleur‘a yaklaĢtı, Percy de Ron‘un
omzuna bir kolunu sardı. Ginny ve Hermione birlikte ailenin geri kalanına doğru yürüdüler, Harry
Fred‘in yanında uzanan ölü vücutları net olarak görebildi. Remus ve Tonks, solgun ancak huzurlu
görünüyordu ve büyülü karanlık tavanın altında sanki uyuyorlardı. Harry kapıya doğru yalpalayarak
yürürken Büyük Salon sanki uçmuĢ gitmiĢ, küçülmüĢ ve büzülmüĢ gibiydi. Nefes alamıyordu. Diğer
vücutlara bakmak, baĢka kimlerin onun için öldüğünü görmek istemiyordu. Weasleylere katılmaya
cesaret edememiĢti, mermer merdivenlerden koĢarak yukarı çıktı. Lupin, Tonks… Hiçbir Ģey
hissedemiyor olmak için yanıp tutuĢuyordu… Kalbini, iç organlarını, içinde çığlıklar atan her Ģeyi söküp
atabilmeyi isterdi…
ġato tamamıyla boĢtu; hayaletler bile Büyük Salon‘da yas tutan topluluğa katılmıĢ gibi görünüyordu.
Harry Snape‘in son düĢüncelerinin olduğu ĢiĢeyi sımsıkı tutarak hiç durmadan koĢmaya devam etti,
müdürün odasını koruyan taĢ oluk ağzına gelene kadar yavaĢlamadı.
―Parola?‖
―Dumbeldore!‖dedi Harry düĢünmeksizin, çünkü görmek istediği kiĢi oydu ve taĢ oluk kenara kayıp
arkasındaki helezon Ģeklindeki merdiveni açığa çıkardığında ĢaĢırıp kaldı.
Ancak Harry yuvarlak ofise girdiğinde bir değiĢiklik olduğunu gördü. Bütün duvarları kaplayan
portrelerin tamamı boĢtu. Hiçbir okul müdürü ya da müdiresi onu görmek için kalmamıĢtı; görünüĢe
göre hepsi neler olup bittiğini daha iyi görebilmek için Ģatonun içindeki diğer resimlere akın etmiĢti.
Harry çaresizce müdür koltuğunun tam arkasında duran Dumbedledore‘un boĢ portesine göz attı ve
sonra ona arkasını döndü. TaĢ DüĢünseli her zaman olduğu gibi camlı ve raflı dolapta duruyordu.
Harry onu masaya yerleĢtirdi ve Snape‘in hatıralarını kenarlarında antık iĢaretler olan bu sığ çanağa
döktü. BaĢkasının zihnine kaçmak kutsal bir rahatlama olacaktı… Snape‘in ona bıraktığı hiçbir Ģey
kendi düĢüncelerinden daha kötü olamazdı. GümüĢi beyaz hatıralar girdap yaparak dönmeye baĢladı,
ve Harry tereddüt etmeksizin, pervasız bir vazgeçmiĢlikle sanki bu yaptığı ona iĢkence eden acılarını
hafifletebilecekmiĢ gibi içine daldı.
Paldır küldür günıĢığına düĢtü ve ayakları ılık zemine değdi. Doğrulduğunda neredeyse ıssız bir oyun
alanında olduğunu gördü. Tek bir büyük çit çok uzaktaki ufuk çizgisine hükmediyordu. Ġki kız ileri geri
sallanıyorlardı ve sıska bir oğlan da onları bir çalı kümesinin ardından gözetliyordu. Siyah saçları
oldukça uzundu ve giysileri o kadar uyumsuzdu ki kasti olarak giyildiği düĢünülürdü: oldukça kısalmıĢ
kot, yetiĢkin bir adama ait olması gereken eski püskü devasa bir ceket ve iĢçi gömleğine benzeyen bir
gömlek.
Harry oğlana yaklaĢtı. Snape en fazla on yaĢında, soluk, minik ve sıska görünüyordu. Ablasından çok
daha yükseğe sallanmakta olan küçük kızı izlerken suratında gizlenmemiĢ bir açgözlülük vardı.
―Lily yapma!‖diye çığlık attı iki kızdan büyüğü.
Ancak kız salıncağın en yüksek anında kendini havaya bıraktı, havaya yükseldi, kelimesi kelimesine
havaya yükseldi, gülmekten kırılarak kendini havaya fırlattı ve oyun alanının asfaltına yapıĢmak yerine
bir trapezci gibi havada süzüldü, fazladan uzun bir süre havada kaldı ve yumuĢak bir Ģekilde sonunda
yere indi. |